No One Lives

Filmin yönetmen koltuğunda Ryûhei Kitamura‘nın olması filmi izlemem için başlı başına bir nedendi. Ancak Japon yönetmenin Amerika macerasının çokta iyi olduğunu söyleyemeyeceğim. Belkide bunun başlıca sebeplerinden biri hikayelerin Amerikalılar tarafından çekilmesi. Keşke Ryûhei Kitamura memleketinde kalsa da Versus, Aragami!, Azumi gibi filmler çıksa ortaya. No One Lives bir karmaşa ile başlıyor. Bunun en büyük sebebi karakterlerin fazlalığı. Tabi karakterler ortada sadece ölmek için var düşünmek için değil. Film hızlı bir giriş yapıyor. Emma Ward arkadaşlarını öldüren katilin elinden kaçmıştır. Tam koşup ana caddeye çıkacakken katilin kurduğu tuzağa yakalanır. Bu esnada elindeki cam parçası ile ağca yaşadığını belirten bir not bırakır.

The Collection

Saw serisinin senaristi olarak tanıdığımız Marcus Dunstan‘ın yönetmen olarak karşımıza çıkan ikinci filmi The Collection. The Collection yine yönetmenin The Collector adlı ilk filminin devam filmi olma özelliğine sahip. Bu aşamada ben ilk filmi izlemediğim için ilk film ile arasındaki bağlantıyı kuramayacağım. Burada ortak olarak öldüren katilden başla bir noktanın da ilk filme bağlandığını düşünmüyorum açıkçası. Gerçi ilk filmde bu film kadar konusuz ve amaçsız ise iki film birine bağlansa ne olur, bağlanmasa ne olur diyeceğim. Film korku filmi gibi gözükse de korku namına hiç bir leyle karşılaştırmıyoruz. Ne gerilim, ne korku yanımızdan bile geçmiyor. Bununla birlikte senaryoda çok fazla akla yatkın şeylerde yok. Peki filmde karşımıza çıkan ne? Sadece öldürülen parçalanan insanlar.

Back to Top