Etiket arşivi: Lyndsy Fonseca

The Ward

Filmin yönetmen koltuğunda John Carpenter ismini görmek bile ayrı bir zevk veriyor insana ve tabi ki büyük bir beklenti de oluşturuyor. Bunda Carpenter’in uzun süre sessiz kalması da etken tabi. Ancak Carpenter bu filmde biraz bizi ters köşe yapıyor. Bu film onun en iyi filmleri arasına girmeyecek ama en kötüsü olur mu sorusunu da gün ışığına çıkartıyor.

Peki bu film neden bekleneni vermiyor? Buna Carpenter’in daha etkileyici filmlerini de gördük diye yanıt verebilirim. Carpenter’in diğer filmlerine bakarsak bizi daha fazla içine aldığını görüyoruz. Fog, Christine, They Live  filmlerinde izleyicinin sanki kendinden bir parça bulup hikayeyi yaşadığını görüyoruz. Ancak The Ward bunu bize vermiyor.

Bunun başlıca nedeni The Ward’ın çoklu kişilik bölünmesini filme konu etmesi. Bu gibi bir senaryoda her ne kadar, müzikler çekimler güzel olsa da, izleyicinin kendini bulamadığı bir film olması sebebi ile film insanı pek etkileyemiyor. Bu konuda, yapılması gereken de, insanı korkutmaya daha fazla eğilmesi. Ancak The Ward bu onuda da eksik. Çünkü yeterli korku unsuru ve şiddet içermiyor.

Ancak filmde pek fazla klişe görmediğimiz için bir çok konuda bizi ters köşeye yatırıyor. Kristen karakteri akıl hastanesine yerleştikten sonra, aklımızdan türlü türlü senaryo geçiyor. Bunlardan, bu hastanenin perili olması (bu yöne kayıyor film), çalışanlarının garip olması, doktorların hastaları üzerinde deney yapıyor olması ki film bu konuda başarılı bir şekilde bizi ters köşe yapıyor. Final ise beklemediğimiz bir şekilde gelişiyor.

Ancak tüm bu ters köşelere, finalde de olan bitenin açıklanmasına rağmen bir çok soru işareti uyandırıyor izleyicinin aklında. Yani film temeli iyi oturtma yönüne giderken finali tam anlamıyla yapamıyor.

Kristen, bir evi yaktığı gerekçesi ile tutuklanır ancak psikolojik sorunları nedeniyle bir hastaneye tedavi / suçunu çekmek için yatırılıyor. Burada başka hastalarla da tanışıyor. Tabi her birinin ayrı sorunu var. Bu arada, geceleri de gizemli bir şeyler olmaya başlıyor.

Kristen, diğer kızların bazıları ortadan kaybolduğunda ise, onları bu gene gelen gizemli hayaletin olduğunu söylüyor ve işi araştırmaya başlıyor. Tabi araştırmaları sonunda da gizemli bir gerçeğe ulaşıyor.

Son söz olarak izlenemeyeecek bir filmde. Söz konusu Carpenter olunca da, usta yönetim ve kurguyu izlemek için izlenmesi gerekli.

Yönetmen: John Carpenter

Senarist: Michael RasmussenShawn Rasmussen

Oyuncular:

Amber Heard
Kristen
Mamie Gummer
Emily
Danielle Panabaker
Sarah
Laura-Leigh
Zoey
Lyndsy Fonseca
Iris
Jared Harris
Dr. Stringer

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt1369706/

http://theward.theofficialjohncarpenter.com/

 

Hot Tub Time Machine

Arada kalmış bir film Hot Tub Time Machine. Arada kalmış diyorum sevenler de sevmeyenlerde olacaktır. Bana sorarsanız ben filmi izlerken oldukça eğlendim. Yani bu bakımdan film amacına layık hareket etmiş. Ancak sinemada izlenecek kadar da iyi bir film değil Hot Tub Time Machine. Teknik açıdan zayıf, aynı şekilde hikaye, kurgu, atmosferi yansıtmak bakımından da sınıfta kalıyor. Oyunculuklar başarılı. Zaten kadrodan başka bir şey beklememek lazım.

Tabi tüm teknik zırvaları bir kenara bırakıp izlediğinizde filmden oldukça zevk alıyorsunuz. Bilhassa 80’leri görenler bilenler filmden daha fazla zevk alıyor. Çünkü hikayenin büyük bir kısmı 80’ler de geçiyor.

Adam sevgilisi tarafından terk edilmiş orta yaşlı biridir. Kardeşinin oğluna da bakmaktadır. Jacob ta kendini sanal aleme kaptırmış odasından hiç çıkmamaktadır. Adam tam o sırada çocukluk arkadaşlarının intihara teşebbüs ettiğini öğrenir. Adam, diğer arkadaşı Nick Webber ile birlikte arkadaşları Lou Dorchen’e ziyarete giderler. Orada arkadaşları Lou’yu rahatlatmak için büyüdükleri, karlı kaplı kasabaya gençliklerini yad etmeye gitmek için karar alırlar.

Bu üç kafadara Jacob’da katılır. Büyüdükleri kasabaya giderler ancak, kasabayı bıraktıkları gibi bulamazlar. Bu onlar için hayal kırıklığı olmuştur. Her zaman kaldıkları otel yaşlılar kampına dönmüştür adeta. Hayal kırıklığı eşliğinde her zaman kaldıkları odaya yerleşirler. Kafaları bir güzel çektikten sonra jakuziye atlıyorlar. Ancak sızıp ertesi sabah uyandıklarında kendilerini 1986 sabahında bulurlar.

Bu geçmişlerini düzeltmek için ellerine geçen büyük bir fırsattır. Ancak Jacob’ın tavsiyelerine kulak asarak her şeyi olduğu gibi yapma konusunda hem fikir olurlar. Ancak gelişen olaylar müdahale etmemeyi çok zor kılmaktadır. Bu arada zaman makinesi de arıza yapmıştır. Arada bir görünen zaman makinesi tamircisi de ayrı bir vakadır.

Müzik, uyuşturucu, alkol, seks, 80’leirn kendine has havası. Klişe gibi görülebilecek sahnelerle sadece dönemi bilenlerin gülebileceği bir film Hot Tub Time Machine. Küçük bir özet hangi tarihte olduklarına inanmayan kahramanlarımız, barda kızın birini çevirirler ve bulundukları tarihten emin olmak için Michael Jackson’ne renk diye sorarlar. Tabi anlatmakla olmuyor izlenmeli.

İzlerken zevk aldığım, yer yer içten güldüğüm, havada kalan senaryosuna rağmen eğlenceli bir film. Yaşıtlarım ve öncesi için kesinlikle tavsiyemdir Hot Tub Time Machine. Ancak zamanda yolculuğa kadar dişinizi sıkmanız lazım.

Aşağıda da filmden bir bonus olsun 😉 Birde söylemeden edemeyeceğim Jacob’a da gıcık oldum. Oğlum sen 80’lere dönmüşsün eve dönecem diye mızmızlanıyorsun. Bi kafa korum… Neyse…

Yönetmen: Steve Pink

Senarist:

Josh Heald
Sean Anders
John Morris

Oyuncular:

John Cusack Adam
Clark Duke Jacob
Craig Robinson Nick Webber
Rob Corddry Lou Dorchen
Sebastian Stan Blaine
Lyndsy Fonseca Jenny
Crispin Glover Phil

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt1231587/