Etiket arşivi: Mark Ruffalo

Avengers: Age of Ultron

Şimdi, Avengers çizgi romanlarını okumuş biri değilim. Tabi bu durumda da Age of Ultron hakkında ahkam kesecek bilgiye de sahip değilim. Zaten şu son filmlerden sonra Türkiye’ye çizgi romanları gelmeye başladı. Eskiden nerede bulacaktınız çizgi roman. Fi tarihinde gazeteler Tenten, Teksas, Tommisk, Swing gibi çizgi romanlar verirlerdi de öyle okurdur. Gazeteler de bu işten çekilince bunları temin edecek yer kalmadı pek.

Şimdi ben bu yazıya neden böyle başladım. Bir seri okumayanı olarak Avengers: Age of Ultron filmi olaylara bodoslama dalıyor. Filmi izlerken The Avengers ile arasında bir bölüm vardı da ben mi kaçırdım diye tereddütte kaldım. Film ne olup bittiği konusunda senaryo olarak hiç bir açıklamada bulunmuyor. Bu sebepten dolayı bende senaryoyu pek değerlendirmeyeceğim ama olması gereken şu ki, siz bir uyarlama yapıyorsanız bunu okumayanlar içinde yapıp bir bilgilendirme yapmalısınız. Okumaya devam et

Now You See Me

Transporter 2The Incredible HulkClash of the Titans gibi filmlerden tanıdığımız yönetmen ‘in son filmi Now You See Me. Film Türkiye’de “Sihirbazlar Çetesi” adıyla gösterime girmiş. Şöyle arkanıza yaslanıp sorgusuz sualsiz bir film izleyeyim diyorsanız bu film son dönem yapılan filmler içerisinde birebir. Ancak çını da belirtmeliyim ki film her ne kadar akıcı ve soru işretleri uyandırarak gitse de kafa yorduğunuz zaman bol bol soru işaretleri bırakıyor arkasında. Ancak nasıl olsa filmdeki karakterler sihirbaz/ilizyonist deyip pek kafa yormuyorsunuz. Bunu bilen yönetmenler de işin bu kısmına odaklanmışlar.

Cümlelere başlamadan önce belirtmek lazım ki filmde sağlam bir kadro var. Sırf bu kadro için zaten film izlenir. Bu açıdan oyunculuklar konusunda pek bir sıkıntı yok. Bir iki karakter oturmamış sadece. Hikaye de iyi ama kurgu o kadar karışık yapılmış ki bazen takip etmekte zorlanıyorsunuz. Tabi yapılan şovları, kullanılan malzemeleri ve efekleri gördüğünüzde karakterlerin bunları nasıl yaptığı soru işareti sürekli aklınızda dolaşıyor. Okumaya devam et

Margaret

Film IMDB ve festival sitesinde 2011 yapımı olarak çıkıyor karşımıza. Bende 2011 yapımı diye filmi izlemeye koyuldum. İlk verdiğim tepki liseli ergen rolünde ‘i gördüğümde verdiğim tepkiydi. Tabi buna bir de Matt Damon‘un genç halini görünce film benim için soru işretleri oluşturmaya başladı. Daha sonra yaptığım araştırmalar sonunda ise filmin aslında 2005 yılında çekimlerinin bittiğini ve hukiki sebeplerden dolayı vizyona girmemiş olduğunu öğrendim Bu durum açıkçası film hakkındaki yorumlarımı da bir nebze olsun değiştirdi.

Tabi bu eleştiriler Anna Paquin’in bu role gidip gitmediği yönünde yoğunlaşıyordu bu konudan bahsetmek zorunda kalmayacağım burada. Filmin süresi iki buçuk saat ve bana oldukça uzun geldi. Yönetmenin dediğine göre film üç saatmiş ve insanlar izlerken sıkılacağı için kesintiye uğratmış filmi. Filmin kesintiye uğradığı da belli oluyor. Ancak bu konu için bu kadar uzun bir süre lazım mıydı sorusunu soruyorum kendime. Film çok kez kendisini takrar ediyordu. bir çok sahnede dejavu hissi yaşadım. Elbetteki 100 dakikaya da bu film rahatlıkla sığdırılabilirdi. Okumaya devam et

The Avengers

Marvel’in tüm çizgileri piyasaya uyarlandığında bakıldı ki getirisi büyük biz bunun devamını çekelim dediler. Marvel zaten bunları bir araya toplamıştı. Bunları daha çok insanın izlemesi için ekrana taşımak elbetteki bazı sorunları da bir araya getirdi. En başta benim aklıma gelen soru ise bunların bir şekilde bir arya getirilmesi oldu. Aynı zaman ve aynı mekanda tamam her şey çök güzel ama yer yer kendi başlarına olan filmlere gönderme yaparken, diğer filmlerde, diğer karakterlere azda olsun yer verilmemesi benim aklımda soru işaretlerine sebep oldu. Nasıl mı?

Mesela Iron Man’de de dünya, ülke tehdit altında ama aynı zamanda yaşayan (yaşadığını gördüğümüz) diğer süper kahramanlar neredeydi? Bari her filmde diğerlerinin isimleri de geçseydi de bende bu şekilde gereksiz bir meraka kapılmasaydım. Ama bu filmde diğer filmlere göndermeler yaparken insan ister istemez, bu soruyu da soruyor. Gerçi ileriye dönük filmler listesi de var belki bu açığı kapatabilirler. Okumaya devam et

The Kids are All Right / İki Kadın Bir Erkek

Festivalin iyi filmlerinden Oscar’ın ise sönük filmlerinden The Kids are All Right. Zaten Oscar’dan başarı çıkmasını beklemek bu film için büyük bir mucize olurdu. Gerçi nasıl oldu da aday oldu o da ayrı bir konu.

Film konusu bakımından da oldukça ilginç. Bu ilginçlik işleniş, senaryo, oyunculuk ve yönetimle de üst düzeye çıkmış. Lezbiyen bir ailenin hayatlarına göz atıyor. Jules ve Nic, Joni ve Laser adlarında iki çocuğa sahiptirler. Kaliforniya’da yaşamaktadırlar. İki kadın, sperm bağışı yoluyla hamile kalmış. Joni, 18 yaşına gelmiş liseyi bitirmiş yakın zamanda üniversiteye başlayacaktır. Kardeşi Laser ise 15 yaşındadır. Laser donörlerinin kim olduğunu merak etmektedir. Joni kardeşine yardımcı olur ve donörleirni bulur. Öncelikle bunlardan annelerine bahsetmezler.

Joni ise kötü bir çocuk ile arkadaşlık etmektedir. Anneleri bunun önüne geçmek için adım atarlar ancak öğrenmek istedikleri aslında oğullarının gay olup olmadığıdır. Her na kadar bu konuya ön yargılı yaklaşmamaya çalışsalar da bir nebze olsun tedirginliği hissedebiliyorsunuz. Bu sebepten dolayı da Joni annelerine donörleri ile buluştuğunu söyler.

Jules ve Nic çocuklarının bu merakını haklı bulur. Bu adamın kim ve nasıl biri olduğunu öğrenmek için onunla tanışırlar. İster istemez çocukların biyolojik babaları Paul’de aileye katılmıştır. Tabi bu kişinin varlığı bu iyi gibi görünen çekirdek ailenin düzenini bozar. Her bir karakter, ailesini ve yaşantılarını sorgulamaya başlar. Filmde çevresel faktörleri pek göremiyoruz ancak Joni ve Laser’in arkadaşlarının tepkilerine bakarsak her biri bu durumu kabullenmiş durumda. Hatta ailede yaşayan çocuklardan daha fazla.

Aile hayatında erkeğin rolü tartışılmaz elbet. Filmde bu vurgulanmış. Nic karakteri çalışan evin geçimini, tüm yükünü sırtlamıştır. Bunu kendine bir görev olarak görür. Bunlar zaten diyaloglar arasında tartışılan şeylerdir. Nic otoriter rolünde evinde eşini bekleyen bir ilişki istemesi sebebi ile Jules’u de pek çalıştırmamıştır. Ancak çocukların da büyümesi ile birlikte, Jules peyzaj işine soyunur. Paul ise organik sebze işindedir yeni aldığı bahçenin düzenlenmesi için Jules’tan yardım ister.

Nic bu işe pek sıcak davranmaz. Ailesi bu adamın ortaya çıkması ile birlikte her şeyi sorgular olmuştur. Ancak bir şey de diyemez. Jules, Paul ile birlikte çalışmaya başlar. Aralarında da bir yakınlık olmuştur. Bir kaç kez birlikte olurlar. Nic ise hiç anlaşamadığı Paul’u tanımak, ailesini de bir arada tutmak için, Paul’e yemek yemeye giderler. Ancak Nic tuvalete gittiğinde, banyoda Jules’in saçlarını görür ve Paul’un yatak odasında da tokasını. Nic, Paul’un kendisini aldattığını anlamıştır.

İkisi yatak odalarında durumu konuşurken, çocuklarda durumu öğrenir.Bu durum Paul’un durumunu çocuklar önünde değiştirir. Onu güvenilir biri olarak görmezler. Ancak bu olaya Laser’in tepkisi erkek olması sebebi ile normaldir. Joni ise en sert tepkiyi gösterendir. Bu aile Julesun evlilik hakkında konuşması ile kurtulur. Tabi Joni’nin üniversiteye gitmek için evden ayrılması ile de orantılıdır.

Aslında anlatılamayacak, ince noktaların başarı ile ekrana yansıtıldığı bir film. Kim olursa olsun, ne olursa olsun aile denen yapının ne olması gerektiğini, evliliğin insanlar üzerine bindirdiği o yükü başarılı bir şekilde yansıtmış. Kesinlikle izlenmesi gerekli bir film.

Yönetmen: Lisa Cholodenko

Senaryo: Lisa CholodenkoStuart Blumberg

Oyuncular:

Julianne Moore
Jules
Annette Bening
Nic
Mark Ruffalo
Paul
Mia Wasikowska
Joni
Josh Hutcherson
Laser
Yaya DaCosta
Tanya

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt0842926/

http://2011.ifistanbul.com/tr/Movie/the-kids-are-all-right-

http://ifistanbul.com/blog/?p=6397