‘Çilginliklarin en büyügü doganin bize verdigi egilimlerden dolayi yüzümüzün kizarmasidir’ diyordu. ‘Tuhaf zevkleri olan bir insanla alay etmek, en az tek gözlü ya da topal dogmus bir insanla alay etmek kadar barbarcadir ve bu aptallara mantikli ilkeleri anlatmaya kalkismak da yildizlarin akisini durdurmaya çalismaktan pek farkli degildir.’ Marquis de Sade İkinize de Yer Var <a href=’http://www.adhood.com/adserver/adclick.php?n=a69509e7′ target=’_blank’><img src=’http://www.adhood.com/adserver/adview.php?what=zone:88157&n=a69509e7′ border=’0′ alt=”></a>

Salo o le 120 giornate di sodoma

Evet, bu başlığı çoğunuz bilir, okumuş izlemiş yada eleştrilerini duymuşsunuzdur. En bir önceki tecacüz girdimden (post yazacaktım ingilizce olduğu için yazmadım, girdi de yazı için biraz tuhaf mı oldu ne?:)), gaykedi’nin cumartesi neşesinde aklıma gelen Marquis De Sade’dan, dün Camilla’nın yazısından çok etkilenmiş olacağım ki, bu günü yine film gününe itaatkar kalarak, Kore sinemasından uzaklaştırıyor ve taaa eskilere 1975 lere giderek Pier Paolo Pasolini’nin en çarpıcı filmine yolunuzu kestirmek istiyorum. “Olaylar 1944 yılında Nazi Almanya’sının kontrolünde Kuzey İtalya’da kurulmuş kısa ömürlü bir kukla devlet olan Faşist Salo Cumhuriyeti’nde geçer. Şehrin ileri gelen seçkinlerinden dört sefih 9 kız 9 da erkek 18 genç insanı yakalayıp bir şatoya kapatırlar. Beraberlerindeki 4 yaşlı fahişe ile birlikte bu genç kölelere bir dizi fiziksel, ruhsal ve cinsel işkence uygularlar.” der bir çok sinema sitesi film hakkında ama bir geçek vardır ki, film sadece bunun la kalmıyor. İçerisinde gördüğümüz vahşet tam anlamıyla Sade’ın kaleminden çıkmış gibi …

Back to Top