Black Christmas

1974 yapımı Black Christmas‘tan 32 yıl sonra gelen yeni çevrim Black Christmas çok şey vaat edip hiç bir şey vermeyen bir film olarak karşımıza çıkıyor. Aslında filmin senaristi ve yönetmeni Glen Morgan!ı bir çok yapımdan tanıyoruz. Bunların arasında Final DestinationThe X Files gibi başarılı yapımların yapımcılığı ve senaristliği var. Gel gelelim yönettiği iki filme de baktığımızda bu başarıları devam ettiremediğini görüyoruz. Ama sanıyorum Black Christmas içlerinde en kötüsü çıkabilir.

Black Christmas’ın yeniden çevrimi başarılı bir film değil. İlk filminden açıkta kalan bir çok nokta bu filmde tamamlanmak istenmiş. Tabi bunun üzerine birde seyirciyi şaşırtalım düşüncesi oturunca film nereye gideceğini şaşırmış ve ortaya kendi içinde çelişkilere sebebiyet vermiş. Oldukça klişe sahneler mevcut. İlk filmin biraz daha günümüz atmosferine ve muhabbetlerine getirilmiş hali diyebiliriz bu film için. Biraz da erotiklik katılmış. Continue reading “Black Christmas”

Abraham Lincoln: Vampire Hunter

Timur Bekmambetov‘un Rusya’daki ilerinden sonra Amerika’ya geçmesi ile başladığı işlerden biri de Abraham Lincoln: Vampire Hunter. Açıkçası Timur Bekmambetov’un Holywood’daki işlerini pek beğenmediğimi söylemeliyim ve bu filmde beğenimi almayan filmleri arasında. Her ne kadar IMDB gibi sitelerde puanı yüksekte olsa ben buna katıldığımı söyleyemeyeceğim.

Film Seth Grahame-Smith‘in romanından uyarlama. Senaryoyu da kendisi yazmış. Bu ismi zaten ekibin içerisinden Tim Burton ile de yaptığı çalışmalardan hatırlıyoruz. Açıkçası ben senaryoda gelişen kurguda sonlar olduğunu düşünüyorum. Filmin süresi 105 dakika olmasına rağmen sanki çok şey anlatılmaya çalışılmış ve bir çok kısım oldu bittiye getirilerek hızla geçilmiş. Filmde Abraham Lincoln’un başkanlık sürecine nasıl geçtiğini tam olarak ele almamış. İki konuşma sonrası başkan olduğunu görüyoruz. Continue reading “Abraham Lincoln: Vampire Hunter”

Scott Pilgrim vs.The World

İlginç bir gençlik filmi karşımızda. Şimdi gençlik filmi deyince bir çoğumuzun aklına o klasik Amerikan yapımları gelecektir ancak bu filmin onlarla pek alakası yok. Eski atari oyunları ile büyümüş kişilerin dikkatini çekerek izleyeceği bir film. Bunu Pac-man’a yapılan göndermelerden ve görsellikten anlıyoruz zaten. Film ilk dakikalarda normal bir filmmiş edası ile izlemeye çalıştığımızda, anlamıyoruz ancak filmimizin bir kurgusu var bu kurgu dahilinde bütün her şey yerine oturuyor.

Bu kuralda Super Mario’da gördüğümüzden farklı değildir. Scott Pilgrim yirmili yaşlarda umutsuz bir vakadır. Aslında kendisini öyle görmektedir. Kurdukları bir rock gurubunda bas gitar çalmaktadır. On yedi yaşında kolej öğrencisi uzak doğulu bir kızla çıkmaktadır ancak bu sebepten dolayı, arkadaşları onunla alay etmektedir. Gün geçtikçe kız Scott’a aşık olurken, Scott ise rüyalarında gördüğü kıza gerçek hayatta rastlar. Scott öncelikle arada kalır. Çünkü hayallerindeki kız ulaşılamayacak kadar uzaktır ona. Kime sorsa, ne yapsa hep aynı reaksiyonu alır, ondan uzak durması gerekmektedir.

Scott küçük sevgilisi Knives Chau’a olan biteni anlatır ve ondan ayrılır. Bu arada hayallerindeki kız, Ramona Flowers ile de çıkmaya başlamıştır. Ancak bir sorun vardır. Bu sorun öncelikle ona mail olarak gelmiş, ancak Scott bunu kaile anlamıştır. Sonra anlar ki, Ramona ile beraber olabilmesi için, Ramona’nın and içmiş yedi eski sevgilisi dövüşmek zorundadır. Tabi bu eski sevgililer de, eski oyunların özelliğine göre gitmektedir her level bir öncekinden daha zordur.

Scott gel gitler içerisinde Ramona’nın bütün eski sevgilileri ile kapışır. Tabi final kaçışması, benim en çok hoşuma gidendi. Scott kendisi ile yüzleşir bu levelde. Tabi akıllıca bir manevrayla, kendinden de kurtulur. Ancak kendisi nereye gitti bilmiyorum sonunda. Şimdi filmi böyle anlatınca ee bu filmin özelliği diye sorulabilir haklı olarak. Tüm filmin oyun esaslarına göre ilerlemesi. Yapılan hareketler, birini öldürdükten sonra (aslında öldürmek biraz sert olur) alınan bonus paralar ve puanlar, filmi çok eğlenceli ve izlenilebilir kılıyor.

Filmin temposu yer yer düşüyor. Bu biraz sıkıyor insanı. Aslında böyle hareketli filmin temposunun hiç düşmemesi gerekli. Ancak yer yer gereksiz diyaloglar oyunmuş gibi izlediğimiz filmin, film olduğunu hatırlatıyor bize. Bunlar haricinde yerine oturmuş özel efektler göze batmıyor. Batmıyor desem de oldukça batıyor. Ses efektleri bile yazı ile belirtilmiş daha ne olsun? Tabi bu filmin akışı ile ilgili. Filmin müziklerine ayrı değinmek lazım çünkü başarılı müziklerden oluşuyor. Türün meraklısı için, soundtrack kesinlikle indirilip dinlenebilir.

Boş vakitte eğlenceli bir film olabilir Scott Pilgrim vs.The World. Alışılmışın dışında bir yapıya sahip. Bunun sebebi ise Brayn O’Malley’in aynı adlı çizgi roman serisinden uyarlanmış olması. Filmde yer alan bir çok sahne sadık kalmış çizgi romana. Senaryo sağlam bir altyapıda değil. Zaten böyle bir filmde insan sağlanm bir senaryoda beklemiyor. Oyunculuklar güzel.Bilhassa Ramona karakteri benim de dikkatimi çekti. Kalabalık kadrosuna rağmen hepsi rollerin hakkını vermiş. Zaten zorlayacak bir şeyde yok.

Yönetmen: Edgar Wright

Senaryo:

Michael Bacall
Edgar Wright
Bryan Lee O’Malley (çizgi roman)

Oyuncular:

Michael Cera Scott Pilgrim
Alison Pill Kim Pine
Mark Webber Stephen Stills
Johnny Simmons Young Neil
Ellen Wong Knives Chau
Kieran Culkin Wallace Wells
Brie Larson Envy Adams
Anna Kendrick Stacey Pilgrim
Aubrey Plaza Julie Powers
Mary Elizabeth Winstead Ramona Flowers

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt0446029/