Margaret

Film IMDB ve festival sitesinde 2011 yapımı olarak çıkıyor karşımıza. Bende 2011 yapımı diye filmi izlemeye koyuldum. İlk verdiğim tepki liseli ergen rolünde ‘i gördüğümde verdiğim tepkiydi. Tabi buna bir de Matt Damon‘un genç halini görünce film benim için soru işretleri oluşturmaya başladı. Daha sonra yaptığım araştırmalar sonunda ise filmin aslında 2005 yılında çekimlerinin bittiğini ve hukiki sebeplerden dolayı vizyona girmemiş olduğunu öğrendim Bu durum açıkçası film hakkındaki yorumlarımı da bir nebze olsun değiştirdi.

Tabi bu eleştiriler Anna Paquin’in bu role gidip gitmediği yönünde yoğunlaşıyordu bu konudan bahsetmek zorunda kalmayacağım burada. Filmin süresi iki buçuk saat ve bana oldukça uzun geldi. Yönetmenin dediğine göre film üç saatmiş ve insanlar izlerken sıkılacağı için kesintiye uğratmış filmi. Filmin kesintiye uğradığı da belli oluyor. Ancak bu konu için bu kadar uzun bir süre lazım mıydı sorusunu soruyorum kendime. Film çok kez kendisini takrar ediyordu. bir çok sahnede dejavu hissi yaşadım. Elbetteki 100 dakikaya da bu film rahatlıkla sığdırılabilirdi. Continue reading “Margaret”

Hereafter

 

 

Kadroya baktığınızda size çok şey ifade eden anlatmak istediğini anlatmış ancak anlatırken de, basit senaryoyu nasıl olsun da karıştıralım diyerek yavaş temposuna ekstralar katarak izleyiciyi yer yer bunaltan bir film Hereafter. Yönetmen koltuğunda Clint Eastwood var. Çekim teknikleri açısından filmin diğer Eastwood filmlerinden farklı olduğunu göremedim. Diğer filmlerinden aldığım iyi kötü tüm hazzı bu filmde de aldım. Bu film de Eastwood filmi olduğunu her karesi ile bağırıyordu.

 

Filmin en büyük artılarından biri de Cécile De France ve Matt Damon gibi iki büyük oyuncunun filmde olması. Yan karakterler de bu oyunculuklara ekli sağlamışlar ancak bazı gereksiz konulan sahneler hem filmin ana konusuna tam olarak tutunamamış hem de bu sahnelerdeki karakterler filme tutkal ile yapıştırılmış gibi durmuş. Buna en büyük örnek olarak George Lonegan’ın yemek kursuna başlaması ve burada ki kızla tanışmasını verebiliriz.

 

 

Filmde üç hikaye var ilk hikaye ile açılış yapan film, Fransız gazeteci Marie Lelay’in uzak doğuda tsunamiye kapılıp ondan kurtulmasını anlatıyor. Filmin ilk dakikaları oldukça gerçekçi bir aksiyon ile başlarken temponun birden yüksek bir ivme ile düşmesi izleyicinin film tarafındaki beklentilerinin düşmesini sağlıyor. Marie ölüm ile yaşam arasındaki o bahsedilen mekanı gördükten sonra tüm hayatı allak bullak olur. Bu konu hakkında araştırmaya başlar ancak bu sebepten dolayı sunmuş olduğu televizyon programından çekilmek zorunda kalır ve yaşadıklarını anlatan bir kitap yazar.

 

Marcus ise ikiz kardeşi Jason ile birlikte alkolik ve sorunları olan annelerinden ayrılmamak için sosyal görevlilere türlü türlü oyun oynarlar. Bir gün Jason annesine ilaç almaya gider. Bu arada bir grup kötü çocuk yolunu keser ve Jason kaçmak zorunda kalır ancak kaçarken ona araba çarpar ve ölür. O saatten sonra Marcus yalnız kalır. Onu annasinden alırlar ve bir başka ailenin yanına yerleştirirler. Ancak Marcus kardeşi, Jason’un varlığını sürekli hissetmektedir.

 

 

George Lonegan ise ölülerle iletişime geçebilen bir medyumdur. Yılar önce bu işi bırakmış, fabrikada çalışmaktadır. Abisi bunun para kazanmak için bir lütuf olduğunu düşünürken, George bunun bir lanet olduğunu düşünür. Hiç bir ilişkisi bu sebepten dolayı düzgün gitmemektedir. Abisi ise para kazanmak için George’u sıkıştırır. Buna dayanamayan George ise yaşadığı şehri terk eder.

 

Film bu üç hikayeyi dönüşümlü olarak anlatırken bu üç kişinin nasıl ortak bir noktada birleşeceğini düşünüyorsunuz. Aslında her şey ortada ve izleyicinin tahmin edeceği şekilde gelişiyor. Yani film bizi hiç bir şekilde yanıltmıyor.

 

Filmin ilk açılış sahnesindeki tsunaminin beklentileri yükselttiğini söylemiştim. Aslında böyle şaşalı bir ölümden geri dönme sahnesine gerek yoktu. Filmin akışına uyabilecek bir ölüm ve geri dönüş hikayesi pekala filme yedirilebilirdi. Ancak burada sanıyorum filmin çekildiği döneme uygun olarak tsunami ölüm sahneleri çekilmeye çalışılmış. Bunu Marcus’un şapkasının düşüp metroya binemediği sahneden de anlayabiliyoruz. Bir terörist saldırı göndermesi de burada yapılmış.

 

 

Bu üç hikayenin birleştirilmesi de çok uzun sürdü. Bu tarz filmler çok izledik ama ben hiç bir filmde hadi birleşsinler artık dediğimi hatırlamıyorum. Film bir kadın, bir erkek, bir çocuğun hayatından kesitler alarak tüm izleyici kitlesini kucaklamış istemiş. Ancak bu üç hikayede de bazı tutarsızlıklar göze çarpıyor. Bunlardan en çok göze çarpanı ise Marie’nin hikayesi. Marie’nin şöhretten düşüşü anlamsız ve çok hızlı oluyor. Diğer iki hikaye bize bir şeyler sorgulamamız gerektiğini iletirken en boş hikaye Marie’nin hikayesi. Bu hikayenin en büyük özelliği şatafatlı açılışı sonrası ise anlamsız.

 

George kendine verilen lanetle yaşamayı başaramamış, sacede para kazanmak için onu kullanmış ve kendisinden kaçan bir adam çizgisi sürüyor. Aslında kendinden kaçıyor ve bu onun hayata bağlanmasını engelliyor. George kendisinden o kadar kaçıyor ki kendine ait hiç bir şeyi yok, oldukça düz ve kişiliksiz biri. Onun hakkında bildiğimiz tek şey ise Dharles Dickens hayranlığı. Film bu kaçışı, bu hikayeyi başarılı bir şekilde sonlandırmış.

 

Marcus’un hikayesi ise filin en iyi en değişik hikayesi diyebilirim. Duygu yoğunluluğunu başarıyla izleyiciye geçiriyor. Sevgi ve bağlılık denen bir şey varsa burada onun anlatımı çok iyi bir şekilde yapılıyor. Bu hikaye aynı zamanda filmin en mistik hikayesi de. Jason’un metroda Marcus’u kurtarması beklenmedik bir anca geldi. Keşke izleyici Jason’un, Marcus’u bıraktığını bilmeseydi.

 

 

Filmin kurgu ve hikayenin daha başarılı olsaydı daha iyi bir film çıkardı karşımıza. Ancak hikaye ve kurgudaki boşluklar belirttiğim gibi filmin soru işaretlerine neden olmasına sebep oluyor. Gereksiz sahneler de cabası. Bunun haricinde yönetimde klasik Eastwood karelerinin dışına çıkmıyoruz. Kısacası boş zamanda izlenilebilecek kötü senaryolu iyi bir film Hereafter.

 

Yönetmen: Clint Eastwood

 

Senaryo: Peter Morgan

 

Oyuncular:

Frankie McLaren
Marcus / Jason
George McLaren
Marcus / Jason
Matt Damon
George Lonegan
Cécile De France
Marie Lelay
Thierry Neuvic
Didier

 

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt1212419/

 

Salgın / Contagion

Yine karşımızda sağlam kadrolu bir film var. Nedense böle kadrolu filmleri görünce ben otomatik olarak kendimi biraz sıkıyorum. Nasıl bir senaryo tüm bu iyi oyuncuların oyun kabiliyetlerini sonuna kadar kullanabilir? Ben böyle bir senaryo hatırlamıyorum Nitekim bu filmde de kıyıda köşede kalan iyi oyuncular var. Bunlardan birine örnek Jude LawGwyneth Paltrow‘unda canlandırdığı Beth karakterinin ilk dakikalarda ölmesi beklentilerde biraz düşüş sağlıyor.

Film bir influenza salgınını konu alıyor. Senaryo bazı açıklara ev sahipliği yapmasına rağmen oldukça başarılı. Hastalığın başlamasından bitişine kadar tüm evreyi konu alıyor. Karakterler ve işlenen olaylar çok fazla olunca filmin süresini de göz önünde bulundurursak sanki bize yerli tatmini sağlayamıyor. Ancak karakterlerin çok olması filmi sıkılmadan izlememize olanak sağlıyor.

Film salgının ikinci gününden başlıyor. Beth Emhoff karakteri Çin’den iş gezisinden döndüğünde sebebi bilinmeyen bir virüs sebebi ile ölüyor. Kocası Mitch Emhoff karısının ölümüne açıklama beklerken küçük oğlu da ölüyor. Tabi Mitch haliyle karantinaya alınıyor. Mitch’in bu virüse karşı bağışıklığı olduğu öğrenilincede serbest bırakılıyor. Burada Mitch “madem bağışıklığım var beni aşı için kullanın” desede maddi külfeti ve zamanı yüzünden yetkililer bu işe girişmiyor. Girişmemeleri mi lazım o da ayrı bir konu…

Salgın tüm dünyada yayılırken, hastalığın çıkış kaynağı olarak düşünülen Çin’de de ölümler artıyor. Amerikalılar buraya bir tıbbi dedektif gönderiyor araştırmalar için. Birde Amerika içerisine Kate Winslet‘in başarılı bir şekilde canlandırdığı Dr. Erin Mears karakterini gönderiyorlar. Çine giden Dr. Leonora Orantes ise biraz umursanmıyor filmde. Dr. Leonora kaçırılmasına rağmen bir süre kendisinden haber alamıyoruz. Bu durum bende merak uyandırdı izlerken. Dedektifler ilk ölen kişi ona Beth Emhoff’un Çin yolculuğu mercek altına yatırırlar. Burada klıma takılan bir diğer konu ise Beth Emhoff’un kumarhanedeki güvenlik kamera kayırları. Bu kayıtlar içerisinde sabit görüntüler yerine sürekli hareketli görüntüler vardı.

Film vatandaş ve tıbbi boyutta olayları incelerken yönetimi de gösteriyor bize. Salgın önleyici tim Laurence Fishburne‘un Dr. Ellis Cheever tarafından yönetiliyor. Burada Dr. Ellis Cheever salgını durdurmaya bir aşı bulmaya çalışırken, üstüne gelen halk ve yönetim baskısının yanı sıra sevdiklerini ve kendini korumak için çok gizli bilgileri kullanır ve çevrenizi koruma altına alır mıydınız sorusununda altında kalıyor.

Diğer taraftan bazı özel kurumların aşı üzerine deney yapmalarının engellenmesi yada bu konuda yeterli kişilerin göreve çağırılmaması  konusunu biraz ilginçti. Birde Dr. Ally Hextall aşıyı bulması birden bire olmuş bir olay gibi yansıtıldı izleyenlere. Birici deneme başarısız, üçüncü deneme başarısız, gibi slayt şeklinde başarısızlıklar akıp giderken, birden “a bulundu” etkisi yaratıyor bizde aşının bulunması.

Bloggerların etkinliği göz önünde bulundurulmuş ortalığı karıştıran gazeteci olarak Alan Krumwiede karakteri verilmiş. Ancak bu karakter ve yaptıkları da biraz havada kalmış. Hastalanma konusu insanları yönlendirmesi, bu şahsın gerçekleri söyleyip söylemediği konusu filmde muallak.

Her şeye rağmen film sade bir şekilde olanı biteni ekrana taşımış. Fazla aksiyon yok. Böyle bir durumda yaşanabilecek olaylar abartısızca anlatılmış. Filmin sonunda ise yönetmen ilk dakikalarda göstermediği birinci güne gitmiş.  Beth Emhoff karakterinin hasta olduğu güne. Hastalığın nasıl meydana geldiğini anlatmış. Bu anlatım bana çok yavan geldi. Kilit nokta Beth Emhoff karakterine gelmeden öncesini de görüyoruz burada. Bu da filmi izlerken benim tadımı kaçırdı. İlk günü vermeselermiş daha iyi olacakmış sanki. Bir virüsün oluşması bu kadar mı basit diye sormadan da edemedim kendime.

Bu tarz filmlere meraklı olanlar için ilaç gibi bir film. Ama bana kalırsa biraz eksikte kalmış bir film. Yönetmenin ortalama filmlerinden biri diyebiliriz.

Yönetmen: Steven Soderbergh
Senaryo: Scott Z. Burns
Oyuncular:
Gwyneth Paltrow
Beth Emhoff
Tien You Chui
Li Fai
Matt Damon
Mitch Emhoff
Monique Gabriela Curnen
Lorraine Vasquez
Jude Law
Alan Krumwiede
Marion Cotillard Dr. Leonora Orantes
Kate Winslet Dr. Erin Mears
Laurence Fishburne Dr. Ellis Cheever
John Hawkes Roger
Linkler: