Branded

Aslında çok iyi bir film olabilecekken kötüye göz kırpan film Branded. Yönetmen koltuğunda  ve  var ikili aynı zamanda filmin senaristi. İsimlerden de anlaşılabileceği gibi film çoğunlukla Rus olmakla birlikte film Rus Amerikan ortak yapımı. Filmin fragmanına baktığımızda karşımıza çıkacak filmin cazibesinden kendinizi alamıyorsunuz. Fragmandaki QR kodları da sizi farklı yerlere yönlendirdiğinden film oldukça merak uyandırıyor. Ancak film ile karşılaştırıldığında arada çok fark var. Öyle ki görseller aynı olsa da kurgu öyle bir değişmiş ki bu film mi diye soruyorsunuz kendinize. Aslında bu farklı yansıma bir yerde filmin doğasına da uyuyor.

Aslında ilk yanılgılardan biri de filmin afişine baktığınızda ortaya çıkıyor. Sanki afiş size uzaylılarla girişilen bir savaşın izlenimini sunuyor ve bir aksiyon filmi ile karşılaşacağınız fikrine kapılıyorsunuz ancak bu da yanıltıcı. Yani bütün beklentileri film bir şekilde çökertiyor. Bu da sanki görünenlerin aslında gerçek olmadığı konusunda telkinliyor bizi. Continue reading “Branded”

Robin Hood

2010 yapımı Ridley Scott filminin baş rollerinde Russell Crowe ve Cate Blanchett var. Filmi bu zamana kadar neden izlemedim diye dövünürken geçtiğimiz haftalarda izleme fırsatı buldum. Aslında çok şey kaybettiğimi de düşünmüyorum. İyi bir yönetmen, iyi oyuncular filmin izlenmesi için başlıca neden ama açıkçası bu izleyeni pek tatmin etmiyor. Şahsen ben tatmin olduğumu söyleyemeyeceğim.

Film boyunca ne zaman ormana yerleşecekler diye düşünüp durdum. Sonra anladım ki aslında bu film Robin Hood efsanesinin başlangıç filmiymiş. Bir efsane başlangıcı için Russell Crowe gibi kırk sekiz yaşında birinin canlandırması oldukça saçma olmuş. Ancak  Ridley Scott hikayenin sıradanlığını düşünmüş olsa gerek kadrodan voleyi vurmak istemiş.

Hikaye ise oldukça sıradan. Yani bildiğimiz Robin Hood hikayesinin başlangıcı benzer filmlerde de gördüğümüz halk kahramanları özgürlük savaşçıları filmleri ile de aynı. Yani film bize hikaye konusunda tatmin edici bir izlenim vermiyor. Film görsel olarakta Scott’tan beklediğim keyfi vermedi bana.

Filmin kostümleri tatmin ediciydi. Aksiyon ve savaş sahneleri için aynı şeyi söyleyemeyeceğim ama oldukça az ve sıradandı. Belki de bu sahneler Russell Crowe’un yaşına uygun hale getirilmişti. Yani film isimlerle gişe yapan bir film olduğunu hissettirdi bana. Tabi Russell Crowe’a bu kadar yüklenince Cate Blanchett‘a da değinmeden edemeyeceğim. Bu kötü anlamda değil iyi anlamda olacak elbet. Kendisi yine filmi izlemek için sebepti ama filmde çok zayıf gördüm kendisini. Bence filmi izlemek için başlıca sebeplerden biriydi.

Robin Hood Fransızlara karşı Kral Richard ile birlikte savaşmaktadır. Ordu beklemede iken arkadaşları ile birlikte eğlenirler.  Bu sırada Kral Richard yanlarına gelir Robin ve arkadaşlarını cezalandırır. O gecenin sabahına doğru, Fransızlar saldırıya geçer. Bu saldırı sonunda Kral kaçırılır. Aynı şekilde Robin Hood ve arkadaşları bu saldırıyı fırsat bilip kaçarlar. Yolda, Kral’ın pusuya düşürüldüğünü ve öldürüldüğünü görür. Kralın nişanını taşıyan şövalyeler de öldürülür. Baş şövalye ölürken nişanı kraliçeye ve kılıcını Nothingham kasabasında babasına götürmesi için ondan söz alır. Robin önce kral nişanını kraliçeye verir daha sonra da . Robin Nothingham’a gider.

Bu esnada Kral Richard’ın kardeşinin pususu üzerine ölmüştür. Bu arada işler yardım aldığı Fransız bir çete de aynı zamanda Fransa’ya çalışarak halka zulüm ederek vergi almaktadırlar.

Robin  Nothingham’a gittiğinde ölen şövalyenin babası onun oğlunun yerine geçmesini ister. Robin bunu kabul eder Burada şövalyenin karısı Marion Loxley’e de aşık olur. Tabi çetenin ve şiddetin kasabalarına gelmesi uzun sürmez ve Robin onlara karşı küçük bir çete ile savaşmaya başlar.

Savaş kazanılıp her şey normale dönecektir ama Robin arananlar listesine girmiştir bile. Bu sebepten dolayı ormanda yaşamaya başlarlar. Tam efsane başlayacağı yerde film biter. Film biter ama devamı varmış gibi biter. Bu süre zarfında ikinci filmin yapılmaması da ilginç. Sanıyorum Ridley Scott’ta bu filmin devamının yersiz olduğunu anladı ancak açık bir kapı da bırakmak istedi.

Özetlemek gerekirse, izlenebilir bir film Robin Hood. Bekleneni vermeyen, zaman geçirmek için bire bir. Bildiğimiz Robin Hood hikayelerinden farklı olduğu için ne zaman ormana geçilecek düşünceleri ile 140 dakikanın arada zor geçtiğini söylemeliyim. Bu arada Robin Hood ok haricinde her şeyi kullanıyor filmde bir karışıklık yoktur umarım. 🙂

Yönetmen: Ridley Scott

Senaryo: Brian HelgelandEthan ReiffCyrus Voris

Oyuncular:

Russell Crowe Robin Longstride
Cate Blanchett Marion Loxley
Max von Sydow Sir Walter Loxley
William Hurt William Marshal
Mark Strong Godfrey
Oscar Isaac Prince John
Danny Huston King Richard the Lionheart

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt0955308/

Shutter Island

Martin Scorsese deyince üç film geliyor aklıma. Boxcar Bertha, Taxi Driver ve Kundun. Bunlar yönetmenin baş yapıtları diyebilirim ancak diğer filmler içinde iyi tanımlamasını kullanmak yanlış bir yorum olmaz. Zaten yönetmenin kalitesi tartışılmaz. Bu zamana kadar kötü işine pek rastlanmamış. Shutter Island’da iyi bir yapım. Ancak Scorsese için normal bir yapım.

Film Dennis Lehane‘in aynı isimli kitabından uyarlanmış. Akıllıca bir hikaye olunca elimizde tek yapılması gereken bunun sinemaya güzel uyarlanması. Scorsese’de bu işi iyi yapabilecek yegane kişiler arsında. Aslında filmi Filmin başrol oyuncusu olan Leonardo DiCaprio‘dan pek hazetmemem burnumun ucunu kıvıra kıvıra izlememe sebep oldu filmi. Tamamen kişiye olan gıcıklığımdan kaynaklanıyor bu. Yoksa oyunculuğuna bir şey diyemeyeceğim. Zaten bu filmde de rolünün hakkını vermiş. Filmdeki oyuncu kadrosu zaten göz dolduruyor bu sebepten dolayı oyunculukla ilgili bir eleştride bulunamayacağım.

Film ağır ilerliyor. İlk otuz dakikası ve soruşturmaların geçmesi yada soruşturulamaması demeliyim insanı sıkıyor biraz. Bu dakikalardan sonra filmin akışına kendinizi kaptırıp olayları verilen ipuçları sayesinde, birleştirmeye çalışıyorsunuz. Ayrıntıların istenildiği verilmesi izleyicinin de bu perspektifte yorum yapmasını sağlıyor. Biz de adaya gelen Teddy ve Chuck karakterleri ile öncelikle ortadan kaybolan akıl hastasının arkasından koşuyoruz.

İlerleyen sahneler aslında karakterlerin tutarsızlığı yüzünden bize ipucu vermiyor. Sadece Teddy karakterinin bakış açısı ile odaklanıyoruz filme. Aslında ilk kareden itibaren aklımıza Teddy karakterinin deli olabileceği geliyor. Bir cinayet araştırmasına gitmeleri ise hikayenin süsü. Teddy’nin mide bulantıları gördüğü varsanılar bizim bunu düşünmemize sebep oluyor. Ancak gittikleri yerdeki insanların davranışları aslında deliler tarafından ele geçirilmiş bir hastahane mi burası yoksa sorusunu sorduruyor bize. Akıl bir o yöne bir bu yöne giderken aslında Chuck’ın da işin içinde olduğunu görüyoruz. Ancak bir yerde Chuck bu hastanedekilerin adamı imajı çizerken bir yerden de deli olabilme ihtimali ile çıkıyor karşımıza.

Filmde azılı bir hastayı arıyoruz. Bir hastayı öldürdükten sonra kayıplara karışıyor. Ada olması ve çok sıkı korunması sebebi ile hastaneden kaçılacağına inanmıyoruz. Teddy’nin görüşüde bu yönde aslında. Onun düşüncesi dahilinde hastanede garip şeylerin döndüğünü düşünüyoruz ve Teddy bu olayları çözmeye yaklaştıkçada önüne hastane yönetiminin çıkardığı zorluklar asıl kafamızı karıştıran. Hasta sayısının 67 olması üzerine polemikler geçiyor. Bunlardan bir kısmı c blok denen yerde ki kendileri azılı hastalar. Teddy buraya gidip aslında kendisi ile yüzleşiyor. Ancak anlam veremediğim bir kısım var ki, Teddy azılı bir katil olmadığı halde C bloğa kapatılmış olmasıdır.

Filmin sonunda bunların Teddy’nin kurgusu olduğunu alsında onun hastahanede mevcut kayıp hasta olduğunu anlıyoruz. Hatta ortağı bile aslında doktordur ve tüm bu hikaye ise onun iyileştirilmesi için yapılan bir düzenektir. Hayır aslında onun kim olduğunu hatırlaması için. Ama burada aklımıza bu olayın Teddy’e aşılanıp aşılanmadığı. Aslında bu olayı aklımıza da sokan öldürüldüğü söylenen hasta. Hastanın Teddy tarafından bulunması ve aslında doktor olduğunu söylemesi işi biraz karıştıran.

Aslında film böyle karışık bir konuya sahip. Gözle görülebilecek kadar sahne ve devamlılık hatası mevcut. Scorsese’ın böyle basit hatalar yapacağını düşünmediğimden, aslında bunları kurgunun bir parçası olduğunu düşünüyorum. Filmi Teddy’nin bakış açısı ile izlediğimizden dolayı onun gördükleri bize yansıyor. Burada Teddy’nin yanlış anımsamaları bize de hata varmış gibi yansıyor. filmin müzikleri kesinlikle başarılı. Dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta ise Teddy’nin kurgularının sıklaştığı dönemde havanında bozması. Şiddetlendiğinde havanın şiddetlenmesi, sakinleştiğinde ise sakinleşmesi. Burada ve inceye yayılan ip uçları alsında bize gerçeği veriyor.

İzlenmesi gereken bir film. Ah ben sonunu tahmin etmiştim polemiklerine sebep olabilir evet sonu tahmin de edilebilir, zaten sonunda ne olduğunu yazdım. Ancak oyunculuk, kurgu görsellik bakımından  izlenmesi gereken filmlerden.

Yönetmen: Martin Scorsese

Senaryo: Laeta KalogridisDennis Lehane(kitap)

Oyuncular:

 Leonardo DiCaprio

Teddy Daniels

Mark Ruffalo

Chuck Aule

Ben Kingsley

Dr. John Cawley

Max von Sydow

Dr. Jeremiah Naehring

Michelle Williams

Dolores Chanal

Emily Mortimer

Rachel 1

Patricia Clarkson

Rachel 2

Jackie Earle Haley

George Noyce

Ted Levine

Warden

 

Linkler:

www.shutterisland.com/

http://www.imdb.com/title/tt1130884/

Solomon Kane

Robert E. Howard‘in ünlü karakterinden biridir Solomon Kane. Tabi içlerinde bir isim daha vardır ki ondan ünlüsü zor bulunur. Bu karakter Barbar Conan’dır. Çizgi romanlar sayesinde ünü dünyalara yayılmış filmler sayesinde bir çok kişiyide ünlü yapmıştır. Tabi Solomon Kane’de çizgi romanlara konu olmuştur. Bu iki karakter arasında en büyük fark geçtiği dönem ötesinde, dini tabuların yer almasıdır. Bir çok Barbar Conan hikayesi, çizgi romanı okumama rağmen Solomon Kane’i bilmekten öteye bilgimin geçmediğini itiraf etmem lazım. Zaten film bu açığı kapatıyor ve Kane hakkında geçmişe dair bilgilerde veriyor.

Kane aslında soylu biridir. Ancak ikinci evlat olduğu için babası onun rahip olmasını istemektedir. Abisi ise tam anlamıyla zorbanın tekidir. Solomon babasına karşı gelerek küçük yaşta kaçmış ve kendi başının çaresine bakmaya başlamıştır. Ancak giderken, abisinin uçurumdan yuvarlanmasına sebep olduğu için vicdan azabı çekmektedir. Aradan yıllar geçer. Solomon korkulan bir haydut olur. Astığı astık kestiği kestiktir kimsenin gözünün yaşına bakmaz.

Bir gün adamları ile birlikte bir sarayı talan ettiklerinde orada doğa üstü güçlerle karşılaşır. Hatta şeytan ile yüzleşir. Solomon’un cehennemde yeri ayırtılmıştır bile. O gün Solomon kurtulmayı başarır ancak ruhu lanetlenmiştir. Eninde sonunda ruhunu alacaklardır.

O günden sonra Solomon bütün servetini bir manastıra kapatır ve dışarıya çıkmaz. Aradan yıllar geçmiştir. Rahipler artık onun burada kalmaması gerektiğini ve kendisine yol çizmesi gerektiğini söylerler. Solomon ister istemez manastırdan ayrılır. Daha dış dünyaya adımını atar atmaz, dünyadaki çirkinliği görür. Ancak şiddete ve kötülüğe tövbe etmiştir. Ancak yolda karşılaştığı ve ona yardım eden bir ailenin başı derde girince onlara yardım eder. Ailenin genç ve güzel kızı, kötüler tarafından kaçırılmıştır. Solomon izleri takip ederken, kendisini yıllar önce terk ettiği babasının topraklarında bulur. Yönetim babasından düşmüş ve kötü bir büyücünün eline geçmiştir.

Solomon kızı bulmaya çalışırken aslında kaderinden kaçamadığını ve yüzleşmesi gerektiğinide görür. Aslında tüm bu olup bitenin tek sorumlusu da kendisidir. Şimdi ise bütün bu olanları düzeltmesi gerekmektedir.

Film baştan sona aksiyon dolu. Başarılı efektler ile atmosfer çok güzel bir şekilde yansıtılmış. Aksiyon dozu, sürekli sabit tutulmaya çalışılmış ve bunda başarılı da olmuş. Karakter seçimleri ve oyunculuk, oldukça başarılı. Zaten Solomon karakterini, çözmeye çalışırken filmin nasıl akıp gittiğini anlamıyorsunuz bile. İnsana yabancı bir karakter olarak beklentilerinde fazla olmaması belkide filmin bu kadar başarılı gözükmesine sebep oluyor.

Fantastik aksiyon sevenlerin kesinlikle izlemesi gerektiği başarılı bir film. Tabi filmin Avrupa Sinemasından çıktığını düşünürsek bu başarı biraz daha katlanıyor. Bu film eğlenceli vakit geçirmek için birebir. Ancak listelere girecek kadar da iyi değil.Film de dikkati çeken bir oyunuda güzelliği ile Perfume: The Story of a Murderer (bu arada filmi yazmadığımı fark ettim)filminden akılda kalan Rachel Hurd-Wood var.

Yönetmen: Michael J. Bassett

Senaryo: Michael J. Bassett, Robert E. Howard (hikaye)

Oyuncular:

James Purefoy Solomon Kane

Geoff Bell Beard
Max von Sydow Josiah Kane

Lucas Stone Genç Solomon
Samuel Roukin Marcus Kane / Overlord
Rachel Hurd-Wood Meredith Crowthorn

Linkler:

http://www.solomonkanethemovie.com/

http://www.imdb.com/title/tt0970452/