Etiket arşivi: Mélanie Laurent

Enemy

2013 yapımı filmin yönetmen koltuğunda Denis Villeneuve var. Kendisini aynı seneye sıkıştırdığı Prisoners / Tutsak ile tanımış fena bir adam olmadığı konusunda kendimi telkinlemiştim. Şimdi ise izlediğim diğer filminden farklı bir filmle çıkıyor karşımıza. Filmi izlerken sanki bir an için filmi David Lynch’in çekmiş olabileceği kanısına kapıldım. Tarz olarak ona benzemekle beraber, işleniş ve hikaye gelişimi açısından farklılık barındırıyordu. Lynch karakterler hakkında biraz fazla bilgi verirken, anlatımında tam anlamıyla bir kaos ve festival havası vardı. Ancak Denis Villeneuve’nin Enemy filmi için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Hikaye çok sığ ve yavaş ilerliyordu. Bu da zaten göndermelerle dolu filmin izlenilmesini zorlaştırıyordu.

Nobel Edebiyat Ödülülü Portekizli yazar José Saramago’nun aynı isimli kitabından uyarlanmış. Yazarın bir başka romanının uyarlanmış hali olan Blindness – Körlük‘ten de oldukça keyif almıştım. Sanırım yazarın kitaplarını okumanın vakti geldi. Enemy’nin hikayesi de oldukça başarılı. Okumaya devam et

Now You See Me

Transporter 2The Incredible HulkClash of the Titans gibi filmlerden tanıdığımız yönetmen ‘in son filmi Now You See Me. Film Türkiye’de “Sihirbazlar Çetesi” adıyla gösterime girmiş. Şöyle arkanıza yaslanıp sorgusuz sualsiz bir film izleyeyim diyorsanız bu film son dönem yapılan filmler içerisinde birebir. Ancak çını da belirtmeliyim ki film her ne kadar akıcı ve soru işretleri uyandırarak gitse de kafa yorduğunuz zaman bol bol soru işaretleri bırakıyor arkasında. Ancak nasıl olsa filmdeki karakterler sihirbaz/ilizyonist deyip pek kafa yormuyorsunuz. Bunu bilen yönetmenler de işin bu kısmına odaklanmışlar.

Cümlelere başlamadan önce belirtmek lazım ki filmde sağlam bir kadro var. Sırf bu kadro için zaten film izlenir. Bu açıdan oyunculuklar konusunda pek bir sıkıntı yok. Bir iki karakter oturmamış sadece. Hikaye de iyi ama kurgu o kadar karışık yapılmış ki bazen takip etmekte zorlanıyorsunuz. Tabi yapılan şovları, kullanılan malzemeleri ve efekleri gördüğünüzde karakterlerin bunları nasıl yaptığı soru işareti sürekli aklınızda dolaşıyor. Okumaya devam et

Inglourious Basterds

Quentinn Tarantino’nun yılan hikayesine dönmüş senaryosunun hayat bulmuş hali Inglourious Basterds. Bu hayat bulma 2009 yılında oluyor ancak filmin hikayesi daha da eskilere dayanıyor. Yine bir intikam filmi karşımızda, ancak bu kez zaman mekan ve yaşananlar toplumsal olaylardan esinlenmiş.

Film Nazi dönemini anlatıyor. Naziler Fransa’ya girmişler ve buradaki Yahudileri toparlamaya başlamışlardır Bu sırada Amerikalılar’da Yahudilerden oluşan özel bir intikam timi kurarlar ve bu time de Nazi avlamaya başlar. Naziler onlardan korkuyla bahsederken bu arada ailesi onlar tarafından katledilmiş bir Yahudi kızı da intikam planı yapmaktadır.

Filmin kurgusu ustalıkla yapılmış. Bölümler arasındaki neden sonuçlar hikayenin gelişiminde oldukça etkili. Aynı şekilde ustaca yazılmış diyaloglar, uzun olmalarına rağmen insanı bağlıyor ve hikaye gelişimi bu diyaloglara göre şekilleniyor. Karakterlerin toplumsal çıkardan çok kendi çıkarlarını kolladığını görüyoruz. Aldo Raine karakteri Nazi avına çıkarken bunu bir av olarak düşündüğü hissettiriliyor bize. Yine finalde, Hans Landa karakterinin kendi çıkarı için ülkesini satması bu şekilde değerlendirilebilir.

Filmde kendisi için bir şey yapmayan bir karakter var ise az ve öz görünen Marcel karakteri. Sevdiği kız Shosanna Dreyfus uğruna hayatını veriyor. Film genel olarak Eğlenceli bir şekilde ilerliyor. Diğer eş değer filmlerde izlediğimiz gibi duygu sömürüsü yapılmamış. Belki de Tarantino’nun farkı burada çıkıyor ortaya. Karakterler yine bildik Tarantino tarzında. Zezki, ideal erkek, psikopat, duygusal vs.. tüm duyguların tüm karakterlerin karışımını görebiliyoruz. Tarantino’nun yaptığı en iyi işlerden biri de karakterlerin gelişimi ve bu konuda bu filmde bir baş yapıt.

Filmin doruk yaptığı kısım ise küçük bar sahnesi. Diyaloglar olsun karakterler olsun her şey kesinlikle en ince ayrıntısına kadar düşünülmüş. Ortamda her tür insan bulmanız mümkün ve bu karakterler başarıyla işlenmiş. Filmde şu kötü diyebileceğim bir tane oyunculuk yok. Hepsi oldukça başarılı.

Tarantino’nun, her bir karakteri, karakterleri konuşturduğu her bir kelime ironi dolu. Asıl anlamlarından saptırılabilecek cümleler var. Bu filmde de bu başarılı bir şekilde yapılmış. Film boyunca kimse kimseye üstünlük sağlamıyor. Amerika’nın kahramanı asker öldürülünce, onu öldüren kız da öldürülüyor. Eşit miktarda kıyaslı bir ölüm söz konusu.Ben çok aşağılayıcı repliklerle de karşılaşmadım.

Ancak finale geldiğimizde bütün üst düzey Naziler’in katli filmin rengini biraz değiştirmiş. Bu  Shosanna Dreyfus’un intikamı olarak çıkıyor karşımıza ancak gizli ekibin de işin içine girmesi biz nasılsa Naziler’i haklayacaktık moduna dönüşüyor. Tabi buna en büyük etken, Hans Landa karakteri. Bu bağlamda genel anlamda Filmdeki Nazi karakterlerinin analizini yaparsak, zeki ama güvenilemez olduklarını görüyoruz. Finalde yaşanan bu bu olaylar biraz da olsun filmin tarafsızlığını yitirmesini sağlıyor. Ancak bunu da Naziler’in sonu nasılsa gelecekti, bu şekilde getirelim diye açıklayabiliriz.

Tarantino’nun ustalıkla işlediği uzun süresine rağmen sıkmayan bir film Inglourious Basterds. Diyaloglar, karakterler, olay örgüsü, müzikler oyunculuklar, kurgu oldukça başarılı. Ancak Tarantino’nun en iyi filmi olacak kapasitede değil. Diğer filmlerdeki karakterlerinin bir yansıması da bu filmde gibi. Filmin en sevdiğim özelliği ise, sadece İngilizceye kayıtlı kalmayıp tüm dillerde diyaloglar içermesi. İzlenmesi gereken filmler arasında.

Yönetmen: Quentin TarantinoEli Roth

Senaryo: Quentin Tarantino

Oyuncular:

Brad Pitt
Lt. Aldo Raine
Mélanie Laurent
Shosanna Dreyfus
Christoph Waltz
Col. Hans Landa
Eli Roth
Sgt. Donny Donowitz
Michael Fassbender
Lt. Archie Hicox
Diane Kruger
Bridget von Hammersmark

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt0361748/

http://www.inglouriousbasterds-movie.com/

Beginners

 

 

Senaryo ve yönetimi Mike Mills‘e ait, 84. Oscar ödüllerinde en iyi Yardımcı erkek oyuncu ödülünü alan film aslında bunu sonuna kadar hak ediyor. Filmin oyunculukları oldukça başarılı. Oldukça doğal. Her bir karakter içimizden çıkmış gibi. Hiç birini yabancılamıyoruz. Anlatılmak istenen hikaye güzel ancak kurguda anlatımda biraz problemler mevcut.

 

Ancak filmin anlatımı oldukça yavaş ilerliyor. Bu yavaşlık ve sürekli kendini tekrar eden sahneler, film ilerlemeye çalışırken izleyiciyi oldukça sıkıyor ve bu da filme odaklanma problemi yaratıyor izleyicide. Senaryo bakımından başarılı ancak anlatım, kurgu bakımından çokta başarılı bir film diyemeyeceğim. Bu sebepten dolayı güzelim hikaye de biraz harcanmış gibi geldi bana.

 

Film yönetmen Mike Mills‘in küçük bir otobiyografik hikayesi. Yönetmen de babasının yıllar sonra eşcinsel olduğunu öğreniyor. Film çok doğal ve sahici demiştim. Belki de bu filmi bu kadar sıkıntıya iten, filmin fazla sahici olması. Film baskılar altında kimliğimizi nasıl gizlediğimiz ve ona göre nasıl şekillendiğimizi anlatıyor bize.

 

 

Ana karakterimiz Oliver Fields, 38 yaşında hayatına sürekli kendini tekrar ederek devam etmektedir. Babası yakın zamanda ölmüştür. Onun yokluğunu ise köpeği ile ile takılarak geçirmektedir. Annesinin ölümünden kısa bir süre sonra babası eşcinsel olduğunu açıklamış ve kendisine bir sevgili bulmuştur. Oliver başta buna anlam veremez ancak aslında babasında daha önceden de bunun olduğunu ancak o dönemlerde eşciselliğin hastalık olarak kabul edildiğini ve tedavi gördüğünü söyler. Tabi ki tedavi sonuç vermemiştir. Ancak ona aşık olan Oliver’in annesi ile evlenmiştir.

 

İki karı kocanın hayatı hiç bir zaman normal olmamıştır. Bunu filmde yönetmen başarılı bir şekilde aktarmış. Bu garip ilişkiden de kendi kabuğuna çekilmiş bir çocuk çıkmış ortaya. Baba Hal, eşcinsel olduğunu aşıklar ama bu sırada çok kısa bir ömrü kaldığını da öğrenir. Buna rağmen hayatta yapamadıklarını, sürekli bastırdığı gizlediği duygularını yaşamak ister ve bunun için çabalar.

 

 

Aslında Oliver’in de babasından farkı yoktur. İçine kapanık, kendi halinde yaşamaktadır. Düzgün bir ilişkisi olmamıştır ve yalnızlığı seçmiştir. Günün birinde arkadaşlarının zorlamasıyla bir partiye gider. Burada oyuncu olan Fransız Anna ile tanışır. Ona aşık olur ancak Anna da sorunlu bir kişidir. İki sorunlu kişi, ilişki kurmaya başlarlar ancak işler ciddileşmeye başladığında ise birbirlerinden uzaklaşmaya başlarlar.

 

Hikaye ve diyaloglar oldukça abartısız ve doğal. Bir ailenin tüm bireylerini, bu ailedeki bireylerin dışa dönük sevgi ve aşk ilişkilerini başarılı bir şekilde analiz eden bir film Beginners. Ancak izleyiciyi fazla sıkmayacak şekilde daha iyi bir kurgu ve yönetimle daha iyi bir film çıkabilirdi karşımıza.  Film biraz daha kısa tutulup, geçmiş ile günümüz arasında daha sağlam temeller sağlansaydı daha akıcı olurdu.

 

 

Özet olarak, başarılı oyunculuklar ve hikayeye sahip bir film Beginners. Eksiklikleri de olsa fotoğraf kareleri ile birleştirilerek, yapılan anlatım başarılı olmuş. İzlemenizi tevsiye edeceğim bir film Beginners. Bu arada belirtmek lazım ki filmdeki köpek oldukça başarılı oyunculuk sergilemiş. Kesinlikle Oscar’da ve diğer film festivallerinde buna yönelik bir ödül bulunması taraftarıyım.

 

Yönetmen – Senaryo: Mike Mills

 

Oyuncular:

Ewan McGregor
Oliver Fields
Christopher Plummer
Hal Fields
Mélanie Laurent
Anna
Goran Visnjic
Andy
Kai Lennox
Elliot
Mary Page Keller
Georgia

 

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt1532503/