Etiket arşivi: Mia Wasikowska

Dönüş / The Turning

Dönüş / The Turning buraya ayacağım en kısa özetli festival filmi olacak sanırım. Bunun sebebi filmin Avustralyalı ödüllü yazar Tim Winton’un aynı isimli kısa hikayelerinin bulunduğu kitabından uyarlanmış olması. Yani bu film için bir kitaptaki öykülerin görselleştirilmesi diyebiliriz. Okumaya devam et

Stoker

 Holywood’da film çekecek deyince aslında çok kederlenmiştim. Sebep şu ki Holywood’un havasından mıdır suyundan mıdır bilinmez, bir çok iyi yönetmen ilk Holywood denemelerinde hüsranla karşılaşmışlardır. Ancak Chan-wook Park için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Ama burada demek istediğim şu ki, keşke senaryo da senin elinden ya da bir Koreli elinden çıksaydı da film daha da iyi olsaydı.

Burada Chan-wook Park neden bu senaryoyu seçti yada yapım şirketi eline bir kaç senaryoyu tutturdu da bunlardan mı seçeceksin dedi, o da en iyisi olarak bu senaryoyu mu gördü çok merak ediyorum. Aksi taktirde filmin tek falsosunun senaryosu olduğunu söyleyebilirim. Böyle bir senaryoyla ne olursa olsun ben iş çıkartırım diyen Chan-wook Park ve Chung-hoon Chung‘u takdir etmek lazım. Zaten ikisinin haricinde özel efekt haricinde ben başka bir Koreliye rastlamadım.  Okumaya devam et

Jane Eyre

Bilmem kaçıncı kez televizyon dizisi, televizyon filmi, sinema filmi, olarak karşımıza çıkmış Charlotte Brontë‘nin ünlü romanı Jane Eyre’nin son çevrimi karşımızda. Yönetmen koltuğunda adını pekte duymadığımız Cary Fukunaga var. Kendisinin ismi sebebi ile uzak doğulu olduğunu düşünmekteydim ancak şeklinide görünce nasıl bir bağlantısı var düşünmeden edemedim. Neyse konumuzda bu değil zaten.

Hikayeyi herkes biliyordur aslında. Zamanında okullarda okutulmuştu. Roman hatırladığım kadarıyla biraz daha bunaltıcı ve kasvetliydi. Tabi üstünden yıllar geçmesi hikayenin aklımda kalanlara sekte vurması oldukça normal.

Hikaye genç bir mürebbiyenin başından geçenleri anlatıyor. Bu bağlamda bende herkes gibi bunu Çalıkuşuna benzetebilirim. Film kitaba oranla tersten başlıyor.  Jane’i sersefil halde kaçarken görüyoruz. En yakın eve ulaştığında ise ölecek durumdadır. Kendisini kapıda genç bir misyoner rahip bulur. İki kız kardeşi ile birlikte Jane’e yardım eder. Jane kendine geldiğinde ise kendisi hakkında bir şey söylemez. Onun toparlama anında da biz hatıralarını izleyerek başından geçen olayları görürüz.

Jane küçük yaşta ailesinin ölümünden sonra yakın bir akrabasının yanına taşınmıştır. Ancak akrabasını hiç görmemiştir. Konakta yengesi ve oğlu ile de iyi geçinememektedir. Kadın onu yatılı bir okula gönderir. Bu okul öğrencilerini şiddetle eğitmektedir. Jane’nin okuldaki tek arkadaşı da hastalanıp ölünce yalnız kalır. Seneler böylece geçer.

Günün birindemürebbiye olarak bir malikanede işe başlar. Malikane sahibi ve Jane’in iş vereni Edward Rochester ile ilk başlarda sorun yaşasa da daha sonra yakınlaşırlar. Hatta bu yakınlaşma evliliğe kadar gider. Ancak  Edward Rochester’in evliliğe mani bir durumu vardır.

Heyecan olsun diye konuyu tam anlamıyla yazmıyorum. Sanki bu film bir klasikten uyarlanmamış gibi merak edilsin diye. Hikayeden uzaklaşıp biraz daha filme dönersek  görsel açıdan başarılı bir film diyebilirim. Mekan güzel seçilmiş. Genelde kullanılan geniş açı filmin görüntülerin kartpostal şeklinde görüntülenmesine sebep olmuş. Renk tonlamaları oldukça başarılıydı. Görüntü içerisindeki herhangi bir insan faktörü bu güzelliği bozamıyordu.

Bilindik hikaye için kurguda oldukça başarılıydı. Anı zamanda müzikler dönemi benimsetmeye yetiyordu. Kostümlere oldukça başarılıydı. Oyunculuklara geldiğimizde ise Mia Wasikowska kendinden bekleneni başarılı bir şekilde vermiş. Bu kadar güzeli ardarda sıralayınca iyi film diyebiliriz. Ancak film bana biraz duygu yoksunu gibi geldi. Büyük bir aşk ve yaşanılan aculardan bahsediyor film ancak bunun tam anlamıyla veremiyor. Jane Eyre duygularını kendine saklıyor. Belkide bunun sebebi filmin olaylar arsındaki zamanı tam anlamıyla verememiş olması. Bu sebepten dolayı düz bir film izliyorsunuz.

Sonuç olarak boş vakitte iki saat harcanacak bir film Jane Eyre’nin bu yorumu. Film bittikten sonra sizin aklınızda en çok kalacak şey görselliği…

Yönetmen: Cary Fukunaga

Senarist: Charlotte Brontë (kitap), Moira Buffini

Oyuncular:

Mia Wasikowska
Jane Eyre
Jamie Bell
St John Rivers
Su Elliot
Hannah
Holliday Grainger
Diana Rivers
Tamzin Merchant
Mary Rivers
Simon McBurney
Mr. Brocklehurst

Linkler:

http://filmekimi.iksv.org/tr/Filmekimi.asp?fid=8

http://www.imdb.com/title/tt1229822/

Senin İçin / Restless

Malesef bu filme Gus Van Sant’ın en kötü filmi diyeceğim. Hikaye oldukça bilindik bir hikaye. Ölümcül bir hastalığa yakalanan genç bir kız ile kendi halinde sorunlu bir genç erkeğin aşkını konu alıyor film. Bu konunun barındığı her filmde olduğu gibi zaman yine son bahar. Görüntüler ve filmin işleyici Gus Van Sant’a yakışır bir şekilde. Oyunculuklar göze batmayacak şekilde sıradan.

Konunun bilindik olması, eş değerlerinin de çok olması filmin kıyaslanma yoluna gitmesine sebebiyet veriyor. Enoch annesi ve babasının trafik kazasında ölümünden sonra bir süre yoğun bakımda kalmış ve hayata geri dönmüştür. Bu dönüş esnasında Hiroşi adında birde hayalet arkadaş edinmiştir. Enoch hayata küsmüş ve ailesine kendisini bıraktıkları için kızgındır. Vakit geçirmek içinse tanımadığı insanların cenazesine gitmektedir.

Bir gün cenazede Annabel adında bir kızla tanışır. Başta ondan kaçar ancak daha sonra onunla arkadaş olur. Enoch hayattan ne kadar kaçıyorsa Annabel’de hayata o kadar bağlıdır. Ancak bir sorun vardır ki Annabel kanser hastasıdır ve üç ay ömrü vardır.

İki genç bu üç ayı beraber geçirirler ve birbirlerine aşırı derecede bağlanırlar. Ancak Annabel’in ölecek olması her şeyi bozar. Enoch bunu kabullenemez. Annabel’in rahat tavırları yüzünden araları bozulur.

Bir gün Annabel rahatsızlanır ve hastaneye kaldırılir. Durumu Enoch’a bildiren ise Hiroşi olur. Bu şekilde Hiroşi’nin hayali mi yoksa bir hayalet mi olduğu belli olur. Ancak Hiroşi ve Enoch kavga ederler ve Enoch hastanelik olur.

Hikaye böyle devam ederken tabi beklenen son yaşanacaktır. Filmde oyunculuklar ne çok iyi nede çok kötü. Düz sıradan bir film. Filmi farklı kılabilecek şey ise Hiroşi’nin kattığı mistizm. Zaten filmin anlatmak istediğini Hiroşi’nin son uçuşuna çıktığı mektupta belirtilmiş. Hiroşi hikayesini çıkarttığımızda sıradan boş bir film. Ancak filmi ayakta tutan bu hikaye.

Yönetmen: Gus Van Sant

Senarist: Jason Lew

Oyuncular:

Henry Hopper
Enoch Brae
Mia Wasikowska
Annabel Cotton
Ryo Kase
Hiroshi Takahashi
Schuyler Fisk
Elizabeth Cotton
Lusia Strus
Rachel Cotton
Jane Adams
Mabel

Linkler:

http://filmekimi.iksv.org/tr/Filmekimi.asp?day=1&FID=28

http://www.imdb.com/title/tt1498569/

 

The Kids are All Right / İki Kadın Bir Erkek

Festivalin iyi filmlerinden Oscar’ın ise sönük filmlerinden The Kids are All Right. Zaten Oscar’dan başarı çıkmasını beklemek bu film için büyük bir mucize olurdu. Gerçi nasıl oldu da aday oldu o da ayrı bir konu.

Film konusu bakımından da oldukça ilginç. Bu ilginçlik işleniş, senaryo, oyunculuk ve yönetimle de üst düzeye çıkmış. Lezbiyen bir ailenin hayatlarına göz atıyor. Jules ve Nic, Joni ve Laser adlarında iki çocuğa sahiptirler. Kaliforniya’da yaşamaktadırlar. İki kadın, sperm bağışı yoluyla hamile kalmış. Joni, 18 yaşına gelmiş liseyi bitirmiş yakın zamanda üniversiteye başlayacaktır. Kardeşi Laser ise 15 yaşındadır. Laser donörlerinin kim olduğunu merak etmektedir. Joni kardeşine yardımcı olur ve donörleirni bulur. Öncelikle bunlardan annelerine bahsetmezler.

Joni ise kötü bir çocuk ile arkadaşlık etmektedir. Anneleri bunun önüne geçmek için adım atarlar ancak öğrenmek istedikleri aslında oğullarının gay olup olmadığıdır. Her na kadar bu konuya ön yargılı yaklaşmamaya çalışsalar da bir nebze olsun tedirginliği hissedebiliyorsunuz. Bu sebepten dolayı da Joni annelerine donörleri ile buluştuğunu söyler.

Jules ve Nic çocuklarının bu merakını haklı bulur. Bu adamın kim ve nasıl biri olduğunu öğrenmek için onunla tanışırlar. İster istemez çocukların biyolojik babaları Paul’de aileye katılmıştır. Tabi bu kişinin varlığı bu iyi gibi görünen çekirdek ailenin düzenini bozar. Her bir karakter, ailesini ve yaşantılarını sorgulamaya başlar. Filmde çevresel faktörleri pek göremiyoruz ancak Joni ve Laser’in arkadaşlarının tepkilerine bakarsak her biri bu durumu kabullenmiş durumda. Hatta ailede yaşayan çocuklardan daha fazla.

Aile hayatında erkeğin rolü tartışılmaz elbet. Filmde bu vurgulanmış. Nic karakteri çalışan evin geçimini, tüm yükünü sırtlamıştır. Bunu kendine bir görev olarak görür. Bunlar zaten diyaloglar arasında tartışılan şeylerdir. Nic otoriter rolünde evinde eşini bekleyen bir ilişki istemesi sebebi ile Jules’u de pek çalıştırmamıştır. Ancak çocukların da büyümesi ile birlikte, Jules peyzaj işine soyunur. Paul ise organik sebze işindedir yeni aldığı bahçenin düzenlenmesi için Jules’tan yardım ister.

Nic bu işe pek sıcak davranmaz. Ailesi bu adamın ortaya çıkması ile birlikte her şeyi sorgular olmuştur. Ancak bir şey de diyemez. Jules, Paul ile birlikte çalışmaya başlar. Aralarında da bir yakınlık olmuştur. Bir kaç kez birlikte olurlar. Nic ise hiç anlaşamadığı Paul’u tanımak, ailesini de bir arada tutmak için, Paul’e yemek yemeye giderler. Ancak Nic tuvalete gittiğinde, banyoda Jules’in saçlarını görür ve Paul’un yatak odasında da tokasını. Nic, Paul’un kendisini aldattığını anlamıştır.

İkisi yatak odalarında durumu konuşurken, çocuklarda durumu öğrenir.Bu durum Paul’un durumunu çocuklar önünde değiştirir. Onu güvenilir biri olarak görmezler. Ancak bu olaya Laser’in tepkisi erkek olması sebebi ile normaldir. Joni ise en sert tepkiyi gösterendir. Bu aile Julesun evlilik hakkında konuşması ile kurtulur. Tabi Joni’nin üniversiteye gitmek için evden ayrılması ile de orantılıdır.

Aslında anlatılamayacak, ince noktaların başarı ile ekrana yansıtıldığı bir film. Kim olursa olsun, ne olursa olsun aile denen yapının ne olması gerektiğini, evliliğin insanlar üzerine bindirdiği o yükü başarılı bir şekilde yansıtmış. Kesinlikle izlenmesi gerekli bir film.

Yönetmen: Lisa Cholodenko

Senaryo: Lisa CholodenkoStuart Blumberg

Oyuncular:

Julianne Moore
Jules
Annette Bening
Nic
Mark Ruffalo
Paul
Mia Wasikowska
Joni
Josh Hutcherson
Laser
Yaya DaCosta
Tanya

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt0842926/

http://2011.ifistanbul.com/tr/Movie/the-kids-are-all-right-

http://ifistanbul.com/blog/?p=6397