Secondhand Lions

Normalde sinema kanallarında da film izlerim. Her ne kadar tonlarca para dökmenize rağmen bu kanallar sürekli tekrar filmleri yayınlasa da (gerçi sürekli benim izlediklerim veriliyor nedense) arada böyle filmlerde çıkıyor içlerinden. Secondhand Lions’da onlardan biri. Filmin yönetmeni ve senaristi ise Tim McCanlies. Bu arada belirtmeliyim ki blogda eskisi gibi film yazmamaya karar verdim bir süre. Tabi bu kararı ne zaman uygulamaya başlarım bilmiyorum. Muhtemelen yazılması gerekenler listesinde bekleyen filmler bittiğinde. Tabi listeye yenileri eklenecektir ister istemez ama izleme yoğunluğunu düşürüp sayıyı azaltma amacım. Gerçi kimi kandırıyorum. FilmEkimi var önümüzde. Neyse…

Interstellar

Bir Christopher Nolan filmi daha karşımızda. Tabi söz konusu isim Nolan olunca, parmakları çıtırdatıp yazıya öyle başlamanın faydası var. İster istemez yazı bir hayli uzun oluyor. Bunun sebebi belkide Nolan’ın kafa yoracak, beklentiyi zorlayacak işlere adım atması. Interstellar’da bunlardan biri. Şimdi kısa bir yorum yapmak gerekirse, Interstellar beni tatmin etti mi? Evet etti. Ancak filmi izlerken aklımda sürekli Arthur C. Clarke’in Bir Uzay Efsanesi vardı. Hikaye bu seri ile paralel giderken, sosyal medyada film ile ilgili sorulan bir çok soruya Bir Uzay Efsanesini kendime referans göstererek yanıt verdim. Bu yazıda da belki kıyaslamalara gireceğim ancak bu ister istemez olacak. Dedim ya uzun oluyor Nolan yazıları diye, buyurun ilk paragraftan başladık. Yazıya devam ederken baştan söyleyeyim, yazı film hakkında açık seçik anlatımlar ve yargılar içerir, bu sebepten dolayı izlememiş olanlar bulaşmasın.

Now You See Me

Transporter 2, The Incredible Hulk, Clash of the Titans gibi filmlerden tanıdığımız yönetmen Louis Leterrier‘in son filmi Now You See Me. Film Türkiye’de “Sihirbazlar Çetesi” adıyla gösterime girmiş. Şöyle arkanıza yaslanıp sorgusuz sualsiz bir film izleyeyim diyorsanız bu film son dönem yapılan filmler içerisinde birebir. Ancak çını da belirtmeliyim ki film her ne kadar akıcı ve soru işretleri uyandırarak gitse de kafa yorduğunuz zaman bol bol soru işaretleri bırakıyor arkasında. Ancak nasıl olsa filmdeki karakterler sihirbaz/ilizyonist deyip pek kafa yormuyorsunuz. Bunu bilen yönetmenler de işin bu kısmına odaklanmışlar. Cümlelere başlamadan önce belirtmek lazım ki filmde sağlam bir kadro var. Sırf bu kadro için zaten film izlenir. Bu açıdan oyunculuklar konusunda pek bir sıkıntı yok. Bir iki karakter oturmamış sadece. Hikaye de iyi ama kurgu o kadar karışık yapılmış ki bazen takip etmekte zorlanıyorsunuz. Tabi yapılan şovları, kullanılan malzemeleri ve efekleri gördüğünüzde karakterlerin bunları nasıl yaptığı soru işareti sürekli aklınızda dolaşıyor.

The Dark Knight Rises

Christopher Nolan‘ın Batman serisinin üçüncü filmi The Dark Knight Rises. Zaten Nolan’ın bu işe bulaşması hakkında şurada zaten bazı açıklamalar yapmıştım. Bunun üzerine pek bir şey koyacağımı düşünmüyorum. Genel olarak bakıldığında iyi bir film var karşımızda. Ama ben Nolan’ın Batman ortamını özümseyemediğim için film bana biraz düz bir filmmiş gibi geldi. Filmin kurgusu oldukça başarılıydı. aksiyon sahneleri kesinlikle takdire şayandı ancak hikayede bazı kopuklar vardı. Hikaye oldukça basite alınmış gibi geldi bana. Sanki bir ve ikinci filmin akışından sonra bu film sanki daha bir sipariş üzerine olmuş gibi geldi bana. Final ise beni en çok hayal kırıklığına uğratan kısımdı. Final sahneleri aksiyon olsun diye yapılmış biraz mantık dışıydı.

Journey 2: The Mysterious Island

Doksan dört dakikalık süresiyle birden başlayıp biten bir film Journey 2: The Mysterious Island. Öyle ki süreyi geçtim filmin hikayesi kurgusu da bu şekilde. Ne zaman adanın şifresi geldi, nasıl geldi, birden bire nasıl çözüldü. Ne zaman kalkıp oraya gidildi. Derken helikopter bulunması, adaya tamda istenildiği gibi varılması, burada her şeyin ve yaşanan maceraların bir çırpıda olması ve geri dönülmesi… Filmi izlerken hangi arada tüm bunlar oldu şaşırdım. Hikaye oldukça kısır. Filmin bir içeriği yok. Bir şeyler izliyorsunuz ama bunun neden olduğu hakkında bir fikir oluşturamıyorsunuz kafanızda. Üvey babanın, üvey oğluna yaranması, gözüne girme çabası diyebiliriz ancak hiçte bunu veren sahnelerle karşılaşmıyoruz. Film kendi içerisinde oldukça tutarsız. Sırf aksiyon olsun diye mantıksız sahneler var. Aklıma takılan konu ise, adanın belli dönemlerde suyun dibine çökmesi ve sonra tekrar yer yüzüne yükselmesi. Peki burada yaşayan devasa hayvanlar ne oluyor suyun altında bu konuda hiç bir şey söylenmemiş. Tabi tüm bu mantıksızlıklara kafa yorduğunuzda …

Gnomeo And Juliet / Sevimli Cüceler Cino ve Jülyet

William Shakespeare’in ünlü “Romeo ve Juliet” oyununun bilmem kaçıncı uyarlaması bu kez de animasyon olarak çıkıyor karşımızda. Hikaye tam anlamıyla kırpılmış, budaklanmış. Ana hatları ile sadece çocukların anlayabileceği bir şey kalmış. Zaten kahramanlarımızın da bahçe süsleri olduğunu düşünürsek yetişkinleri çokta eğlendireceğini düşünmek yersiz olur. Ancak her ne kadar senaryo ve espriler yetişkinlere hitap etmese de bir yerde aksiyon yönünden insanı çekiyor. Tabi birde unutmamak lazım ki Gnomeo’nun Shakespeare’in haykeli ile diyaloğu pek çocukların anlayabileceği şey değildi. Ancak bu bile yetişkin işi olduğunu kanıtlamıyor. Filmde en sevdiğim sahne, çim biçme makineleri ile ilgili olan sahnelerdi. Çocukluktan beri çim biçme makinelerine zaafım olduğunu belirtmeliyim ki bu sebepten dolayı filmi sevdim. Keşke hep çim biçme makineleri olsaydı. Gnomeo ve Juliet iki ayrı evin bahçe süsleridir. Ev sahipleri birbirine düşman olduğu gibi bu bahçe süsleri de birbirlerine düşmandırlar. Sürekli didişip dururlar. Bu didişme bir yerde sadece çim biçme makineleri ile kapışma durumundayken birden olaylar değişir. …

Inception / Başlangıç

Christopher Nolan‘a olan gıcığımı bilmeyen yoktur. Tabi bu gıcık Batman’ı yorumlaması ile eşdeğerdir. Yoksa kendisini, Memento, Insomnia gibi filmleri ile takdir etmişimdir. Benim kendisine olan tek garezim, Batman gibi bir yapımın güne uyarlamasını hazzetmediğimden. Bu filmle sıradanlık katmıştı. Ancak kendisi ısrar ile Batman serisini çekeceğim diye uğraşıyor ona da saygılı davranıyorum. Inception’a gelince kadroda yer alan Leonardo DiCaprio‘da hazzetmediğim adamlar arsında yer alır. Kendisine kinim yoktur, iyi oyuncudur iyi filmlerde oynamış ancak bir türlü kanım ısınmamıştır şahsa. Şimdi yazıya olumsuzluklarla giriş yapınca, yazının geri kalanını da olumsuz olarak görecektir okuyucu. Lalin yazının devamı insanları şaşırtabilir. Bu arada uyarmak lazım ki filmi izlemeyenler için çok fena açıklamalar içerebilir… Bir rüyanın içinde başlıyoruz filme. Açıkçası belirtmeliyim ki, burada Saito karakterinin yaşlı halinin makyajı biraz abartı olmuş. Ona verilen bu abartı makyaj onun ne kadar çok yaşadığının, kanıtı olarak sunulmuş bize. Bu konuya tekrar döneceğim öncelikle, filmin akışına göz atalım. Film klasikleşmiş bir şekilde sondan başlıyor. Yani filmin …

Back to Top