Etiket arşivi: Michael Fassbender

X-Men: Days of Future Past

X-Men serisinin son filmi de X-Men: Days of Future Past. Filmin yönetmenliğini yine Bryan Singer yapmış. Bu yönetmenin üçüncü X-Men filmi. Filmin en büyük özelliği ‘un yönettiği X-Men: First Class ile bağdaşıyor olması. Yani X-Menlerin gençlik yıllarına bu film değinmiş ve aynı karakterler bu kahramanlara can vermiş. Bu da filmin devamlılığı konusunda göze batan en büyük ayrıntılardan biri. Okumaya devam et

Prometheus

Son dönem yapılan bilim kurgular içerisinde en iyi filmlerinden biri de Prometheus. Tabi filmin kadrosuna baktığımızda beklentilerde o denli yüksek oluyor. Yönetmen Ridley Scott, senaristler ise Alien serisinden de bildiğimiz (İlk film Ridley Scott imzalı hatırlatma yapmak lazım) Dan O’BannonRonald Shusett ve son dönemin en ses getiren dizilerinden Lost’un senaristlerinden de olan Damon Lindelof var tabi bu isimi Cowboys & Aliens ve Avatar: The Last Airbender‘dan da tanıyoruz. Tabi hal böyle olunca beklentiler oldukça yükseliyor ancak filmin bu beklentileri karşıladığı konusunda tereddütteyim. Film daha iyi olabilirmiş.

Film görsel olarak tam bir şölen. Kesinlikle izlerken sıkmıyor ancak bazı havada kalan eksik noktaları da mevcut. Film biraz Alien serisinin etkisinde kalmış. Tabi bu senaristlerin aynı olmasının etkisiyle yadsınamaz bir şey. Ancak film Alien ile paralel yada bir devam filmi olarak düşünülemez. Filmin sonunda da gördüğümüz üzre bir devam filminin geleceği olası. Bu yönden de filmi Alien’a benzetebiliriz. Okumaya devam et

A Dangerous Method

Usta yönetmen David Cronenberg‘in 2011 yapımı filmi A Dangerous Method. Ne yalan söyleyeyim film konu olarak çok iyi olsa da ben David Cronenberg’e bu filmi yakıştıramadım. Kendisini hep sorgulayan filmlerle izledik, bu filmlerde felsefe de vardı ancak genelde bilim kurgu gizem olduğu için izleyiciyi tam anlamıyla ekrana bağlayıp, kült yapımlar ortaya çıkarabiliyordu. Ancak bu film Cronenberg’in diğer filmleri gibi kült film olabilecek bir yapıya sahip değil.

Film John Kerr‘in A Most Dangerous Method kitabından uyarlanmış. Kitabı tiyatro oyunu olarak uyarlayan Christopher Hampton, The Talking Cure adını kullanmış. David Cronenberg ise bu oyunu alarak beyaz perdeye aktarmış. Film uyarlamaların genel sorununu yaşamakta. Yani film kitabı okumayanlar için oldukça havada kalmış. Film yaklaşık dokuz aylık bir süreyi anlatıyor ama film bize bu hissi vermiyor. Sanki her şey bir anda olup bitmiş gibi. Okumaya devam et

Inglourious Basterds

Quentinn Tarantino’nun yılan hikayesine dönmüş senaryosunun hayat bulmuş hali Inglourious Basterds. Bu hayat bulma 2009 yılında oluyor ancak filmin hikayesi daha da eskilere dayanıyor. Yine bir intikam filmi karşımızda, ancak bu kez zaman mekan ve yaşananlar toplumsal olaylardan esinlenmiş.

Film Nazi dönemini anlatıyor. Naziler Fransa’ya girmişler ve buradaki Yahudileri toparlamaya başlamışlardır Bu sırada Amerikalılar’da Yahudilerden oluşan özel bir intikam timi kurarlar ve bu time de Nazi avlamaya başlar. Naziler onlardan korkuyla bahsederken bu arada ailesi onlar tarafından katledilmiş bir Yahudi kızı da intikam planı yapmaktadır.

Filmin kurgusu ustalıkla yapılmış. Bölümler arasındaki neden sonuçlar hikayenin gelişiminde oldukça etkili. Aynı şekilde ustaca yazılmış diyaloglar, uzun olmalarına rağmen insanı bağlıyor ve hikaye gelişimi bu diyaloglara göre şekilleniyor. Karakterlerin toplumsal çıkardan çok kendi çıkarlarını kolladığını görüyoruz. Aldo Raine karakteri Nazi avına çıkarken bunu bir av olarak düşündüğü hissettiriliyor bize. Yine finalde, Hans Landa karakterinin kendi çıkarı için ülkesini satması bu şekilde değerlendirilebilir.

Filmde kendisi için bir şey yapmayan bir karakter var ise az ve öz görünen Marcel karakteri. Sevdiği kız Shosanna Dreyfus uğruna hayatını veriyor. Film genel olarak Eğlenceli bir şekilde ilerliyor. Diğer eş değer filmlerde izlediğimiz gibi duygu sömürüsü yapılmamış. Belki de Tarantino’nun farkı burada çıkıyor ortaya. Karakterler yine bildik Tarantino tarzında. Zezki, ideal erkek, psikopat, duygusal vs.. tüm duyguların tüm karakterlerin karışımını görebiliyoruz. Tarantino’nun yaptığı en iyi işlerden biri de karakterlerin gelişimi ve bu konuda bu filmde bir baş yapıt.

Filmin doruk yaptığı kısım ise küçük bar sahnesi. Diyaloglar olsun karakterler olsun her şey kesinlikle en ince ayrıntısına kadar düşünülmüş. Ortamda her tür insan bulmanız mümkün ve bu karakterler başarıyla işlenmiş. Filmde şu kötü diyebileceğim bir tane oyunculuk yok. Hepsi oldukça başarılı.

Tarantino’nun, her bir karakteri, karakterleri konuşturduğu her bir kelime ironi dolu. Asıl anlamlarından saptırılabilecek cümleler var. Bu filmde de bu başarılı bir şekilde yapılmış. Film boyunca kimse kimseye üstünlük sağlamıyor. Amerika’nın kahramanı asker öldürülünce, onu öldüren kız da öldürülüyor. Eşit miktarda kıyaslı bir ölüm söz konusu.Ben çok aşağılayıcı repliklerle de karşılaşmadım.

Ancak finale geldiğimizde bütün üst düzey Naziler’in katli filmin rengini biraz değiştirmiş. Bu  Shosanna Dreyfus’un intikamı olarak çıkıyor karşımıza ancak gizli ekibin de işin içine girmesi biz nasılsa Naziler’i haklayacaktık moduna dönüşüyor. Tabi buna en büyük etken, Hans Landa karakteri. Bu bağlamda genel anlamda Filmdeki Nazi karakterlerinin analizini yaparsak, zeki ama güvenilemez olduklarını görüyoruz. Finalde yaşanan bu bu olaylar biraz da olsun filmin tarafsızlığını yitirmesini sağlıyor. Ancak bunu da Naziler’in sonu nasılsa gelecekti, bu şekilde getirelim diye açıklayabiliriz.

Tarantino’nun ustalıkla işlediği uzun süresine rağmen sıkmayan bir film Inglourious Basterds. Diyaloglar, karakterler, olay örgüsü, müzikler oyunculuklar, kurgu oldukça başarılı. Ancak Tarantino’nun en iyi filmi olacak kapasitede değil. Diğer filmlerdeki karakterlerinin bir yansıması da bu filmde gibi. Filmin en sevdiğim özelliği ise, sadece İngilizceye kayıtlı kalmayıp tüm dillerde diyaloglar içermesi. İzlenmesi gereken filmler arasında.

Yönetmen: Quentin TarantinoEli Roth

Senaryo: Quentin Tarantino

Oyuncular:

Brad Pitt
Lt. Aldo Raine
Mélanie Laurent
Shosanna Dreyfus
Christoph Waltz
Col. Hans Landa
Eli Roth
Sgt. Donny Donowitz
Michael Fassbender
Lt. Archie Hicox
Diane Kruger
Bridget von Hammersmark

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt0361748/

http://www.inglouriousbasterds-movie.com/

Jane Eyre

Bilmem kaçıncı kez televizyon dizisi, televizyon filmi, sinema filmi, olarak karşımıza çıkmış Charlotte Brontë‘nin ünlü romanı Jane Eyre’nin son çevrimi karşımızda. Yönetmen koltuğunda adını pekte duymadığımız Cary Fukunaga var. Kendisinin ismi sebebi ile uzak doğulu olduğunu düşünmekteydim ancak şeklinide görünce nasıl bir bağlantısı var düşünmeden edemedim. Neyse konumuzda bu değil zaten.

Hikayeyi herkes biliyordur aslında. Zamanında okullarda okutulmuştu. Roman hatırladığım kadarıyla biraz daha bunaltıcı ve kasvetliydi. Tabi üstünden yıllar geçmesi hikayenin aklımda kalanlara sekte vurması oldukça normal.

Hikaye genç bir mürebbiyenin başından geçenleri anlatıyor. Bu bağlamda bende herkes gibi bunu Çalıkuşuna benzetebilirim. Film kitaba oranla tersten başlıyor.  Jane’i sersefil halde kaçarken görüyoruz. En yakın eve ulaştığında ise ölecek durumdadır. Kendisini kapıda genç bir misyoner rahip bulur. İki kız kardeşi ile birlikte Jane’e yardım eder. Jane kendine geldiğinde ise kendisi hakkında bir şey söylemez. Onun toparlama anında da biz hatıralarını izleyerek başından geçen olayları görürüz.

Jane küçük yaşta ailesinin ölümünden sonra yakın bir akrabasının yanına taşınmıştır. Ancak akrabasını hiç görmemiştir. Konakta yengesi ve oğlu ile de iyi geçinememektedir. Kadın onu yatılı bir okula gönderir. Bu okul öğrencilerini şiddetle eğitmektedir. Jane’nin okuldaki tek arkadaşı da hastalanıp ölünce yalnız kalır. Seneler böylece geçer.

Günün birindemürebbiye olarak bir malikanede işe başlar. Malikane sahibi ve Jane’in iş vereni Edward Rochester ile ilk başlarda sorun yaşasa da daha sonra yakınlaşırlar. Hatta bu yakınlaşma evliliğe kadar gider. Ancak  Edward Rochester’in evliliğe mani bir durumu vardır.

Heyecan olsun diye konuyu tam anlamıyla yazmıyorum. Sanki bu film bir klasikten uyarlanmamış gibi merak edilsin diye. Hikayeden uzaklaşıp biraz daha filme dönersek  görsel açıdan başarılı bir film diyebilirim. Mekan güzel seçilmiş. Genelde kullanılan geniş açı filmin görüntülerin kartpostal şeklinde görüntülenmesine sebep olmuş. Renk tonlamaları oldukça başarılıydı. Görüntü içerisindeki herhangi bir insan faktörü bu güzelliği bozamıyordu.

Bilindik hikaye için kurguda oldukça başarılıydı. Anı zamanda müzikler dönemi benimsetmeye yetiyordu. Kostümlere oldukça başarılıydı. Oyunculuklara geldiğimizde ise Mia Wasikowska kendinden bekleneni başarılı bir şekilde vermiş. Bu kadar güzeli ardarda sıralayınca iyi film diyebiliriz. Ancak film bana biraz duygu yoksunu gibi geldi. Büyük bir aşk ve yaşanılan aculardan bahsediyor film ancak bunun tam anlamıyla veremiyor. Jane Eyre duygularını kendine saklıyor. Belkide bunun sebebi filmin olaylar arsındaki zamanı tam anlamıyla verememiş olması. Bu sebepten dolayı düz bir film izliyorsunuz.

Sonuç olarak boş vakitte iki saat harcanacak bir film Jane Eyre’nin bu yorumu. Film bittikten sonra sizin aklınızda en çok kalacak şey görselliği…

Yönetmen: Cary Fukunaga

Senarist: Charlotte Brontë (kitap), Moira Buffini

Oyuncular:

Mia Wasikowska
Jane Eyre
Jamie Bell
St John Rivers
Su Elliot
Hannah
Holliday Grainger
Diana Rivers
Tamzin Merchant
Mary Rivers
Simon McBurney
Mr. Brocklehurst

Linkler:

http://filmekimi.iksv.org/tr/Filmekimi.asp?fid=8

http://www.imdb.com/title/tt1229822/