Chronicle

Son dönemin iki trendini bir arada ortaya koyan film Chronicle. El kamerası kullanımı ve sıradan kahramanlara veya anti kahramanlar. İngilizlerin son dönemde çok sık ele aldıkları sıradan kahramanların  bir başka çeşidini izliyoruz bu filmde de. Kahramanlarımız ise yine gençler.

İçine kapanık, ezik Andrew kamerası ile olanı biteni kayda almaktadır. Annesi ölüm döşeğindedir. Babası ise itfaiye erliğinden bazı sorunları sebebi ile erken emekli edilmiştir. Evde boş oturması ve sorunları onu alkole itmiştir. Andrew’e ise kötü davranmaktadır. Andrew’in bu ezik tutumu okulda da ona hor görülmesine sebep olmaktadır.

Bir gün büyük bir partiye gider. Elinde kamerası ile her şeyi çekmektedir. Burada da hor görülür. Dışarılarda dolanırken tek arkadaşı olan kuzeninin, yakın arkadaşı Steve yanına gelir ve kuzeni, Matt’in kendisini çağırdığını söyler. Steve ve Andrew, Matt’in yanına gider.

Gittikleri yerde bir delik vardır. Steve ve Matt bu deliğe girerler. Andrew’de deliğe girmek zorunda kalır. Delikte ise parlayan garip bir şey görürler. Bir süre burada kalınca fenalaşırlar. Oradan nasıl çıktıklarına dair fikrimiz yoktur. Ancak o geceden sonra üç arkadaş düşünce gücü ile nesneleri hareket ettirmeye çalışırlar. Önce bunu eğlence olarak kullanırlar. Güçlerini kullanmayı öğrendikçe, uçmaya, nesneler üzerindeki hakimiyetlerini arttırmaya başlarlar. İçlerinde en iyisi de Andrew’dir. Andrew diğerlerinden daha fevri davranmaktadır. Arabayla yolculuk yaparken kendilerini sıkıştıran, bir arabanın göle yuvarlanmasına neden olur.

Tabi Matt ve Steve ona kızarlar. Andrew’in ailesinin baskısı, psikolojik sorunları, eline güç geçince onu şiddete meyillenmeye iter. Buna babası ile başlar. Bulutlu bir havada  uçarken kendisini eleştiren, Steve’nin de ölmesine sebep olur. Matt durumu anlar ve tartışırlar. Andrew para kazanmak için mahalle serserilerine bulaşır ve onlardan paralarını çalar. Daha sonra bir benzin istasyonunu soymaya çalışır. Burada patlama sonucunda yaralanarak hastaneye kaldırılır. Babası hastaneye geldiğinde, ondan annesinin öldüğünü öğrenir ve intikam almak için odayı yerle bir eder adamı kaldırır ve gök yüzünden yere atar.

Adamı kurtaran ise Matt olur. Ama Matt ile Andrew arasında didişme çıkar bu da şehrin yerle bir olmasına sebep olur.

Film farklı bir hikayeyle karşımıza çıkmasına rağmen mantık hataları oldukça bol karşımıza çıkıyor. Kameranın hareketli, el kamerası olmasını başlarda normal karşılıyorsunuz ama sonrasında mantıksız geliyor. Bu kameranın kullanım yerleri filmde hatalıydı. Tamam Andrew düşünce gücü ile kamerayı ardında gezdiriyordu ama o kadar yıkım ve güç harcamanın yanında ki kendinden de geçiyordu o kamerayı hala bizim izleyebileceğimiz şekilde ayakta tutması mantıksızdı.

Filmde tanınmış oyuncular yoktu ve oyunculuklar başarılıydı diyebilirim. Aynı şekilde müziklerde tatmin ediciydi. Ancak hikaye, olay örgüsü, kurgudaki boşluk ve eksikler can sıkıcıydı. Film bunlara rağmen ne olacak diye kendini izlettiriyor. Başından sonuna kadar merak içinde kalıyorsunuz. Ancak final tatmin edici olmuyor. İzledikten sonra buruk bir tat bırakıyor. Daha iyi olabilirdi diye.

Kısacası, çok şey beklenmeden sırf vakit geçirmek için izlenebilecek bir film. Ama aşırı kamera hareketleri izleniminizi zorlaştırıyor ve baş dönmelerine sebebiyet veriyorsa izlememenizi tavsiye ederim. Çok şey kaybetmiş olmazsınız.

Yönetmen: Josh Trank

Senaryo: Max LandisJosh Trank

Oyuncular:

Dane DeHaan Andrew Detmer
Alex Russell Matt Garetty
Michael B. Jordan Steve Montgomery
Michael Kelly Richard Detmer
Ashley Hinshaw Casey Letter

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt1706593/

Defendor

Filmi izlerken aslında biraz da Syoo-peo-maen-i-sseo-deon Sa-na-i gelmedi desem aklıma yalan olur. Ancak film onun kadar etkileyici ve komik değil ama vermek istediği mesajı da yerine ulaştırmış. Tabi kıyaslamaya girmemek lazım, filmler sadece ana fikir olarak birbirlerine benziyor.

Filmde biraz tür karmaşası mevcut. Filmin gişe amaçlı yapılmadığı belli. Toplumsal bir olayı irdeliyor. Karakterler olsun oyunculuk olsun oldukça başarılı. Ne yazık ki filmdeki bir eksik olayların çok yavaş ve sıkıcı ilerlemesi… Hatta filmin başlarında bu nasıl bir saçma film diye aklınızdan geçiriyorsunuz. İlerleyen dakikalarda ise film sizi kendine çekiyor. Filmde Woody Harrelson başarılı bir oyunculuk çıkarmış.

Arthur bir fahişenin oğludur. Annesi bir gün gider ve bir daha geri dönmez. Arthur dedesi tarafından büyütülür. Yıllar sonra tek başına  ve kimsesiz kalmıştır. Küçüklükten beri okuduğu çizgi romanların etkisinde kalmıştırda. Annesinin kaptan endüstri tarafından öldürüldüğünü düşünmektedir. Bu sebepten dolayı, gündüz yol işçisi gece ise azılı suçlularla savaşan Defendor adında bir süper kahraman olur. Tabi kendi çapında bir kahramandır. Suçların kaynağı olduğunu düşündüğü kaptan endüstriyi bu şekilde aramaya devam eder.

Arthur kendi başına yaşarken aslında hiç bir sorun yoktur. Küçük taarruzlarla küçük adamlarla başa çıkar. Polisin de kendisinden pek haberi yoktur. Olanlarda zaten deliliğine vermektedir. Taki hayatına yine sokakta telekızlık yapan bir kız girene kadar. Bir süre sonra beraber çalışmaya başlarlar ancak kızın babasına olan gıcığı onun hapse girmesine sebep olur… Defendor’u bu durduramaz elbet. Kaptan endüstrinin peşini bırakmaz. Büyük bir kaçakçılığın haberini alır ve müdahale etmeye gider…

Aslında filmde süper kahraman olmak için öyle güzlere gerekmediğini gösteriyor bize. Sadece iyilik adına bir şeyler yapmak insanın kahraman olmasına yetiyor. Bence başarılı bir film. Ancak abartılacak destansılaştırılacak kadar iyi bir film değil. Filme kara komedi diyebiliriz. Öyle kahkahalarla gülmeyi beklemeyin. Gülümsetiyor.. Başarılı dram içinde biraz soft kalmış. Yani arada bir film…

Yönetmen ve Senarist : Peter Stebbings

Oyuncular:

Woody Harrelson Arthur Poppington / Defendor

Elias Koteas Chuck Dooney
Michael Kelly Paul Carter
Sandra Oh Dr. Ellen Park
Kat Dennings Kat Debrofkowitz

Clark Johnson Captain Fairbanks
Lisa Ray Dominique Ball

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt1303828/