Etiket arşivi: Mila Kunis

Jupiter Ascending

Wachowski Kardeşlerin son ürünü olan Jupiter Ascending’in tek olumlu tarafının baş rolde Mila Kunis olduğunu söylemem lazım. O da oyunculuk bakımından çok tatmin ediyor mu tartışılır ama keyifli bir şekilde göze hitap ettiği kesin. Wachowski Kardeşlerin diğer filmleri ile karşılaştırdığımızda Jupiter Ascending bize ne veriyor derseniz koca bir hiç diye cevap verebilirim. Yani Wachowski Kardeşler düşüşlerine devam ediyorlar. Tamam The Matrix iyiydi ama devamı bir türlü gelmedi. Matrix var olan bir mitin başarılı bir şekilde ekrana yansıtılmasıydı. Sonra yazılıp çizilenler aslında Matrix’i felesefeleştirdi ve bu şekilde gelişen  Matrix felsefesi Wachowski Kardeşlere bu ekmekten para yemek için zemin hazırladı. Film üçleme olarak hazırlanmadı ama üçleme oldu. 

Akabinde çoğumuzun hatırlamadığı Speed Racer Wachowski Kardeşlerin elinden çıktı. Sonrası Cloud Atlas. Cloud Atlas nispeten biraz daha Matrix tarzına yakındı. Bir mit ele alınıyordu ve düşündürüyordu yine eksikleri çoktu ama Wachowski Kardeşlerden vazgeçmemek için bir ümit veriyordu. Ancak Jupiter Ascending kesinlikle Wachowski Kardeşlerden beklenecek bir film değil. Şöyle bir baktığımda sanki Wachowski Kardeşlerin oluru buymuşta Matrix bizi yanıltmış gibi düşünmeden edemiyorum. Jupiter Ascending’de Holywood’da herkesin çekebileceği sıradan bir bilim kurgu kafasında. Okumaya devam et

Ted

Son dönem izlediğim en eğlenceli filmlerden biri de Ted’di. Zaten filmin yönetmenine baktığımızda filmin eğlenceli olmaması imkansız. Filmin senaryo ve yönetim koltuğunda Family Guy‘dan tanıdığımız Seth MacFarlane var. Seth MacFarlane yine orijinal bir fikirle geliyor karşımıza. Ancak bana film sanki bir dizi gibi düşünülmüş sonradan filme çevrilmiş gibi geldi. Bu sebepten dolayı espriler az tutulmuş ve bazı sahneler kısa kesilmiş.

Konu oldukça sapma tabi Seth MacFarlane’den çokta mantıklı şeyler beklemiyoruz. Buna rağmen oldukça da komik. Film oldukça akıcı şekilde ilerliyor. Ancak finale doğru klasik aşk filmlerine bağlaması beni biraz üzdü. Film bir çocuk filmi gibi başlarken, ergen aşk filmi gibi bitiyor. Tamam hikayede aşk galip gelebilirdi ama finalin sıradan olması böyle bir filmde beni rahatsız etti.

Bir çok sahne insanı kahkahaya boğmasa da tebessümle izlenmesine sebep oluyor. Ted’in patronla konuşma sahnesinden tutun, sevgilisi ile hatta kadınlarla diyalogları oldukça eğlenceli ve başarılıydı. Kesinlikle komik ve iyi bir karakter yaratılmış. Brian gibi bir şey çıkmış karşımıza.

Ted oldukça başarılı bir şekilde otutturulmuş filme. Animasyon olduğu kesinlikle belli olmuyor. Müzikler ve oyunculuklar da oldukça başarılı. Zaten zorlayacak bri rol de yok oyuncular için. Filmi izlemek için bir neden de filmde Mila Kunis‘in olması. Zaten varlığı yeter.

Konuyu kısaca özetlemek gerekirse, John Bennett sessiz ve yalnız bir çocuktur. Sokakta kimse onunla oynamak istemez. John yalnızlık içindeyken yeni yıl gecesi ailesinin aldığı bir ayıya sarılarak yatar. O gece ayısının gerçek ve bir ömür boyu arkadaş olmalarını ister. Sabah uyandığındaysa ayısı canlanmış ve konuşmaya başlamıştır. John ve Ted aralarında bir söz verirler ömür boyu arkadaş olacaklardır.

Aradan yıllar geçer. İnsanlar oyuncak bir ayının canlanmasına başta rağbet göstermişlerdir ama zamanla onlar için bu normal gelmeye başlamıştır. Ted ile John beraber yaşamaya başlarlar. Ancak John’un Lori adında bir sevgilisi vardır ve onunla beraber olamak istemektedir. Buna de en büyük engel Ted’dir. John aşkı ve dostu arasında gidip gelmeye başlar.

Özetlemek gerekirse,  eğlenceli bir film Ted. Keyifsiz bir anda izlendiğinde kesinlikle keyiflendirici bir özelliğe sahip. Belirttiğim gibi final biraz romantik komedi kıvamına kaysa da genel anlamda tatmin edici. İzleyin derim.

Yönetmen: Seth MacFarlane

Senaryo: Seth MacFarlaneAlec SulkinWellesley Wild

Oyuncular:

Mark Wahlberg
John Bennett
Mila Kunis
Lori Collins
Seth MacFarlane
Ted (ses)
Joel McHale
Rex
Giovanni Ribisi
Donny
Patrick Warburton
Guy

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt1637725/

Black Swan

Yazılırken zorlanılacak bir film daha karşımda. Yine Darren Aronofsky ismi filmin arkasında duruyor. Ne yapalım ne edelim artık bu adam beklentileri çok çok karşılıyor. Filmin Türkiye’de gösterimi şubat sonu olarak gözüküyor. İnternette dolaştığını görünce fevri bir hareketle indirmeye koyuldum. Aslında bu öyle internetten indirilenler statüsünde izlenecek bir film değil. Kesinlikle sinemaya gidilip emeğin karşılığını vermeli. Ancak yine gişe yapalım sevdası ile Türkiye’de Oscar ödülleri sonuna erteleniş bir film… Bu yönden kesinlikle kınıyorum. Filmin en azından bir ödülü garanti. Zaten verilmese zaten gözümde prestijini kaybetmiş olan Oscar ödülleri benim için kağıt parçası istatistiklerinden öteye geçmeyecek… Mimik yoksunu Sandra Bullock ödül alıyorsa eğer Natalie Portman‘a şu oyunculukla ne vermeli bilmiyorum.

Her şeyiyle yine güzel bir film karşımızda. Aronofsky‘nin geçmiş filmleri ile karşılaştırdığımızda biraz daha The Wrestler tarzı ağır basıyor. Ancak yine filmde kendine özgü bir anlatım mevcut. Aronofsky filmlerinde
Clint Mansell etkisini biliyoruz. Bu filmde de var elbet. Ancak bu filmde sanat ve müzik işleyen bir hikayede müziklerin çok fazla kulağa dolmaması ilginç. Müzikler bale esnasında insanın aklına sanki olması gerekenmiş gibi yansıyor. Yani aslında burada yapılan müzik filmin müzikleri değil, bir bale oyununun Kuğu Gölü Balesi’nin müzikleri. Eminim ki sıcaklığıyla müzikler aklımda tekerrür etmemesine rağmen, bir süre sonra yine beni etkisi altına alacak.

Oyunculuklar olması gerektiği gibi. Hatta dahada fazlası var. Evet Natalie Portman‘nın oyunculuğundan şüphemiz yoktu ama bu performansı da beklemiyordum kendisinden açıkçası. Bu arada Mila Kunis‘de yardımcı oyuncu olarak bekleneni çok fazlasıyla vermiş. Zaten rolünün adamı olan Vincent Cassel‘e ise yine diyecek yok. Olması gerektiği gibi yine etkileyici, yine kadın avcısı. Barbara Hershey ve Winona Ryder‘da oldukça başarılı. Hatta Winona Ryder‘ı tanıyamadığımı bile söyleyebilirim. Bu arada Lost Girl’den severek izlediğim Ksenia Solo‘yu da görmek beni pek memnun etti. Kendisinin de önü açık gözüküyor.

Nina eski bir balerinin kızıdır. Annesi kızını aşırı otoriter ve disiplinli bir ortamda yetiştirmiştir. Kızın her şeyi belli bir akış içerisindedir. Tabi annesinin bu tavrı Nina’yı da etkilemiştir. Aşırı disiplinli, sürekli kendini kontrol altında tutmaktadır. Tabi bu kontrol ona başarı da sağlar: İyi bir balerin olmuştur. Yani sezon için yeniden sahnele koyulacak Kuğu Gölü Balesi oyununda Queen Swan rolü için de en büyük adaydır. Ancak bazı eksikleri vardır. Beyaz Queen’i oynayacak seviyede olan Nina, Siyah Queen’i oynayacak kadar, hırslı ve kötü değildir. Hocası Thomas kendisinin bu yönünü geliştirmesini söyler. Nina bu rolü kapar, ancak Siyah Qeen rolüne tam olarak girememiştir. Bunun için kendisine ödevler verir.

Nina’nin yerine diğer bir aday ise Nina’nın tam tersi bir kişiliğe sahip Lily’dir. Nina, Lily ile arasındaki bu kıskançlığı ve çekişmeyi yaşarken onunla yakınlaşmıştırda. Nina şizotipalkişilik bozukluğuna sahiplen üzerindeki bu büyük yük onun daha fazla ruhsal çöküntüye uğramasına sebep olur. Bu durumda onu kurtaracak bir arkadaş edinir o arkadaş ise rakibi, Lily’dir. Büyük güne yaklaştığı anda Nina, Lily sayesinde iplerini koparır ve alkol, hap ve cinsellik ile dolu bir gecede içindeki karanlığı, Siyah Queen karakterini ortaya çıkarır. Kendini rolüne o kadar kaptırmıştır ki artık neyin ne olduğunu karıştırmaya başlamıştır.

Görsellik açısından film yine bekleneni veriyor hatta Nina ve Lily karakterlerinin sevişme sahnesinde Lily nin omuzunda bulunan kanat dövmelerinin hareketlenmesi kesinlikle aklıma kazınan kareler arasında. Tabi bundan daha fazlası kamera açıları ile mevcut. Bale uzmanı sayılmam ama Portman’ın performansı etkileyici. Elbette bir balerin kendi gözü ile baktığında hatalar bulacaktır ama bence Aranofsky bu kamera hareketleri sayesinde bunları çok iyi örtbas etmiş. Özellikle Black Swan sahnesi nefes kesici.

Bilm o kadar akıcı ki sevmediğimiz baleyi bile bize sevdiriyor. Zamanın nasıl aktığını hissetmiyorsunuz bile. İlk fırsatta Kuğu Gölü Balesini izlemeyi düşünüyorum ancak bu filmdeki kadar tat verir mi şüpheliyim. Film kesinlikle izlenmesi gerekenler arasında ve kesinlikle Oscar’da ödül alması gerekli. Tüm ekibi ile birlikte. Kesinlikle sinemaya da gelince tekrar izleyeceğim, izlemeden de ölmeyin diyeceğim filmler arasında…

Yönetmen: Darren Aronofsky

Senaryo:

Mark Heyman
Andres Heinz
John J. McLaughlin

Oyuncular

Natalie Portman Nina Sayers
Mila Kunis Lily
Vincent Cassel Thomas Leroy
Barbara Hershey Erica Sayers
Winona Ryder Beth Macintyre
Benjamin Millepied David
Ksenia Solo Veronica

Linkler:

http://www.foxsearchlight.com/blackswan/

http://www.imdb.com/title/tt0947798/

The Book of Eli

Uzun zaman olmuştu apokaliptik bir film izlemeyeli. Zaten bu tarz filmlerde pek çekilmiyor. Sanıyorum en sonda Proyas‘ın Spirits of the Air, Gremlins of the Clouds filmine blogta yer vermiştim.Tabi kendisi oldukça başarılı bir filmdir. Neyse filmimize dönelim biz. Film, çekim planları, mekanlar, renkler, ışık kullanımı, atmosfer  bakımından kesinlikle tatmin edici ve başarılı. Oyunculuklar için de aynı şeyi söyleyebilirim. Ancak senaryo ve filmin konusuna geldiğimizde, bu başarılı görselliğin yanında sönük kalmış.

Aslında Eli’nin kitabının İncil olduğunu yorumlardan yazılan ve çizilenlerden biliyoruz. Tabi bu bilgilerden sonra yine bir Hristiyanlık propagandası mı var sormadan edemiyoruz kendimize. Ancak filmde kesinlikle böyle bir hava yok. Zaten filmin sonlarına doğru kitabın İncil olduğu ve başlarda bizim edindiğimiz kanıdan anlıyoruz. Yani Hollywood farkı bir konuda film çekmezdi. Sonuçta bu da pek önemli değil. Filmi dini film statüsüne koyabilir miyiz, elbetteki hayır.

Aslında filmde belirtilen kitabın kutsal kitap olduğu belli. Burada bu kitaba isim koyarak sadece izleyici potansiyelini düşürmüş oldu film. Oysa senaryo biraz daha derinleştirilip dinin insan üzerindeki etkilerine değinmiş olsalardı eminim ki daha etkili bir film olurdu.

Senaryoda göze çarpan eksikler mevcut. Kitabı taşıyan kişinin adı Eli kim olduğu ne olduğu, kimlerden olduğu belli değil. Kendisi hakkında bildiğimiz ise elinde bir kitapla otuz senedir kalbindeki sesi dinleyerek yolda olduğu. Burada Geçmişe dair bir bilgi vermemekte. Olat Amerikada geçmekte ancak bu adamım ya kalbinden gelen ses onu yanlış yönlendiriyor yada bu kişi dünyanın diğer ucundan geliyor. Gerçi öyle bile olsa bu süre uzun gibi geldi bana.

Kutsal kitabın Braille alfabesi yazılmış olması Eli’nin bize kör olduğunu düşündürtüyor. Ancak kör olduğuna dair kesin bir ipucu yok. Bu konuda bir diğer soru ise madem Eli Braille alfabesini biliyor neden fener tutarak kitaba bakmaya ve okumaya çalışıyor bir başka sahnede. Tabi filmde reklam kokan sahnelerde mevcut. Yok olmuş yeniden yapılanmış bir dünyada kullanılan üç beş ürünün reklamı oldukça başarılı bir şekilde ekrana yansıtılmış. Bu arada kafaya pek takmadığım benzin olayı da var…

Ben bu konularla kafamı yoruyorum ancak Eli’nin peygamber olduğunu unutmamak lazım. Evet bir din adamı hatta peygamber olarak insanları öldürüyor ancak burada din ve doğru uruna katli vaciptir tezini başarı ile uyguluyor. Peki Eli’nin peygamber olduğunu nereden anlıyoruz. Doğru ahlakı, savurduğu fikirler ve en önemlisi de bir türlü ölmemesi. Sadece kitap yanında olmadığı zaman yaralanıyor. Görüyoruz ki kendisinin mucizeleri arasında da bitmeyen benzin de var.

Eli’nin peygamber olmasına en büyük kanıt ise adının “Tanrı için konuşan” olması (tam çeviri midir emin değilim ancak bu tarz anlama gelmekte). Ancak küçük bir kıyametten sonra gelecek Mesih olarak düşünürsek kendisini Amerikan filmlerinin siyahi başkanlarından sonra, bundan sonra beyaz perdede siyahi peygamberler göreceğimizin öncüsü olmuştur. Tabi bizim açımızdan bir sakıncası yok.

Aslında yazmaya devam etsem bir çok ayrıntı var ancak kısaca filmi özetleyeyim. Güneş patlaması sonrası dünya kavrulmuştur. O esnada yer altında saklanan bir grup insan kurtulmuştur. Tabi yıllar sonra yeryüzüne çıktıklarında eskisi gibi topluluk haline gelemezler. Yeni neslin çoğu okuma yazma bilmemektedir ve amaçsız sadece günlerini kurtarmak için yaşamaktadır. Eli adlı bir adam iyice zıvanadan çıkmış bu insanları hizaya sokacak bir kitabı herkese anlatmak için maceraya atılır. Bizde bunların bir kısmını izleriz.

Birde değinmeden edemeyeceğim bir nokta var aslında filmin konusuna en iyi değinen karakter Carnegie. Zaten verilmek istenen mesajı o veriyor. Kutsal kitabı eline geçirdiğinde kitlelerin nasıl yönetilebileceğini pek bir güzel anlatmış Ancak bu filmin genline vurulduğunda biraz sönük kalıyor. Senaristler bu konunun üzerine biraz daha değinmiş olsalardı karşımıza daha dolu, daha düzgün bir film olarak çıkardı.

Film izlenebilir. Kesinlikle sıkmayan görsellik açısından tatmin edici. Ancak izlenmediğinde ise bir şey kaybettirmez.

Yönetmen: Albert Hughes, Allen Hughes

Senaryo: Gary Whitta

Oyuncular:


Denzel Washington
Eli

Gary Oldman
Carnegie

Mila Kunis
Solara

Ray Stevenson
Redridge

Jennifer Beals
Claudia

Linkler:

http://thebookofeli.warnerbros.com/dvd/index.html

www.imdb.com/title/tt1037705/