Etiket arşivi: Min-sik Choi

Lucy

Filmde Luc Besson adını görmek buna da ek olarak oyuncular içerisinde Scarlett JohanssonMorgan FreemanMin-sik Choi2i görmek açıkçası beni biraz daha heyecanlandırdı. Film klasik Luc Besson tarzında ilerliyor. ana kadın karakterinden tutun, aksiyon ve çekim teknikleri ile ben Besson filmiyim diye haykırıyor adeta. Zaten Besson filmlerinin akıcılığı, keyifliliği filmi izlemek için bir neden. Ancak filmde sıkıntılar mevcut mu? Evet, mevcut. Şimdi kısa kısa bunlara değineceğim. Okumaya devam et

Chinjeolhan geumjassi / Sympathy for Lady Vengeance

Serinin iki filmini yazmışken üçüncüye yer vermemek olmaz. Tabı sadece tekrar izlenimden sonra olabilir. O da geçtiğimiz haftalarda oldu. Ancak bu filmi yorumlamakta aslında sıcağı sıcağına olacak bir iş değil. Çünkü filmi izledikten sonra o kadar etkisinde kalıyorsunuz ki, bırakın ne yazacağınızı düşünmek iki kelimeyi bir araya getirip konuşamıyorsunuz bile. Chinjeolhan geumjassi serinin en yumuşak ve aynı zamanda en göz alıcı filmi olarak çıkıyor karşımıza.

Ana karakterin bayan olduğundan mıdır bilinmez ama bu film Boksuneun naui geot ve Oldeuboi‘dan daha az şiddet içeriyor. Ancak bu üçleme içerisinde de estetik yönden göze çarpan en iyi film olma özelliğini taşıyor. Film mükemmel bir kurguya sahip. Aynı şekilde müziklerden tutun, kamera hareketleri, her bir görüntü karesine kadar oldukça başarılı. Çoğu kez hiç bir ayrıntısına dikkat etmeden defalarca geçtiğimiz sokakları Chan-wook Park bize o kadar ayrıntılı ve güzel vermiş ki, sokaktan geçerken sizde Chan-wook Park’ın gözünden sokakları görebilir miyiz diye duraksayıp baktığınız oluyor.

Film çok etkili bir film. Ana karakter olan Geum-ja Lee’yi canlandıran Yeong-ae Lee oyunculukta bir çığır açmış gibi. Melekken birden şeytana dönmesi, gözlerinde ve mimiklerindeki o ifade insanı kesinlikle tereddütte düşürüyor. Bir yerde Geum-ja Lee’yi şeytan olarak görürken, bir yerde de onu bir melek gibi görüyoruz.

Geum-ja Lee karakteri saf ve temiz olarak işlenmiş. Zaten karla kaplı bir dönemde filmin çekilmesi o saf ve temizliği veriyor bize. O temizlik haricinde o soğuğu, o duygu fırtınasını da içimizde hissettiriyor. Geum-ja Lee’yi bir türlü yargılayamıyoruz. iyi mi (yaptı), kütü mü (yaptı). Ancak filmin bizi bıraktığı bu ikilem karakterin ve diğer yan karakterlerin ne hissettiğini hissetmemize yarıyor.

Geum-ja Lee bir çocuğu öldürdüğü için yıllarca hapishanede kalır. Burada kendini dine verir ve herkes tarafından parmakla gösterilen yardım sever bir insan olur. Hapishanenin son gününe kadar herkes onu bir melek olarak anar. Ancak Geum-ja Lee hapishanede de diğerlerine kötü davranan mahkumların icabına akıllı bir şekilde bakmıştır.

Hapisten çıkar. Kendisini hapse düşüren adamadan intikam almak için kolları sıvar. Aslında adam çocuğu öldürmüş, Geum-ja Lee’nin suçu üstlenmesi için, onun bebeğini kaçırarak, Geum-ja Lee’yi tehdit etmiştir. Geum-ja Lee çıkar çıkmaz hapishanede yaptığı planı uygulamaya başlar. Adamın izini takip eder. Adamın başka çocukları öldürdüğünü de öğrenir. Kendi kızını da bulur tabi bu arada. Adamı yakalar ama bir şey yapmaz. Diğer aileleri de toplar ve katille onları yüzleştirir.

Film kesinlikle izlenmesi gereken bir baş yapıt. Her şeyi ile dört dörtlük. İzlenmediği taktirde çok şey kaçırılacaktır.

Yönetmen: Chan-wook Park

Senarist: Chan-wook ParkSeo-Gyeong Jeong

Oyuncular:

Yeong-ae Lee
Geum-ja Lee
Min-sik Choi
Mr. Baek
Shi-hoo Kim
Geun-shik
Yea-young Kwon
Jenny

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt0451094/

Akmareul boatda / Şeytanı Gördüm

Yine akıl karıştıran bir Kore filmi Akmareul boatda. İyi insan ve kötü insan ayrımını oldukça başarılı yapıyor ve bu ayrımın ne kadar değişken olduğunu. Filmi izlerken karakterlerin yerine kendinizi koyabiliyorsunuz ve yer yer düşündükleriniz sizi bile hayrete sokuyor. Film başlangıçta dozunu iyi ayarlıyor, ancak ilerleyen şiddet öğeleri filmin bitmeyecekmiş gibi gelmesi, filmden kopmalar yaşanmasına sebep oluyor. Genel hatları ile filme bakıldığında, başarılı bir intikam filmi.

Joo-yeon bebek bekleyen genç kadındır. Günün birinde arabası yolda kalır, biri gelir ve onu öldürür. Nişanlısı, Soo-hyeon ise istihbarat teşkilatında görevli bir ajandır. Soo-hyeon depresyona girer ve teşkilattan bir süreliğine izin alır. Ancak Soo-hyeon bu durumu hazmedemez, polis teşkilatı da katili yakalamak için ekstra bir çaba sarf etmemektedir. Soo-hyeon bunu polis teşkilatına bırakmaz ve intikam için kolunu sıvar.

Joo-yeon’un da babası eski bir polistir. Soo-hyeon ile ikisi, delil yetersizliğinden dolayı salınan katil zanlılarını ortaya çıkarırlar.  Soo-hyeon tüm bu şüphelileri tek tek ziyaret eder ve sonunda tam icraat üstündeyken katil Kyung-chul’u yakalar. Ancak  Soo-hyeon’un amacı onu adalete teslim etmek yada, öldürmek değil, ona öldürdüğü tüm cinayetlerin acısını hissettirmektir. Onu acı çektirerek öldürmek ister…

Soo-hyeon, Joo-yeon’un katilini yakalar, onu bir temiz döver daha sonra ona bir takip cihazı içirerek peşinde dolanmaya başlar. Kyung-chul tam birini öldürmeye teşebbüs ettiğinde Soo-hyeon, ortaya çıkıp onu temiz bir döver. Olayların örgüsü öyle bir gelişir ki, Kyung-chul takip cihazını bulur. Soo-hyeon avcı konumundayken birden av konumuna düşer. Çünkü, hayattan hiç bir beklentisi olmayan Kyung-chul kendi intikamı için, Soo-hyeon’ya oyun oynar ve onun akrabalarına yaklaşır.

Kovalamaca böyle sürüp gider. Tabi burada av kim avcı kim yada durulması gereken noktalar var mı Soo-hyeon ile birlikte bizde yüzleşiriz. Soo-hyeon kendi başına ördüğü belaların acısını fena çeker.

Filmde şiddet oldukça fazla. Bazı izleyenleri rahatsız edebilir. Film emsalleri ile de karşılaştırıldığında şiddet yönü fazla göze çarpıyor. Olay kurgusu, gelişmesi başarılı bir film. Oyunculuk aynı şekilde göz dolduruyor. Yazının başında da belirttiğim gibi film 141 dakikalık süresi boyunca, insanı kendisine bağlıyor, bazı uzun sahneler ve tempodaki düşüklük ise filmin sıkıntılı kısımlarından. Ancak izlenmesi gereken filmler arasında.
Yönetmen: Jee-woon Kim
Senarist: Hoon-jung Park
Oyuncular:
Byung-hun Lee
Kim Soo-hyeon
Min-sik Choi
Kyung-chul
Gook-hwan Jeon
Squad Chief Jang
Ho-jin Jeon
Section Chief Oh
San-ha Oh
Joo-yeon
Yoon-seo Kim
Se-yeon
Linkler:

Oldboy – 올드보이

Geçtiğimiz gece animelerden ve dizilerden kafamı kaldırıp (uzun uzun bölümlü şeyler bunlar, bloga yazamama sebeplerimden de sayılırlar) Oldboy’u tekrar izledim ve yahu ben bunu bloga neden yazmadım deidm kendi kendime. Şimdi de bu eksikliği gidermek için oturup yazıyorum. Peki bu film hakkında ne yazabilirim ki yönetmen Park Chan-wook harikalar yaratmış… Bizde bu harikalara tanık oluyoruz. Film Nobuaki Minegishi‘nin aynı isimli mangasından başarılı bir şekilde uyarlanmış film güzelliğini aldığı ödüllerlede kanıtlamıştır.
Film eğlendirici ve iç gıdıklayıcı bir şekilde başlıyor… Ana karakterimiz olan Oh Dae-Su aşırı alkolden karakolda bizlerle buluşuyor öncelikle. Buradaki tavırları yüzümüzü gülümsetmekten öteye geçmiyor hatta kahkahalara boğuluyoruz. Arkadaşı onun karakoldan çıkartıyor ve bir kulübede eşine telefon açarken birden bire ortadan kayboluyor.  15 yıl boyunca bir odada esir kalmaya başlıyor. Odada sadece temel ihtiyaçlarını karşılayacak şeyler bulunmakta ve ekstra olarak bir televizyon yer alıyor. Oh Dae-Su tğm ihtiyaçlarını bu şekilde karşılıyor. Dünyadaki tüm gelişmeleri televizyondan öğreniyor. Burada hissettiğim şey aslında televizyonun ne kadar önemli ve tehlikeli olduğu. Tabi bu yeni hissettiğim bir şey değil ama anlatılmış olması gerçekten güzel… Oh Dae-Su”nu bu odada ne kadar esir edileceğini bilmemektedir onu asıl kemiren ise budur. Şu sözleri durarız kendisinden; “15 yıl süreceğini söyleselerdi, dayanmak daha kolay olabilir miydi? Yoksa dayanamaz mıydım?”
Oh Dae-Su yemeğine aklını kaçrımasın diye şizofren hastalarında kullanılan ilaçlar karıştırılır. Bir süre sonra televizyondan kendi karısının öldrüldüğü haberini alır ve cinayettende kendisi sorumlu tutumaktadır. Oh Dae-Su bunu kendine yapanı bulmak için, yaptığı tüm kötü şeylerin listesini çıkarır. Buradan çıktığında kendisini buraya hapseden kişiyi bulup bunun hesabını soracaktır. Asla pes etmez duvarı kazmaya ve kaçmaya çalışır. geçen süre zarfında gerçek hayata açılan bir delik açmayı başarır ancak bu esnada hipnotize edilerek bir binanın çatısına bırakılır…
Oh Dae-Su kendine verdiği sözü unutmaz ve intikam için yanar tutuşur. Bu arada iz sürmeye başlamıştır. Zaten kendisini buraya kapatan adamında gizlenmeye niyeti yoktur ve karşımıza şaşırtıcı bir hesaplaşma çıkar… Final ise gayet bünyede tahribat yaratacak kadar sarsıcıdır…
Filmden çekip çıkartılacak o kadar çok şey var ki mesela bir iki söz alıntı yapmak gerekirse; “Gülersen, bütün dünya seninle birlikte güler..ağlarsan tek başına ağlarsın.” ve “Hayalin senin en büyük düşmanındır… Hayalin olmadığı zaman en cesur sen olursun.” sözleri aklıma kazınmıştır. Bunlara şu sözüde ekleyebiliriz elbet; “İster kaya olsun isterse de kum tanesi olsun, ikisi de suda aynı şekilde batar”.
Daha ne kadar uzatılır film hakkında cümleler bilinmez. Yani bunun bir sınırı yok izlemeli ve tadına varılmalı aslında ben de susuyorum…
Oyuncular
Min-sik Choi Dae-su Oh
Ji-tae Yu Woo-jin Lee
Hye-jeong Kang Mi-do
Dae-han Ji No Joo-hwan
Dal-su Oh Park Cheol-woong
Linkler