Etiket arşivi: Naomi Watts

Birdman

2014’ün en iddialı yapımları arasındaydı Birdman. Zaten bu iddiasını 9 Oscar adaylığıyla kanıtlamış durumda ve bence yılın en iyilerinden biri. Ben haklı olarak bütün ödülleri taplayacağını düşünüyorum ama tabi birde eşit adaylıkla The Grand Budapest Hotel var. Bu iki film haricinde bir film Oscar kazanırsa keserim kendimi. Şaka bir yana Birdman oldukça başarılı bir film. Okumaya devam et

Lo imposible

Holywood vari İspanyol filminin yönetmen koltuğunda   var. Yönetmeni El orfanato adlı filmden hatırlıyorum. Ancak filmi bir türlü izlemeye fırsat bulamamıştım. Açıkçası Lo imposible’i da bir Holywood yapımı sanarak izledim. Pekte farklılık görmediğimi belirtmem lazım. Zaten gerek bütçe gerek oyuncular bakımından Lo imposible bir Holywood filmi kıvamında.

J.A. Bayona bu filmde de El orfanato’da olduğu gibi senarist  ile çalışmış Film gerçek bir hikayeden uyarlandığı için başından geçen olayı kaleme alan ‘un kitabından uyarlanmış. Kitabı okumadım bu sebepten dolayı uyarlamanın nasıl olduğu konusunda bir fikrim yok ama  Belón’un daha önce edebiyat ile ilgisi olmadığını düşünürsek açıkçası fazla edebi ya da iyi bir kitapta beklediğimi söyleyemeyeceğim. Bu bağlam da film sanki daha iyiymiş imajı veriyor bana. Okumaya devam et

Dream House

Film vizyona girdiğinde çok izlemek istemiştim. Ancak o sıralarda İstanbul’da film festivalinin olması ve festival filmlerinden kafayı kaldıramamamdan dolayı filmi izleyememiştim. E tabi bir süre sonrada insan unutuyor izlemesi gerektiğini. (İzlemeyi gereklilik olarak algılayan ben.)

Tabi filmin kadrosuna bakmak filmi izlemek için bir sebep. Daniel Craig (kendisine kanımın ısındığını söyleyemeyeceğim), Naomi WattsRachel Weisz (iki isme de bayılırım) gibi isimlerin bir arda toplanması, afişin çekiciliği, fragmanın uyandırdığı merak filmi izletmek için birebir. Ancak filmi izlediğimde aslında o akdar da başarılı olduğunu görmedim. Evet oyunculuklar oldukça başarılıydı. Ancak hikaye ve kurguya dair içime sinmeyen bir eyler vardı.

Film ilk dakikalarından itibaren aslında insanı yanlış yönlendiriyor. Farklı bir hikayenin içerisinde yeni taşınılmış bir evde hayalet ya da manyak bir katilin saldırısını beklerken karşımıza apayrı bir şey çıkıyor. Belki de filmde yanlış/eksik olan şey, tüm bu öğelerin aynı anda kullanılmak istenmesi. Bu da izleyiciyi şaşırtmak yerine, hikayeler arasında kopuşa anlamasında zorluklara sebep oluyor. Bu özelliklerde çok film izledik ancak bu filmde biraz zorlama olduğunu hissettim.

Will karakteri öncelikle işinden istifa eden bir editör olarak karşımıza çıkıyor. Aldıkları bir eve doğru yolculuk yapar burada karısı Libby ve iki kızı onu karşılar. Ev tadilatı ve yerleşme işleri derken, Will’de kitap yazmaya başlar. Ancak günün birinde evlerine birinin girmeye çalıştığını görürler. Will durumu polise haber verir, sorar araştırır kimsenin kendisine alaka göstermediğini kale almadığını görürüz. Karşı komşuları da onlara garip davranmaktadır. Will olayın üzerine gidip araştırdığında ise aslında bu evde bazı cinayetlerin olduğunu öğrenir. Aslında bu cineyetleri işleyen de kendisidir.

Bu dakikadan sonra Will ile birlikte gerçeği görürüz. Evi bir harabedir. Ev içerisinde ölen karısı ve çocuklarını görmeye başlar. Aslında kendisi akıl hastasıdır ve hastahaneden çıkartılmıştır. Bu kez gerçekleri olduğu gibi görürüz. tabi bu durumda bir insanın hastahaneden salınması biraz garip bir durum çıkartıyor ortaya. Will karakterinin yaptığı uzun tren yolculuğu da cabası. İki hikaye arasındaki geçişlerde soru işaretleri oldukça fazla.

Tüm bu olanlarla birlikte hikaye gerçeğe döndüğünde bir de Will’e yarım eden karısı var. Burada da hikaye biraz hayalet hikayesine dönüyor. Ama hayalet midir, yoksa yine Will’in hayal ürünü müdür kesin bir kanı vermiyor bize. Filmin eksik noktalarından biri de kesin bir şey söyleyememesi. Sürekli bir şeylerin ucu açık ve bu olasılıkları da düşünmek izleyiciyi yoruyor.

Filmin en güzel kısmı ise zaten kitap yazmaya niyetli olan Will’in kendi hayatını yazmasıydı. Filme genel olarak baktığımda çok kötü bir film diyemeyeceğim ama, karşımızda çok iyi bir filmde yok. Zaten filmi tanınır kılan oyuncuları. Tanınmamış oyuncuların yer aldığı bir film olsaydı kıyıda köşede kalır hiç duyulmazdı.

Filmde gereksiz müzik kullanımı yoktu. Genel olarak filmin renklerini beğendiğimi söyleyebilirim. Yaratılmak istenen atmosferi anlatan tonlar kullanılmıştı. Ancak klasik sahneler ve çekimlerin ötesinde bir yönetim gördüğümü söyleyemeyeceğim. Bu açıdan oldukça sığ bir filmdi. Özetlemek gerekirse fazla beklentiye girmeden boş vakitte izlenebilecek bir film.

Yönetmen: Jim Sheridan

Senaryo: David Loucka

Oyuncular:

Daniel Craig
Will Atenton
Naomi Watts
Ann Patterson
Rachel Weisz
Libby
Elias Koteas
Boyce
Marton Csokas
Jack Patterson
Taylor Geare
Trish

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt1462041/

The International

Cümlelerime şöyle başlayayım; bu film hiçte benlik değil. Yani bir suç ölrgütünü araştıran biyografik bir filmden öteye geçmeyen filmler beni fena sıkar. Lakin filmi izlemek için bir kaç sebep var ortada. Bunlardan ilki, elbette ki baş rolde, Naomi Watts‘ın olması. Diğer kısımda ise biraz milliyetçilik yapıp filmin bir kısmının İstanbul’da geçmesi diyeceğim. Bu saydıklarımın ötesinde zaten filmde pek bir şey vermiyor.

Bir mafya kapışmasının hatta mafya kapışması değil ulusal bir örgüt kapışmasının damlarda, ilginç ve basit bir şekilde son bulması beni hayal kırıklığına uğratan. Biraz akıllıca gelişen kurguya finaller çok basit düşmüş.

Lois Sallinger bir Interpol ajanıdır. Savcı yardımcısı Eleanor Whitman ile birlikte, kirli işler çeviren bir bankanın peşine düşerler. Olayı inceledikçe bankanın tüm dünyada işlem gerçekleştirdiğini görürler. Bu ikili bankanın çevirdiği işleri ortaya çıkarmak amacıyla sıkı bir şekilde çalışmaya başlarlar.

Takip esnasında dünya üzerinde bir çok şehir, üzerinde takibe geçerler. BU bankanın usulsüz faaliyetleri tüm dünyayı sarmıştır. Bankanın amaçları arasında terer ve türlü faaliyetleri de desteklemek vardır ve bu hikayenin sonu İstanbul’a kadar dayanır.

Hikayeyi kısaca özetledim. Filmi izlenebilir kılan öğeleri de yazdım. Tabi istanbulda geçmesi hikayenin bir kısmının, aynı zamanda, Ahmet Sunay karakteri altında, Haluk Bilginer‘i görmek ayrı bir haz. Bunun dışında aslında sıkıcı gelişen bir film. Eğer türünün meraklısı değildeniz, ne aksiyon, ne de sinemaloji açısından film tatmin etmiyor.

Yönetmen:Tom Tykwer

Senarist:Eric Singer

Oyuncular::

Clive Owen Louis Salinger
Naomi Watts Eleanor Whitman
Armin Mueller-Stahl Wilhelm Wexler
Ulrich Thomsen Jonas Skarssen
Brian F. O’Byrne The Consultant
Michel Voletti Viktor Haas

Patrick Baladi Martin White

Jay Villiers Francis Ehames

Fabrice Scott Nicholai Yeshinski
Haluk Bilginer Ahmet Sunay

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt0963178/

http://www.sinemalar.com/film/21060/Uluslararasi/