Martıların Efendisi

Filmi değerlendirmeye nereden başlasam bilmiyorum. Aslında teorik olarak ilk cümlelerde olayı patlatıp yazının devamının okunmasını sağlamam lazım ama sanırım böyle yeteneklerim yok. İki üç cümleye sıkıştıramıyorum anlatmak istediklerimi. Bu sebeptendir ki Martıların Efendisi yazısı da biraz uzun olabilir. Filmi şayet yazarken sıkılmazsam biraz detaylı inceleyeceğim. Bunun sebebi uzun zamandan sonra sinemalarda izlediğim iyi Türk filmlerinden biri olması. Çok iyi diyemiyorum bunun için bazı sebepler var. Ancak şu dönem vizyona giren klişe Türk filmlerinin içine bu film bir güneş gibi doğuyor. Özgün hikayesi ile zaten izlenmeyi hak ediyor. Film için iyi dedim şimdi gelelim neden çok iyi olamadığına. Hikâye çok iyi oldukça özgün. Gel gelelim, senaryoda bazı sıkıntılar mevcut. Hikâyenin genelinde aslında atmosfer olarak bir delinin çerçevesinden görüyoruz olayı. Yönetimden de kaynaklı sıkıntılar var oraya da geleceğim ama hikâye bir delinin dünyasından anlatılırken çok fazla gerçekle iç içeydi. Bu bir şekilde tölere edilebilir ama kalkan kuşanıp aklı olmayan karakterle kahve basarken, …

Behzat Ç. Ankara Yanıyor

Film vizyona girer girmez akşamında soluğu sinemada aldım. Beklentim çok mu yüksekti? Elbette hayır. Bununla birlikte aslında eski dostları görmeye gitmişim gibi bir hissiyat vardı içimde. Öyle de oldu. Bir uğradık çıktık Behzat Amirim ve ekibine. Çünkü her ne kadar dizinin devamı gibi ilerlese de aradan çok zaman geçmiş kopmuştuk birbirimizden. Aslında görmekte iyi geldi. Bu süreç içerisinde Behzat Amirim işi bırakmış (zaten biliyorduk) gitmiş kendini antrenör olarak yeşil çimlere bırakmış geleceğin futbolcularına yenmekten çok beraber olmanın, birlik olmanın önemini anlatıyor. Cinayet büro ise biraz karışık. Behzat Amirin gidişinden sonra yerine yükselme heveslisi badem bıyıklı kalıbının göre oynayan bir adam gelmiş. Tabi Eda, Harun, Hayalet, Akbaba hepsi adama kıl. Bir de laf taşıyan kendi adamı var ekibin içerisinde ki o kendisinden de beter.

Behzat Ç. Bir Ankara Polisiyesi

Aslında uzun uzun diziden bahsetmeyeceğim. Zaten bir çok kişi şu dönemde dizi hakkında on binlerce kelimeyi yan yana getirmekte. Bu sebepten olanı biteni kendi düşüncelerim eşliğinde yorumlamak bende kalsın. Ancak şu da bir gerçek ki, Behzat Ç. Bir Ankara Polisiyesi Türk dizi tarihinin en iyi dizilerinden… Dizi artık rutinliği takip eden hem cinslerinden sıyrılmakla kalmayıp onlara gerek senaryo, gerekse çekimler olarak bir kaç gömlek fark atıyor. Tabi burada bir yapımda oyunculuğun ne kadar önemli olduğunu tekrar gözümüze sokuyor. Bu işi bir kaç şarkıcı parçasına, birilerinin güdümlü oyunculuklarına değil de, gerçek oyunculara bıraktığımızda karşımıza neler çıkıyor bu dizi bize gösteriyor. Bilhassa olay yaratan, yüzümüzü şekilden şekle sokan final bölümündeki oyunculuklara dikkat çekmek isterim ki, kesinlikle bu oyunculuklar diğer dizi ve sinema oyuncularına ibret olarak okutulmalı. Tabi bu arada dizinin içine çeken bize çokta uzak gelmeyen insanları da cabası. Her bir karakterin hayata bakışı, hisleri oldukça başarılı bir şekilde yansıtılmış bize. Her bir …

Kaybedenler Kulübü

Öncelikle filmin yıllar öncesinin radyo programının ismi olduğunu belirtmek isterim ancak zaten bunu herkes biliyordur. Buna istinaden zaten filmi izledik. Radyo programının küçük bir özeti gibiydi film. O koskoca yılların. Tabi bir çok insan bu iki karakteri izleyipte iç geçirmeden edemiyor. Başı boş sorumsuz, akıllarına göre davranan karakterler. Tabi yayın döneminden bilenler filme daha sıcak bakacaklardır ancak bu kişiler ve filmler hakkında şu anın bakış açısı ile düşünceler olumsuz olabilir de. Sonuçta program Türk medya tarihinde bir ilkti ve ayrı bir yere sahipti. Biraz da o zamanlar daha özgür olduğumuzun kanıtı gibiydi. Geçek bir yaşam öyküsü olduğu için hikayeyi eleştirmeyeceğim. Diyaloglar, senaryo, oyunculuklar oldukça başarılı. Her diyalog göndermeler içerdiğinden, ayrı bir tadı vardı muhabbetlerin. Ancak film boyunca şunu kestiremedim. Bu ne filmi idi? Komedi mi, dram mı, macera mı, aşk mı? Film hepsine göz kırparken,  hiç birine tam anlamıyla ait olmuyor.

11’e 10 Kala

Başarılı bir Türk filmi karşımızda. Belgesel yönetmenliğinden tanıdığımız, Pelin Esmer‘in de ilk uzun metrajlı filmi iki ayrı hayata göz atıyor. Abartılmadan olması gerektiği gibi. Filmde aksiyon bekleyenlerin beğenmeyeceğini belirtmek lazım. Belli bir dönem aralığı aynı bizim yaşadığımız gibi, sıradan ve sıkıcı. Hikaye ve oyunculuklar oldukça doğal. Hatta izlerken başlarda Mithat karakterinin kendisini canlandırdığını düşünüyorsunuz. Film boyunca bu adam kendini oynamış deyip bir belgesel edası ile izliyorsunuz filmi. Mithat Bey uğrunda çok ödünler vermiş bir koleksiyoncu. Ancak öyle böyle koleksiyoncu değil. Hemen hemen bulduğu her şeyi koleksiyonuna dahil eden biri.

Back to Top