NPN (taslak)

Adımlarımı korkarak atıyorum, hem de kendi evimde. Son zamanlar da çok kararsızım. Beklide karanlık evde dolaşırken onun hayaletiyle buluşma korkusu içimde olan. Bazı sesler duyuyorum, radyonun tam yanından gelen. Çözemediğim sesler. O orta dalganın karışık sesleri. İçlerinden seçebildiğim sadece bir kadın sesi. Onu ne kadarda özlüyorum. Bunun farkına vardığımda aslında kendimden tiksinmiştim. Şimdi biraz daha iyi anlıyorum kayıpların özlemle ne kadarda ilişkili olduğunu. Rüzgarın etkisiyle salınan ağaçların dallarının gölgeleri arasında dolaşıyorum. Sırtımdan süzülen ter rüzgarın etkisiyle kuruyor. Ayaklarımın arasında bir hava akımının dolaştığını hissediyorum. İç gıcıklayıcı bir rüzgar. Birden gıdıklandığımı hissediyorum. Öyle derinden gelen bir his ki derinden gelecek bir kahkahanın habercisi gibi. Tanrım deliriyor muyum? Bunun yanıtını bir sen verebilirsin bana biliyorum. Öldüğünden beri rahat uyuyamıyorum. Uykularım derin anlamsız rüyaların arasında bölünüyor. Çoğunun anlamına rüya tabiri kitaplarında rastlanmayacak bir şekilde. Odamın içine dolan ay ışığı hareketleriyle bana yön veren ağaçlar. Dışarıda zamansız öten kuş, sanki bana bir yol haritasını …

NPN (taslak)

Karanlık üzerimize yürüyor. Toz bulutu etrafımızı sarmış. Burnumun ucunu görmekte zorlanıyorum. Ağaç dalları çoğu zaman yüzüme çarparak geçiyor. Sanki kendimi boşa adım atıyormuş gibi hissediyorum. Tanımadığım bir adamın peşinden kuşku bir o kadar da güvenle yürüyorum. Görebildiğim sadece sağa sola sallanan başı. Sol ayağını yere set vuruşu, sağ ayağını sürüyüşü kulaklarımda. Bir de uzaklardan gelen silah sesleri. Ateşkes şu an bitmiş olmalı. Soğuk bir rüzgarın etrafımı çerçevelediğini hissediyorum. Dar patika yolda, iki tarafı uçurumla çevriliyken insanın yapabileceği tek şey düşüncelerini bir yere sabitlememek… Şimdi ise yaptığım sadece aklıma gelebilen akıllıca sorulardan bir geçit yapmak. Kollarımı hareket ettirdikçe uçurumun derin soğuğunu hissediyorum. Sanki kollarımdan kavrayıp beni kaldıracakmış gibi. “Acımayın bana” diye bir ses geliyor uzaktan… Ve aniden karşımda beliren, başsız bir vücut, ardındaki bir çift bacak… Neden bu kadar sakinim? Radyo… Kelimeleri seçebileceğimi üşünüyorum. Yani radyoda dediklerini. O ihtiyarın bunu dinleme sebebi olmalı… Bir saniye, neden sebep arıyorum ki bir bunağın …

NPN (taslak)

Bir tembellik. Gözlerimi kapadığımda kirpiklerimin derime battığını hissediyorum. Gözlerim acıdan kızarmış. Beynimde hayalden evler kurulurken, insanları yaratmakta zorluk çekmiyorum. Gözlerim açık. Hem de sonuna kadar. Biraz kanlanmış, biraz ıslak. Burnumun kenarından akmakta. nefes almadığımı biliyorum. “uyuyorsun” diyor bir ses “hayır” diye cevap veriyorum. “uyuyorsun nefes alışverişinden anladım” diyor. Dalıyorum. Üzerimde bir ağırlık kemiklerim hareket etmiyor. Vücudumda bir sıcaklık… Etlerimin kemiklerinden sıyrıldığını hissediyorum. Derim sarkmış… Uzaktan bir ses “burası, diyor, Çeçenistan”. Ağaçlar arasındayım. Önümden hızla insanlar geçiyor. Gözlerim kapanıyor. Uzaktan bir ses… Parazitli. Ayaklarımın altında kırılan dallar, havaya kalkan tozlar arasından zor seçiliyor. Parazitli; görüntü, ses, koku belki de bütün duyular… İri gözlü, kısa boylu, topal birisi “bu taraftan abi” diye sesleniyor. Yerden kalkan toz, kulağımda parazitlenen sesler anlamsız şekiller oluşturuyor beynimde. ağaçları yararak ormanın içine dalıyoruz. Bir adım ötemde. Sekerek yürümesine rağmen benden daha hızlı. Vücudum dökülüyor. Yarım metre genişliğinde bir patika yoldayız. İki tarafım da uçurum. Sesler uzaklaşmaya başlıyor …

NPN (Taslak)

İşte o kadın. Barın köşesinde oturan. Gözlerimi alamadığım. Bana yaklaşıyor… Etraf sessizleşiyor… Bir sessizlik, bir karanlık… Dört yirmi beşti. Bedenimin bir boşluğa düşüşünün eşiğinde olduğunu biliyordum. Oda kapkaranlıktı, bunu kendimi toparladıktan sonra anlayabilmiştim. Ani bir hareketle gözlerimi bile açmadan kendimi yatağın diğer ucuna savurdum. Bedenimin bu anlık hareketi, kendi çevresinde iki tur atmasına neden oldu. Sol omzumda duvarın soğukluğunu hissettim. Sırtımdaki ter damlaları yatağa doğru süzülüyordu. Kulağıma uzaktan gelen müzik sesi birden ürpermeme neden oldu; sanki yarıda bıraktığım rüyanın devamını yaşıyormuşum gibi. Kendimi toparladım. Müzik giderek yaklaşıyordu, ben ise sabit, tutulmuş bir vaziyette hareketsiz yatıyordum. Oda yavaşça aydınlanmaya başladı. Öncelikle gözüme ilişen duvardaki lamba oldu. Sonra birer birer, çalışma masam, üzerinde duran kalemliğim, kitaplarım bütün ayrıntısıyla görünmeye başladı. Birden içimde bir ürperti hissettim, vücudumdaki tüyle havalandı, bir titreme sırtımdan başlayarak bütün vücudu mu sardı. Bir karartının odamın içersinde dolaştığına yemin edebilirim. Müzik yavaşça azalıyordu yada şu anada mekandan soyutlanıp kaskatı …

NPN (Taslak)

“Bana bak!” Hatırlıyorum da hiçbir zaman adımla seslenmemişti bana. Ona göre isimlendirilmeyi hak edecek bir şey yapmamıştım henüz… Eğer bir yazar olsaydım elbette ki düşüncelerimi çok güzel tarif edebilirdim. Ama değilim. Şimdi ise belki de liseden beri elime almadığım bir kalem ve kâğıt parmaklarımın arasında. Peki, neden yazmak istiyorum? İçimde bir şeylerin kabardığını hissediyorum. Etrafıma baktığımda anlatacağım kimse yok. Bazen ne kadar da ona benzediğimi düşünüyorum. Hatta ondan daha da beter olduğumu… Onun sırrını paylaşacak birisi vardı hayatında hem de kendi kanından birisi. Şimdi ise kendime bakıyorum… Hayır, benim daha çok eksiklerim var. Ardımda bu sırrı paylaşabileceğim bir insan bile yok… Belki de bu sırrın son noktası benim. Belki de benimle bitmeli… Barın köşesindeki kadın… Gözlerinin altındaki torbalar. Onda beni çeken bir şeyler var. Tarif edemediğim. Düşünüyorum da bu sıralar duygularım kelimelere dökülemeyecek kadar yoğun. Gözlerimi ondan alamıyorum. Kaçamak bakışlarla izlemeye çalıştıkça, yakalanıyorum. Beni çeken bir şeyler var. Saçları kısa. …

NPN (taslak)

Günün birinde sonunun ne olduğu bilinmeyen bir adamın karalamaları ki bu kişi bensem sadece farelere yemek olabilir. Benim bile zorlukla insan sesini ayırt edebildiğim uzun dalga radyoda ibreyi bir kanala sabitlemiş pür dikkat, sürekli şikayet ettiği kulağıyla, cızırtılar arasında söylenen kelimeleri yakalamaya çalışıyordu. Şikayet ederken hep“insan insanlığını bilmeli bazen” derdi ve her şikayetinin ardından bu cümleyi söylediğini şimdi idrak edebiliyorum. Cızırtılar arasında algılayabildiğim son kelime “müdafaamız”dı. Sonra yayın iyice parazitlendi. Kendi kulaklarını da rahatsız etmiş olmalı ki radyonun sesini kıstı. Elimdeki gazetenin üzerinden hareketlerini izliyordum. Amacım elbette ki onu kontrol etmek değil ama bazen düşüp kendini yaralayacağından korkuyordum. Biliyorum acıma duygusunun içime yer ettiği anlardı bunlar… Ve kalacağının. “Bana bak” diye seslendi. Her ne kadar gözlerimi kaçamak bakışlarla ona çevirsem de, sözlerini duymamazlıktan geldim. Kendimi gazetenin içine biraz daha gömdüm. Burun buruna geldiğim cümleyi okumak zorunda kaldım… “İçlerinden biri daha gitti.” Bir kez daha sesini yükselterek seslendi. “Bana bak!” Hatırlıyorum …

NPN (taslak)

PNP Hayatımdan akıp giden tek bir insanın bile ardından bakmadım, hayatım boyunca da yokluğunu hissetmedim. Hayır, bunu bir erdemmiş gibi söylemiyorum size; olsa olsa kaçırdığım, elime yüzüme bulaştırdığım hayatımın acısını, daha fazla hissetmemek için yapığım şey bu. Şimdiye kadar kimseyi umursamadığımı sanırdım, şimdi ise gözlerimin uzanabildiği uzaklıkta, kulaklarımın işitebildiği en ince ayrıntıda yansımasına rastlıyorum. Tek umudum bir gün bir yerlerde tekrar buluşacak olmamız. Belki karanlıklar ülkesine açılan kapıda, bekli de anlatılan dünyanın son gününde… Karanlıktan eskisi kadar korkmuyorum, eskiden de korkmadığımı iddia ederdim ama bu kez hissettiğim onu damarlarımda hissettiğim. Ve gün geldiğinde… N. Saat altı buçuğa üç vardı. Soluk sesiyle kaşlarını kaldırarak, bana saati sordu. Hayatımda sürekli tekrar eden şeylerden biriydi. Sessizce “altı yirmiyi biraz geçiyor” dedim. Eski sadece orta dalga yayınları alabilen tüplü radyosunun yanına geçti. “Zaman her zaman ileri gider” derdi bana bu yüzden saat anlatımında var kelimesini kullanmamı istemezdi. Elbette ki saçmaladığını düşünüyordum, elimden gelen ise …

Back to Top