Etiket arşivi: Okan Yalabık

Av Mevsimi

Öncelikle derin bir soluk alarak başlıyorum yazıma.Aslında yazmadan öce şöyle bir, uzun hazırlık evresi geçirmem gerekirdi sandalyeye mıhlanıp yazı bitene kadar kalkmamak için. Ancak yazının ne kadar süreceğini bilmediğimden bu düşüncemden uzaklaşıyorum ve öncelikle uyarmak gerekir ki filmi izlemeyeneler için bu yazı çok fena tüyolar verebilir.

Filmi bir kaç şekilde değerlendirmek lazım. Her ne kadar polisiye türüne ait gözükse de alsında senaryo olarak bize o polisiye filmlerin tadını vermiyor. Yani şöyle bir baktığımızda Yavuz Turgul’dan daha iyi bir polisiye bekliyor insan, daha iyi bir senaryo. Film ana hatları itibariyle polsisyeyi çağrıştırıyor, çağrıştırmasına ancak Yavuz Turgul burada düz polisiyeden çok ana hikayenin etrafına serpiştirdiği yan hikayeleri gözümüze sokmadan anlatıyor.

Aslında dikkat etmemiz gereken yan karakterlerin yaşadıkları ve hissettikleri. Bunların ortaya çıkmasına ise bir cinayet sebep oluyor ve bu cinayet toplumun her kesiminden insanın yaşadıklarını gözler önüne seriyor. Bu açıdan baktığımızda evet film başarılı bir film. Eğer Yavuz Turgul yan hikayeleri anlatmak istemişse bunu çok başarılı bir şekilde yerine getirmiş.

Diğer bir yandan film sadece polisiye bir filmse ki aslında film bunu sürekli hissettiriyor bize, senaryo bakımından sınıfta kalıyor. Öyle ki tek bir sahne filmin sonraki bölümlerinin haberini veriyor. Bu da filmin tadını kaçırıyor. İlerleyen sahnelerde sürekli faklı şeyler, bir ters köşeyi umut edip duruyorsunuz. Yavuz Turgul bu işi bu kadar basit bırakmaz diye. Ancak beklediğimiz olmuyor. Film tahmin ettiğimiz şekilde akıp gidiyor film. Hatta sadık Yavuz Turgul izleyicileri, hikayenin tamamını tahmin edeceklerdir. Şöyle bir geçmişe baktığımızda Turgul, Eşkıya’dan bu yana türettiği kalıbı kullanıyor. Sadece olaylar ve karakterler değişiyor.

Filmde polis memuru Ferman’ın lakabının cinayet masasındaki başarılarından dolayı avcı olması, Battal karakterinin ise Ferman ile diyaloglarında sen benim kadar zeki değilsin iddiaları ister istemez filmde oyunların döneceği hissini uyandırıyor bizde. Ancak belirttiğim gibi bu his olarak kalıyor.

Oyunculuklar, kesinlikle göz dolduruyor. Tüm karakter seçimleri, oyunculuklar kesinlikle mükemmel. Fİlmde göze batan tek bir oyunculuk yok. Sanıyorum Yavuz Turgul, oyuncuları seçtikten sonra onlara göre rol yazıyor. Bu konudaki başarının başka açıklaması yoktur diye düşünüyorum. Genel olarak bakıldığında filmde oyunculuk konusunda şüphelenilecek tek kişi Cem Yılmaz. Ancak o da kendi deli dumrul karakterini o kadar ortaya koymuş ki, Eşkıya’daki Uğur Yücel rolünün tadının devamını başarıyla vermiş bize.

Müzik ve görüntülere ise diyecek söz yok. Seçilen açılar, kareler insanı olayın içerisine o kadar tarifsiz bir şekilde sokuyor ki bunu Türkiye’de yaşayan sadece bir efsane yapabilir. Film boyunca her bir karakterin yerine kendinizi ayrı ayrı sokabiliyorsunuz. Okan Yalabık yine kendininden bekleneni vermiş keza Melisa Sözen’de aynı şekilde, Şener Şen ve Çetin Tekindor’dan bahsetmiyorum bile. Türk Sineması ile gurur duyabileceğimiz ve daha fazlasını isteyebileceğimiz bir film. Keşke herkese örnek olsa abuk sabuk filmler çekmeye devam etmesek. Kesinlikle izlenmesi gereken bir film.

Not: Söylemeden edemeyeceğim filmi Cevahir AVM’de cumartesi günü sekiz senasında izledik. Aslında izlemeye çalıştık desem yeridir. Buradaki sinemada CineBonus’un eline geçmiş. Tabi temiz ve güzel olduğu sürece bizi pek etkilemiyor onda yada bunda olması. Ancak biz sekiz seansına girdik dedim ya aslında olay öyle olmadı. İçeriye 8:15’te alındık. Tabi salon yoğun temizlenmesi uzun sürmüş olabilir normal. Eh içeriye girdikten sonra yarım saat süren reklamlara ve akabinde gelen fragmanlara ne demeli? Tamam sinemalarda kazanmalı ancak bu aç gözlülük değil mi? Sanki bedava mı izliyoruz filmi üstüne yarım saatten fazla bir süre reklam seyrediyoruz. Fİlm başladığında ise saate 9’a çeyrek mi vardı, 10 mu ne vardı. İnsanlar artık sıkılmaya başlamıştı. Reklamları izlemekten çok yukarıya makineye doğru bakıp bir hareket var mı diye bakıyorlardı. İçten içten bir ayaklanma çıkacak diye korktum. Konunda film başladı. Başladı başlamasına ama o nasıl bir kopyadır, çizgiler görüntü titremeleri, gözü ağrıtıp sulandırmaktan başla bir işe yaramadı. Bir de perdeye oturmayan görüntü. Sanki bu işi ilk defa yapıyorlar. Neyse filmi düzeltecek biri olmadığı için gözümüzü alıştırdık ta ki ikinci yarıya kadar. Neyse birisi müdahale etti ve ikinci yarı gayet net ve temiz filmi izleyebildik.

Buradan tavsiyemdir, eğer izlemediyseniz filmi anlattığım yerde izlemeyiniz…

Yönetmen ve Senarist: Yavuz Turgul

Oyuncular:

Sener Sen Şener Şen
Ferman (Avcı)
Cem Yilmaz Cem Yılmaz
Idris (Deli)
Çetin Tekindor Çetin Tekindor
Battal
Melisa Sozen Melisa Sözen
Asiye
Okan Yalabik Okan Yalabık
Hasan (Çaylak)

Linkler:

http://www.avmevsimifilm.com/

http://www.imdb.com/title/tt1668191/

Güz Sancısı

Yılmaz Karakoyunlu‘nun aynı adlı romanından uyarlanan film yine aynı isme ait olan Salkım Hanım’ın Taneleri‘nin devamı niteliğinde. Zaten bu eseri de filme alan, aynı ekip. Film Türkiye’nin  yakın dönemini anlatıyor. Filmi bir kaç yönden eleştiriye açabiliriz ancak benim değineceğim kısım daha çok sinema yönü. Sonuçta siyaseti blogtan elimden geldiğince uzak tutmaya çalışıyorum.

Öncelikle senaryo ile başlayalım. Senaryo ne kadar doğruydu polemiğine girmeyeceğim yukarıdan anlaşılmıştır. Film çok ağır işliyor. Bu sebepten dolayı bazı bölümler sıkıcı. Bazı şeyler havada kalmış gibi geliyor. Senaristler yazarken bu noktaları unutmuşlar gibi. Bazı bölümlerde ise saatler sonunda hatırlanmış, pamuk ipliği gibi hikayeye dahil edilmeye çalışılmış. İlk bölümde olaylar hikayeler, git geler arasında yaşanırken izleyici ayrı bir çaba sarf ediyor. İlk bölüm ne kadar durağansa ikinci bölüm o denli birinci bölüme zıt olarak hızlı gelişiyor. Biraz finalde oldu bitti havası var ve beklediğimiz o sarsıcı etkiyi vermiyor.

Elbette dönemsel film çektiğinizde bir tarih kitabı edası ile anlatamazsınız her şeyi. Verilmek istenen ana fikir alt hikayededir aslında. Bu filmde de öyle olmuş. 1955 yılında olaylar gerilirken biz bir aşk hikayesinin içine sıkışmış kalmışız. Evet aslında bu normal bir aşk hikayesi olsa sorun olmayacak. Yani bir zere baş kadın karakterin Rum olasından çok bir fahişe olması akılda kalan. Bu benim düşüncem mi yoksa burada anlatılmak istenen bir başka mesaj daha mı var?

Oyunculuğa gelince aslında Okan Yalabık’ın performansı gözlerimi doldurdu. Diğer genç oyuncular için bunu söyleyemeyeceğim. Bunun yanında aslında oyunculuk seçimleri aslında çok kötü değil ama performans açısından Okan Yalabık, kesinlikle istenenden ötesini vermiş. Renkler bir drama için ki böyle bir drama için gözüme çok renkli gözüktü. Bu canlılık aşkı ön planda tutmaya yardımcı oluyor belki ama ikinci plandaki hikayenin üzerini çok kapatıyor.

Dönem filmi çekmenin ne kadar zor olduğunu biliyoruz. Senaryo hassas oluyor, kostümler makyajların aynı hassasiyette olması gerekiyor. Bu zor ve meşakatli bir iş. Genele vurduğumuzda ekip bunun altından başarılı bir şekilde çıkmış. Aslında finalde o duyguyu daha iyi verebilselermiş, daha daha iyi olacakmış…

Tanıtım:

1955 yılı güz mevsimine doğru yol alırken, Beyoğlu’nun ışıltılı güzelliğinin üstüne Türkiye’nin gerginleşen siyasi ortamının gölgeleri düşmeye başlamıştır. Antakya’daki güçlü nüfuzu yüzünden DP’nin yakından ilgilendiği, babasının tek oğlu olan Behçet, İstanbul’da Hukuk Fakültesi’nde asistanlık yaparken, yetiştiriliş tarzı ve babasının etkili kimliğinin gölgesinde marjinal düşüncelere doğru sürüklenmektedir.
Behçet’i sürüklendiği yolda tökezleten tek şey, oturduğu dairenin karşısındaki bir başka dairenin penceresinde gizlice izlediği kadın olacaktır. Behçet tarafından izlendiğini bilen bu kadın Elena?dır. Elena, Beyoğlu’nun kozmopolit güzelliğini oluşturan eşsiz parçalardan biridir. Genç kadın, kendisi de eski bir fahişe olan babaannesi tarafından, üst düzey bürokratlara sunulan bir fahişedir. Babaanne ile torun arasında, yaşadıkları toplumda gayrimüslim olmanın getirdiği dayanışmanın ötesinde, gizemli bir bağımlılık ilişkisi vardır.

Gayrimüslimleri taraf olarak belirleyen ve günden güne coşan siyasi dalgaların ortasında, Elena ile Behçet arasındaki karşı konulmaz aşk, kendini savunmaya çalışmaktadır. İki genç, aşkın topraklarında ‘aynı’, yaşadıkları ülkenin topraklarında ‘farklı’ taraflardadırlar. Behçet, militan bir kalemin günbegün koyulaşan renklerle çizdiği politik çizgide yürürken; attığı her adım onu, düşman uyruğundaki Elena’dan, yani aşktan biraz daha uzaklaştırmaktadır. Elena ise, babaannesinin ona biçtiği, çıkışı olmayan yazgının duvarlarını Behçet’e duyduğu aşkla zorlarken, başka bir çıkışsız yazgının; sevgilisini teslim alan marjinal siyasetin duvarlarına çarpacaktır…

Yönetmen: Tomris Giritlioğlu

Senaryo:

Ali Ulvi Hünkar senaryo
Yılmaz Karakoyunlu kitap
Etyen Mahçupyan senaryo
Nilgün Önes senaryo
Tayfun Pirselimoglu senaryo

Oyuncular:


Murat Yildirim Behçet

Okan Yalabik Suat
Beren Saat Elena

Belçim Bilgin Nemika

Umut Kurt Ferit

Zeliha Berksoy Büyük anne

Kenan Bal Ömer Saruhan

Ilker Aksum Ismet

Tuncel Kurtiz Kamil

Hüseyin Avni Danyal Kenan

Linkler:

http://www.guzsancisi.net/

http://www.imdb.com/title/tt0425080/

http://www.sinemalar.com/film/21312/Guz-Sancisi/