The Lazarus Effect

Korku filmi ihtiyacında karşıma çıkan bir filmdi The Lazarus Effect. Aslında çok şey beklemiyordum. Filmin konusunu okuyunca tıp öğrencileri, laboratuvar, ölüm, geri dönüş kelimelerini algıda seçicilik yapıp ön plana çıkardığımda bu filmi izleyeyim dedim. Bu cümleler bana yıllar öncesinden Joel Schumacher‘in yönettiği Flatliners‘i (Türkiye’de Çizgi Ötesi adı ile gösterildi) hatırlattı. Bende ona yakın bir film izlemek umuduyla izlemeye koyuldum. Tabi beklentim oldukça düşüktü. Sonuçta konu olarak, ölümden sonra dirilme konusunda onlarca film yapıldı. Continue reading “The Lazarus Effect”

Drinking Buddies / Akşamdan Kalanlar

Filmi izlemeye başlayıncaya kadar aslında filmin bana ne getireceğini bilmiyordum. Tanıtımlarından filmin bir bira fabrikasında geçtiğini öğrenmiştim. Bu da tabi ister istemez filmin içinde bira olacağı anlamına geliyordu ancak bu kadar çok olacağını düşünmemiştim. Filmde sabah, öğle, akşam o kadar çok bira içiliyordu ki inanılmaz bir şekilde artık burnuma bira kokuları gelmeye başlamıştı. Öncelikle uyarmam lazım ki filmi izlerken biraz aşereceğiniz kesin bu sebeple stokta bulundurmakta fayda var.

Film için iki değerlendirme yapacağım. Aslında ikincisine değerlendirme demek olmaz sadece film hakkında öğrendiğim bir şeyden sonra “vay” dememe sebep olmuştur. Filmi izlerken sürekli bir aksiyon olacakmış hissine kapıldım. Burada aksiyon kelimesini kullandım ama bildiğiniz anlamda aksiyon değil. Zaten tür olarak romantik dram var karşımızda. Film ister istemez izlerken beklentilere sokuyor sizi. Karakterleri de göz önünde bulundurarak şöyle açayım konuyu. Continue reading “Drinking Buddies / Akşamdan Kalanlar”

Cowboys & Aliens

Kovboylar ve uzaylılar fikri bana her zaman cazip gelmiştir. Hatta bu fikir Undead ile aklıma iyice yerleşmiş buradaki kovboy çakması yüzünden kendilerine ayrı bir sempatim oluşmuştu. Bu sempati Cowboys & Aliens’ı da merakla beklemem için yetti arttı bile. Sinemalara geleceği günü beklerken şartların elvermesi ile gidememiş olmam filmi evimin konforunda oturup izlerken aslında bana çokta şey kaybetmediğimi gösterdi.

Belkide filmin tek artısı Harrison Ford ve Daniel Craig‘i görmekti. Tabi bu listeye dahil edebileceğim bir kaç oyuncu daha var ancak filmin bu oyuncuların oyunculuklarını gösterebilecekleri kadar iyi olmadıklarını düşünüyorum. Basit bir konu basit bir, basit diyaloglar ve basit çekim teknikleri ile film olmamışlar arasında yerini almış.

Film Scott Mitchell Rosenberg‘in çizgi romanından uyarlanmış. Kendisini Man In Black’ın yaratıcısı olarakta bildikten sonra bu hikaye için de aslında boş olmayacağı düşüncelerim var ancak izlediğim film beni yanıltır cinsten. Umut ediyorum ki Scott Mitchell Rosenberg bu hikayeyi daha iyi yazmıştı ve hikayeyi bu duruma getirenler para göz yapımcılar.

Öncelikle belirtmeliyim ki filmde sinema dili sıfır. Bu gözünüze resmen batıyor. Hikaye çok basit ilerlerken, kurgu filmden soğutmak için insanı elinden geleni yapıyor. Anlam veremediğiniz bir çok olay birbirine girmiş vaziyette karşınıza çıkıyor. Evet buna filmin kahramanları da bizim gibi anlam veremiyor ancak yapımcıların izleyicilerin türlü türlü uzaylı filmi izlediğini hatırlamaları gerek.

Bu film ile birlikte sanki eski kötü uzaylı furyasına geri dönüyormuşuz gibi geldi bana. Uzaylılar dünyayı işgal etmiş ancak işgal amaçları ise ayrı bir soru işareti. Hepsi kapitalist bir ülke gibi gelmişler ve insanlara savaş açmışlar. Amaç ise para,  altın. Tabi biz onların neden altın istediklerini bilmiyoruz. Film de bize bunu vermiyor zaten. Ancak filmde zengin fakir, hırsız, para muhabbetleri bolca dönerken bunun neden olduğunu rahatlıkla anlıyoruz.

Filmde diğer bir nokta ise bu uzaylılara karşı, kovboylar ve kızıl derililerin beraber savaşması. Biz birbirimizi yeriz ama dışarıdan biri gelirse ona karşı da birlik oluruz mesajını veriyor. Bu senaristlerin demokrasi götürülen ülkelere ufak bir uyarısı mıdır, yoksa biz kızıl derililerle kankaydık deyip kendilerini rahatlatmanın bir çeşidi midir anlayamadım.

Neyse filme dönelim biz. Woodrow Dolarhyde kendisinin kim olduğunu hatırlamayan bir suçludur. Kasabaya geldiğinde ise elbette yakalanır. Ancak hiç bir şey hatırlamamakla birlikte  kolunda da bu dünyaya ait olmayan bir ley vardır. Kasabanın en zengini Jake Lonergan’ın oğlu ile birlikte ceza evine taşınacağı sırada birden gökyüzündeki anlam veremedikleri cisim tarafından saldırıya uğrarlar.

Bu saldırıdan sonra bazı insanları bu uçan şeyler yakalayıp götürmüştür. Gidenlerin içerisinde  Jake Lonergan’ın oğlu ve bir çok kasabalının da yakını vardır. Onların bu saldırısı esnasında ise Woodrow Dolarhyde’in kolundaki bileklik ateş alır. Ertesi sabah ise Woodrow Dolarhyde ve Jake Lonergan yanlarına bir grup insanı daha alarak bu yaratıkları aramaya koyulurlar. Bu sırada ekibe daha sonra kendisinin de uzaylı olduğunu öğrendiğimiz tek dişi Alice katılır.

Eski gangster Woodrow Dolarhyd her şeyi hatırlamaya başlar yavaş yavaş. Tüm bu olanların neden olduğunu. Uzaylıların yerini bulurlar ama sayıca çok cüssece büyük bu yaratıklara karşı yapacak bir şeyleri yoktur. Eski çetesi ile hesaplaşmasını kısacık bitirir ve onlarla uzaylılara karşı savaşmaları için anlaşır. Bu sırada aynı dertten muzdarip kızıl derililerle de ortak düşmanlarına karşı savaşmak için anlaşma yapar. Bu anlaşmada en etkili rolü de iyi uzaylımız Alice oynamıştır.

Velhasıl kelam insanlar birlik olarak teknolokide son noktaya gelmiş uzaylılara tanklarla tüfeklerle diyemeyeceğim, taşla sopayla saldırarak onları püskürtür ve kaçırırlar. Dünya ve ganimetleri insanlara kalırken, Woodrow Dolarhyd ve Jake Lonergan örnek birer vatandaş olurlar.

Özetlemek gerekirse yazıyı, senaryosu, diyalogları, çekim teknikleri, oyunculukları, müzikleri, kendi içindeki tutarsızlıklarıyla izlenmeye değmeyecek bir film. Ancak bana uzaylı yaratıklar olsun diyorsanız o başka.

Yönetmen: Jon Favreau

Senaryo: Mark FergusHawk Ostby, Steve OedekerkScott Mitchell Rosenberg (çizgi roman)

Oyuncular:

Daniel Craig Jake Lonergan
Harrison Ford Woodrow Dolarhyde
Abigail Spencer Alice
Buck Taylor Wes Claiborne
Olivia Wilde Ella Swenson
Sam Rockwell Doc

 Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt0409847/

TRON: Legacy

Şuada filimin tanıtım yazısını yazmış, şurada da ilk filmi anlatmıştım ikinci ve ilk filmin devamı olma özelliğine sahip TRON: Legacy. Filmi merakla beklememe rağmen bende yaşattığı izlenim konusunda şüpheliyim. Aslında filmin güzel olması gerekirdi / güzelde. Ben biraz daha derine inerler efsane dedikleri şeyin karşılığını tam anlamıyla verirler diye düşünüyordum ancak karşılaştığım şey beni hayal kırıklığına uğrattı.

Öncelikle 3D olarak lanse edilmesi insanın beklentilerini arttırıyordu ister istemez. Ancak filmde girer girmez bir uyarı aslında bu beklentileri, bir nebze düşürüyor. Filmin bazı bölümleri 2D olarak izleyeceksiniz gibi. Tabi bu başkaları için beklentiyi düşürmüş olabilir ama benim için arttırdı. Dedim ki kendime, işte süper sanal dünyaya girince 3D karşımızda olacak bu da algılamayı tetikleyecek”. Yok efendim beklediğim gibi çıkmadı. İlk açılış haricinde hiç bir kare bana 3D’miş gibi gelmedi. Ben mi yanıldım diye sorar oldum kendime ancak sanıyorum herkes aynı fikirde… Continue reading “TRON: Legacy”

TRON: LEGACY / Tanıtım

Malum Pardus kullanıyorum yakın takipçilerim  (şayet varsa) bilirler. Geçtiğimiz günlerde yeğenim gelmiş ve ona oyun arama çabaları içerisinde Pardus’un paket yöneticisinde Tron’u bulmuşum. Oyun 1982 yapımı olan filmde kullanılmış grafiklerin bire bir kullanılması ile oluşuyoırdu.. Pek şaşırdım ne yapacağımı afalladım. Bir Torn hatırlıyordum eskilerden kalma ama hayal meyal. O zaman küçük bir araştırma yaptım. Evet Tron bizim Tron o hayal meyal hatırladığım filmi ile birlikte.

Bu gün ise posta kutumda kimden geldiği belirsiz bir posta gördüm. Aynen şöyle;

Merhaba,

28 Ocak 2011’de Türkiye’de vizyona girecek olan yeni filmimiz Tron Efsanesi’ne blogunuzda yer verebilirseniz çok seviniriz.

Filmin yeni fragmanını aşağıdaki linkten indirebilirsiniz.
Bülten ve görselleri ise ekte bulabilirsiniz.

https://filegen.com/getfile/?FB7E3AE

Teşekküler

Tabi bu yazdığım ilk tanıtım değil. Ancak diğer blogta yer vermiştim. Düşündüm taşındım madem sinema burada olsun dedim ve ayrı bir bölüm oluşturmaya karar verdim. Hayırlı olsun.

Tron : Legacy hakkında tanıtım yazısını ekliyorum bilgilere buradan ulaşabilirsiniz. Ve yukarıdaki linkten de filmin fragmanını izleyebilirsiniz…

TRON: LEGACY (In Disney Digital 3D™ and IMAX® 3D)
WALT DISNEY PICTURES
İnternet sitesi: Disney.com/TRON
Facebook’ta fan olun: www.facebook.com/Tron
Twitter’da takip edin: www.twitter.com/DisneyPictures
Türü: Bilim Kurgu Macera
Vizyon tarihi: 28 Ocak 2011
Oyuncular: Jeff Bridges, Garrett Hedlund, Olivia Wilde, Bruce Boxleitner, James Frain, Beau
Garrett ve Michael Sheen
Yönetmen: Joseph Kosinski
Yapımcılar: Sean Bailey, Jeffrey Silver, Steven Lisberger, Donald Kushner
Senaryo: Steven Lisberger, Richard Jeffries, Brian Klugman & Lee Sternthal, Eddy Kitsis &
Adam Horowitz, Bill Wheeler (kadro final değil), Steven Lisberger ve Bonnie MacBird’ün yarattığı karakterlere dayandırılmıştır.
TRON: LEGACY daha önce beyaz perdede gördüklerimizin hiçbirine benzemeyen bir dijital dünyada kurulmuş bir 3D ileri teknoloji macerasıdır.
Konusu:
Sam Flynn (GARRETT HEDLUND), Kevin Flynn’in 27 yaşındaki teknoloji meraklısı oğlu (JEFF BRIDGES), babasının ortadan kayboluşunu araştırır ve kendini babasının 25 yıldır yaşadığı Tron’un dijital dünyasında bulur. Kevin’in sadık sırdaşı Quorra’yla birlikte (OLIVIA WILDE), baba ile oğlu çok fazla gelişmiş ve son derece tehlikeli bir hale gelen, görsel açıdan dudak uçuklatan sanal alemde bir ölüm kalım yolculuğuna çıkarlar.
Notlar:
• Yapımcı Steve Lisberger orijinal TRON filminin (1982) yönetmeni ve senaristlerinden biriydi.
• Jeff Bridges orijinal TRON’da oynadığı (1982) Kevin Flynn rolünü yeniden üstlendi.
• Bruce Boxleitner orijinal TRON’da oynadığı (1982) Alan Bradley ve Tron rollerini üstlendi.
• TRON: LEGACY’nin film müziğini Grammy Ödüllü Daft Punk besteledi.
TRON: LEGACY TRON acımasız programların ve gladyatör oyunlarının görsel açıdan dudak uçuklatan dijital bir âlemde ölüm kalım yolculuğuna çıkan bir baba ve oğlunun (JEFF BRIDGES, GARRETT HEDLUND) 3D ileri teknoloji macerasıdır.

Tabi merakla beklediğimi uyarlamalar arasında yerini aldı film. Bakalım Ocak 2011’de bizi neler bekleyecek… Yenisi gelene kadar da ben eski filmi yazmaya çalışacağım tabi önce tekrar izlemem lazım…