Öylece susuyordun. Gözlerinin altındaki torbalar, küçük yüzünde gerçek olmayan bir dalgalanmaya sebebiyet veriyordu. Yalan bile olsa o an ağladığını görmemek için yüzümü döndüğüm duvarın pürüzlü yüzeyinde bize ait sahneler oynuyordu ağaç gölgeleri ve ilk defa onlara yorganın dışından bakıyordum. Gözlerimi sektirmeden. Her şey öyle oldu. Başladığı yerde sessizce bitti. Sessizlik sadece gırtlağımızda yer eden küçük bir meltemin bıraktığı yutkunmalardan ibaretti. Benim sana anlatacak çok şeyim vardı seninse başkalarına. Gitmeyi seçtin, küçük bir muamma içinde sessizce. Gölgeler sadece kendini yanına aldığını söylüyor ve çocuklar arkana bile bakmadığını. Soluk bir duvarda, soğuk bir köşede şimdi izliyorum seni. Büyük bir yumru dudak kıvrımıma kadar ilerlemiş, son bir nefes alma çaresizliğimde yüzümün asit tabakasına bulaşacak kelimelerin ıslıkları yayılıyor inceden. Yo bu bir isyan değil, ya da büyük bir çığa dönüşecek hiddet küpleri, sadece şimdi bin bir parçaya ayrılan iç organlarımın özgürleşme istekleri, ardından sana koşma çabaları. Benliğimden hariç, vücudumda da dirayet kalmamışken. Öylece kalıyorum, …

Back to Top