Etiket arşivi: Özgür Özberk

Buralarda yokken izlediklerim

Bir süredir sesim çıkmıyordu. Bir hastalığa tutuldum tamemen alden ayaktan düşürdü beni diyebilirim. Haftalarca boş boş yattım. İledim tabiki ama yazmak dışında diğer şeyleri ben eylemden saymıyorum. Neyse, çok fazla film birikmiş. Şeytanın bacağını kırıp bir yazı yayınlayayım dedim. Fazla film olduğu için tek bir cümle ile tüm filmleri özetlemeye çalışacağım. Kolay gelsin bana.

The Bridges of Madison County (1995)

Clint Eastwood imzalı romantik bir film. Francesca Johnson öldükten sonra çocukları ona yazılmış aşk mektupları bulurlar. Tavsiye üzerine izledim. Eastwood pek oturmamış filme. ***

On Body and Soul (2017)

Orjinal adı Testrol Es Lelekrol olan Macar yapımı film 67. Berlin Uluslararası Film Festivali’nde Altın Ayı ödülünü kazanmış. Filmin yönetmeni Ildikó Enyedi. Filmde bana çok fazla gereksiz sahne varmış gibi geldi. O sahneler arasında ne anlattı diye sordum. ***

Sinsiran: Yasak ask (2017)

Filmin yönetmen koltuğunda Samet Çakirtas var. Filmde artı bir şey yok sürekli izlediğimiz şeyler ve olaylar. Bu  flimde de yasak ilişki yaşayan bir kadın sevgilisi ile birlikte kocasına büyü yaptırır. Tabi sonuçlar istediği gibi olmaz. *

Sekerat Son (2016)

Filmin senarist ve yönetmeni Seyda Sen. Korku filminde bir kadın adı görmek beni sevindirdi ama hikaye bir kadının psikolojik sorunlarına değinmeye çalışıp bunu mistizm ile yoğurmayı denediğinde karşımıza başarılı olmayan bir yapım çıkmış. Oyunculuklar kötü hele hele başrol oyuncusu hiç olmamıştı. *

Sha po lang: taam long (2017)

Boş zamanda aksiyon olsun diye izlenebilir bir film. Alt metinler mevcut ama tam olarak dolduramamışlar altını. Yönetmen Wilson Yip. Hong Kong’da polis memurluğu görevini yapan adamın kızı Pattaya’da kaçırılır. Adam taylang polisi ile birlikte kızını bulmaya çalışır ama bir organ mafyası ile karşı karşıya kalır. **

Xibalba Curse of the Mayans (2017)

Amerikalı arkeolog olan Alan Green mağra dalgıçı olan ekibi ile birlikte antik Maya kalıntılarını araştırmak için mağra dalışı yaparlar. Ancak burada onları cehennem beklemektedir. Maya bilim kurgu deyince dayanamıyor ve izliyorum ama bilm tatmin edici değildi. Filmin yönetmeni Joaquin Rodriguez. *

Karva (2016)

Değişik bir film var karşımızda. Puanlım düşük olacak ama film korku mu yoksa başka bir şey mi anlamadım. Yönetmen Navaneeth. Böyle tek isimlilere karşı da bir tikim var. Bu arada filmin ikincisi de var. Hikaye izleyiciyi şarşırtsın diye çok uğraşmışlar. Ama bu beklenen şaşırma verilememiş. Zengin bir genç kumar borcu olduğu için kız kardeşini kaçırır ve hayaletli bir eve gelirler. Olaylar bu şekilde başlar. *

Happy Death Day (2017)

Filmden çok beklentim yoktu ama fena da çıkmadı. Sürekli aynı günü yaşayanlar kervanına biri daha eklendi belki de bu yüzden filme ufak sempati duydum. Bu kez fark karakterimiz sürekli öldürülüyor ve kimin öldürüldüğünü bulmaya çalışıyor. Bu arada burnu havada kızımızın nasıl değiştiğine de ranık oluyoruz. Filmin yönetmeni Christopher Landon ***

Geostorm (2017)

Yıllar geçmiş iklim değişiklikleri hiç bir şeyin yetişmemesine sebep olmuş. İklimi düzenlemek için ise bilim adamları Hollandalı adında bir cihaz yapmış ve dünya üzeirnde uydular aracılığı ile mevsimleri kontrol etmiş. Ancak bu cihaz kötü ellere geçince bir silah haline dönüşmeye başlamış. Bu dönüşümün önünde de duran cihazı yapan ve kardeşi. Aksiyonu iyi konusu fena değil ama bunun arasına ailevi hikayeler sıkışması olmamış. Yönetmen Dean Devlin ***

Gehenna: Where Death Lives (2018)

Film güzel kurgulanmış. Ama içine çekmek ile ilgili bazı sıkıntıları var. İç hesaplaşmalar biraz Basit kaçmış sanki. Filmin yönetmeni Hiroshi Katagiri. Bir grup şirketleri için yeni bir arsa bakmaya Saipan’a gider. Burada araziyi gezerken bir kulübe bulurlar. Buraya girdiklerinde ise garip olaylarla karşıalşırlar. Buradan kurtulmak için ellerinden geleni yaparlar. ***

Flatliners (2017)

Filmin yönetmen koltuğunda Niels Arden Oplev var. Neden yeniden çekildi anlam veremedim. Oldukça kötü bir yeniden çekim olmuş. İzlerken keyif almadığımı, hiç siriklemediğini belirtmem lazım. Oyunculuklar da iyi değildi.  **

Lanet: Ervah Cinleri (2017)

Filmin yönetmeni Teoman Gündüz. Bir grup sinema öğrencisi söylentiler üzerine terk edilmiş bir köye giderler. Burada yaptıkları kamp esnasında da başlarına olayalr gelir. Puanlasam mı bilemedim. *

Despicable Me 3 (2017)

İlk iki film kadar sarmadı beni. Ama hani başladık seriye devamı da gelsin derler ya o yüzden izledim. Yine minyonlar koparıyor ama devamı pek yok. Yönetmen: Kyle BaldaPierre Coffin **

Dementia 13 (2017)

Film  Francis Ford Coppola‘nınilk filminin yeniden çekimi. İlk filmi izlemedim ama bu film olmamış. Hikayenin işlenişi o kadar karışık ki olay ne anlamakta zorlanıyorsunuz. Oyunculuklar da çok soğuktu. Beni pek sarmadı. **

Dear Zindagi (2016)

Filmi beğendiğimi belirtmem lazım. Her ne kadar biraz kişisel gelişime kaçsada senaryo genel anlamda geçmiş ile yüzleşme konusunda güzel öğütler veriyor diyebilirim. Kaira mükemmeli arayan bir ses teknisyenidir. Hayatında bir dönüm noktasına gelir ve karar vermesi gerekir ama geçmiş ile de çok barışık değildir. Bu durum için terapi almaya başlar ve derken hayatı yeni bir yola girer. Filmin yönetmen koltuğunda Gauri Shinde var ve film oldukça uzun ancak terapi gibi geçiyor. ****

Ifrit’in Diyeti: Cinnia (2016)

Filmin yönetmenliğini  Sahin Yigit,ve Özgür Özberk paylaşmış. Yine finalde şaşırtmaya çaılışsa da film bunu pek beceremiyor. Üç arkadaş bir korku filmi çekmeye karar verirler ve gerçek olan bir olayı araştırmak için bir hoca bulurlar. Hoca bunlara hikayeler anlatır ama asıl olayın içine kendileri girerler. *

Blade Runner 2049 (2017)

Film IMDB’de acayip puan almmış ama ben aynı fikirde olduğumu söyleyemeyeceğim. İlk filmin yanında bu film olmamış. Bazı sahneler o kadar uzun ve gereksiz geldi ki sıkıldığımı belirtmem lazım. Belki de bunun sebebi filmin süresinin gereksiz uzun olması. Film görsel olarak beni tatmin etti. Hikaye de devam filmi olarak kabun edilebilir ama kurguda sıkıntı vardı. Hikaye yavaş yavaş Philip K. Dick‘in hikayesinden soyutlanmaya başlamış. Belki de film aksiyon ve gerçeklik arasında sıkıştığı için ben pek haz alamadım. Yine de iyi bir uyarlama. Filmin yönetmeni ise Denis Villeneuve ***/*

Beyond Skyline (2017)

Filmin klasik bildiğimiz bir konusu var. Bu klasik konu üzerine klasik bir final çizmiş film. Bir yerden sonra bilim kurgu mu izliyorum diye soruyorsunuz. Oly uzaylılarla dövüşmeye gidiyor. Günün birinde uzaylılar gelir ve beyaz bir ışıkla insanları büyüleyerek onları uzay gemisine çekerler. Sonra bu insanların beyinlerini alarak başka bir bedene yerleştirirler ve savaşçı olarak kullanırlar. Tabi kahramanlarımız onlara karşı savaşırlar. Yönetmen: Liam O’Donnell **

Before I Fall (2017)

Filmin afişine bakarak bir süre filmi izlemeyi ertelemiştim. Söyle iyi bir festival kıvamında dram bekliyordum ama avucumu yaladım. Kötü müydü evet diyemem ama beklentimin altında gençlik filmi gibi kaldı bu film. Bu film de yeniden aynı günü yaşama üzeirne kurulu. Lisede okuyan genç kız her şeye sahiptir. Birden başına bir olay gelir ve aynı günü yaşamaya başlar. Bu durumdan kurtulmak için hayatını sorgulamaya başlar. Yönetmen Ry Russo-Young **/*

Bad Genius (2017)

Filmin hikayesi güzel olmakla birlikte kurguyu çok başarılı bulmadım. Sanki hikaye gereğinden fazla bana uzatılmış gibi geldi. Buna rağmen hatrı sayılır bir puanda almış. Doğuda lise seviyesindeki çocuklar üniversite için ortak bir sınava girerler. Kahramanımız ise zeki ama fakir bir kızdır. Zekasından dolayı paralı bir okula yazılır ancak burada sınavlara kopya vererek para kazanmaya başlar. Derken işi büyütürler ve uluslar arası bir kopya işine girerler filmde onların başından geçenleri bize anlatır. Tayland yapımı filmin yönetmeni Nattawut Poonpiriya. ***/*

Atomic Blonde (2017)

Film, Antony Johnston’ın yazıp Sam Hart’ın çizdiği The Coldest City adlı çizgi romandan uyarlanmış.  İngiliz gizli servisi MI6’in ajanı olan Lorraine Broughton Soğuk Savaş zamanı Berlin’e özel bir görev için  gönderilir. Burada ona yardımcı olmak üzere bir ajan beklemektedir ama bu yaşayacağı ihanetin başlangıcı olur ve Loraine kendini korumaya başlar. Filmin aksioynu ve Charlize Theron dışında çok fazla esprisi yoktu. Boş vakitte izlenebilir. Yönetmen David Leitch ***

American Made (2017)

Film gerçek bir hikayeye dayanıyor. Hal böyle olunca neresinden dutsam da elimde kalsa diye düşünüyorum. Filmin kurgusu insanı hikayenin içinde tutuyor. Garçek bir hikaye dedim ya belgesel olsa izlenmez ama film olunca kendini izlettiriyor. Bunun yanı sıra Tom Cruise’un uyunculuğu çok sıradan geldi bana. Artık sanırım botokstan mı ne her filmde aynı ifadeler var. Aksiyonu yerinde hikayesi yeni araştırmalara yönlendirecek şekilde izlenebilir. Yönetmen Doug Liman ***

Aloys (2016)

İsviçre yapımı olan filmin yönetmen koltuğunda Tobias Nölle var. Film hakkında nasıl yorum yapmalıyım bilmiyorum. Havanın da insanları gibi soğuk olduğu bir yerde
Aloys Adorn asosyal bir dedektiftir. babasının da ölümünden sonra iyice yalnızlaşan Aloys her şeyi video kaydına alır. Günün birinde bütün kasetleri ve kamerası kaybolmuş şeilde bir otobüste uyanır ve onu bir kadın arar ve şantaj yapar. Aloys kadının sesine aşık olur ve hayalinde onunla vakit geçirmeye başlar. Gerçek ve hayalin içinde kalır. Anlatım olarak yavaş ama sosyalleşme üzerine izlenebilecek bir film. ***

A Dark Song (2016)

Bir film mi yoksa bir ayin mi izledik bunun sorusunu sordum hep. Zaten filmin sonuna kadar bu ayinin sonucunun ne olacağını sorgulayıp duruyorsunuz. Bu konuda film merakı her dakiaka boyunca ayakt tutuyor. Film bir korku yada giem olarak değerlendirilemeyebilir ancak başarılı bir film olmuş. Oğlu eölen bir anne oğunla konuşmak için bir kabala büyücüsünden yardım ister. Büyücü aylar sürecek zorlu bir ayini başlatır. Film izleyiciyi huzursuz ediyor ve başarılı. Yönetmeni ise Liam Gavin. İzleyin derim. ****

Dangshin Geogi Iteojoorraeyo (2016)

Film için çok başarılı diyemeyeceğim ama yine de izlettiriyor kendini. Ünlü bir cerrah olan kahramınızın hayatta az zamanı kalmıştır. Geçmişine karşı keşke derken bir budist rahip ona bir kaç ilaç verir. Bu ilaçları içtiğinde doktor geçmişe gider ve kendisi ile tanışır. Gemişindeki hatasını telafi etmek için gençliğini insandırmak zorundadır. Filmin yönetmeni Ji-Yeong Hong. ***

What Happened to Monday (2017)

Bir Netflix filmi karşımızda. Filmin konusu iyi ancak her Netflix filminde karşılaştığım sorun bu filmde de var. Hikayede çok boşluk mevcut. Buna rağmen film kendini merakla iki saat boyunca izletiyor. Hikayedeki boşluğun yanısıra filmde oturmamış bir şeyler de var. Aslında çok iyi bir film olacakken sınıfta kalıyor. Yakın gelecekte tarım şartları değişince torak insanlara yeterli yiyecek vermez. Bunun için gdo tarım yapılır. Bu durum insanalr üzeirnde de etki eder ve insanlar altı yedi çocuk doğurmaya başlar. bunun önüne geçmek için bir çocuk yasası çıkarılır. Ancak bu yasaya bir aile karşı gelir ve yedi çocuğu da yaşatır. Yedi çoduk tek bir kimlik altında her gün dışarıya çıkarlar. Ama bir gün biri dönmez ve olaylar başlar. Sürükleyici ve izlenebilir bir film. Yönetmen: Tommy Wirkola ****

Captain Underpants: The First Epic Movie (2017)

Dav Pilkey’in aynı isimli çocuk romanı dizisinin animasyon uyarlanmış hali film. Ben eğlenceli buldum ama hikaye yetişkinler için değil bunu belirtmeliyim. Yaramaz iki çocuk kaptan Düşükdon adında bir çizgi roman serisi yaparlar. Bir gün okul müdürlerini hipnotize ederler ve onları yarattıkları süper kahraman yaparlar. bu sorada okula kötü bir karakter gelir onlarında dünyayı kurtarması gereklidir. Yönetmen: David Soren ***

Teo-neol (2016)

Filmin yönetmeni ve senaristi Seong-hun Kim. Ben filmi oldukça başarılı buldum. Kısıtlı mekan da çekilen sahneler de oldukça sürükleyiciydi. Aslında bu sahnelerde bazı eksikler vardı ama yine de genel anlamda bu eksiklikler çok fazla göze batmmıyordu. Mesela tümelde kızın olması gereksizdi sonrası havada kaldı zaten. Film bir adamın tünelden geçerken üzeirne tünelin yıkılmasını ve burada mahsur kalmasını anlatıyor. Bunu anlatırken, devlet bürokrasisi, medya, devlet ve diğer kuruluşların bu olaya ve insan hayatına yaklaşımını çok güzel anlatmış film. Filmi izlerken aslında herşeyin dünyada aynı şekilde döndüğüne de tanık oluyoruz. Lafı fazla uzatmaya gerek yok bence izlenmesi gereken filmlerden birisi Tunel. ****/*

Tôkyô gûru (2017)

Filmin animesini kısa süre önce izlemiş bepenmiştim. Şimdi link vermek istedim ama ama bulamadım. Neyse anime ne kadar iyiyse film o kadar kötü. Zaten son dönem Japonların yaptığı anime uyarlamaları çok iyi değil. Sanki animeyi film yapsalar daha iyi olurmuş. Dünya üzerinde insanlarla beslenen yaratıkalr vardır ve bunlara Ghoul denmektedir. Günün birinde genç bir lise öğrencisi hoşlandığı bir kızla buluşmaya gider kız Ghoul çıakr ve onu yemeye çabalar. Bu esnada çocukta yarı ghoul olur ve insanlarla olan savaşta yer almak zorunda kalır. Yönetmen: Kentarô Hagiwara  *

The Merciless (2017)

Film çok tazım olmasa da kurgusunu çok beğendim. Yine de sanki senaryo da bazı açıklar vardı. Bunlar gözüme batmadıda değil. Çok yerde filmin enerjisi düştü ve yeniden canlandırdı. Bu artan azalan ritim izleme keyfimi kaçrırdı açıkçası. Genç bir polis görev için üç sene boyunca hapiste yatar. Amacı içeride yatan bir suçlu ile yakın olup ana patrona ulaşmaktadır. Ancak o esnada genç polis olduğunu itiraf eder bu esnada polis ve ganstarler arasında karışık bir kovalamaca başlar. Film kendini izlettiriyor. Yönetmen: Sung-hyun Byun ***/*

Thelma (2017)

Film görsel olarak oldukça tatmin edici. Aynı zamanda müzikleri de oldukça başarılı. Hikaye orjinal ancak işlenişi biraz olmamış. Yani elimizde güçleri olan bir kız var ama bu güç hakkında çok fazla bilgi ermiyor. Bu da filmin en kilit noktasının cavapsız kalmasına sebep oluyor. Thelma küçük yaştan beri kapalı ve muhafazakar bir şekilde yetiştirilmiştir. Üniversiteye gidip farklı duyguları tatmaya başlayınca bazı güçleri olduğunu keşfeder. Ama bu güçler onun kaldıramayacağı bir güçtür. İzlenmesi gereken bir film. Yönetmen: Joachim Trier

The Killing of a Sacred Deer (2017)

Yorgos Lanthimos‘un son filmi ve bence aynı zamanda en olmamış filmi bu film. Hakkında da iyi yorumlar var. Evet film mitolojiye, felsefeye bir çok şeye göz kırparak hikayesini temellendiriyor ama bana beklediğimi veremedi. İlk dakikadan itibaren o huzursuzluğu insana yaşattırıyor ama benim çok aklıma yatmayan yer mevcut. Sanki Amerikalı oyuncularla film olması gerektiği gibi olmamış. Filmi rahatsız edici bulduğunu söyleyenlere rastladım ama film beni hiç rahatsız etmedi. Tek rahatsozlık olması gerektiği yerde bir şey olmamasıydı. Hikayenin tadı yoktu bence. ***

The Devil’s Candy (2015)

Filmin senaristi ve yönetmeni Sean Byrne. Hangi akla hizmet böyle bir film yapmuış merak ediyorum. Ne adam gibi bir hikaye ne de kurgu var. İlk dakikalar fena açılmıyor ma sonrasında hikayenin neye vardığı belli değil. Bir ressam karısı ve kızı ile yeni eve taşınır. Evde de bir cinayet işlenmiştir. Adam fısıltılar duyup resim çizerken evin eski sahibi gelir ve kızı öldürmeye çalışır. Herşey havada kalan bir film. *

The Human Centipede (First Sequence) (2009)

Filmin senaristi ve yönetmeni Tom Six hangi akla hizmet böyle bir film yapmış merak ediyorum. Sanırım değişik olsun yasaklansın ses getirsin istemiş. Üstüne üstlük filmin ikincisi de var. Onu da izleyeceğim. Filmde ana karakterin psikolojisi üzerine fazla durmamış olması filmi görüntülerden ibaret hale getirmiş. Öyle ki karakterler ile etkileşim kuramıyorsunuz. Bu durumda filmi daha rahatsız edici boyuta getiriyor. İki genç Avrupa tatiline çıkar. BUrada arabaları bozulur ve yakındaki bir eve sığınırlar. Evin sahibinin ise insanlardan tırtıl yapmak gibi bir düşüncesi vardır. *

Bu iş tüm günümü aldı. Sanırım bu kadar biriktirmemem lazım.

Üç Harfliler: Marid

Türkiye’de Türk Korku filmi deyince izleyici ön yargı ile yaklaşıyor. Tabi bunun bu zamana kadar yapılmış, korku filmleri ile alakası var. Ancak şunu belirtmek lazım ki bu zamana kadar ABD sinemasında çok çok iyi korku örnekleri mi gördük ki biz yerli korku filmlerini böyle yerden yere vuruyoruz. Beğeni görecelidir, komedi, korku, dram da görecelidir. Yani bir filmi eleştirirken biz korkmuyoruz, gülüyoruz diye eleştiride bulunulmaz. Zaten filmi izlemeden de filmi eleştirmek pek yakışık almaz. Ancak bu eleştirme olayını biz baz alıyor ve biraz gaddarca davranıyoruz.

Bazı eleştirilerde ise Türk korku filmlerinin sürekli dini kulanmasından yakınılıyor. Bir insanı korkutmak için en korktuğu şeyleri baz almanız gerekmektedir. Burada ise en yapıcı hikayeler dine dayalı hikayelerdir çünkü din iç huzuru vermeye çalışırken bir yandan da korkuları dayatarak bunu yapmaktadır. Bu şekilde iyi bir korku filmi yapabilmek için, ya yeni bir dünya yaratıp ona özgü korkular türetmek (Mesela Yüzüklerin Efendisi’ndeki Sauron gibi ki kendisi o dünyanın korkulacak kişisidir). Tabi bu mükemmel bir hayal gücü ve ekstra bir yetenek gerektirmektedir. Orta dünyayı dünyamıza taşıdığımızda iyi bir korku elbetteki Sauron ve onun yaratıkları üzerine olacaktır. Bir süre sonra ise bu konular işlene işlene rutinliğe sebep olacaktır.

Hal böyle olunca korku bilinen en genel öğeleri içermelidir ve bunların en yaygını ise dindir. Çünkü dinde korkutan o kadar çok öğe vardır ki bunu kullanmamak aslına bakılırsa aptallık olur. Vampir filmleri, hatta yeniden insan yaratma fikri edinen, hayalet ve ruhlar barındıran filmlerin kaynağı bile din olmuştur. Öyle ki, bir seri katil filminde bile onun kötülüğünden ruhu bozukmuşlukla bahsederiz. Zaten ruhta din ile alakalıdır. Burada Hitchcock’un The Birds’unde bile dinden bahsede biliriz. Yani bir korku filmi çekiyorsak bu filmin dinden etkilenmemesi içten bile değil.

Korku haricinde bütün türlerde de artık, konular tükenmiştir desek yeridir. Konular tükenmiş ancak anlatımlar tükenmemiştir. Burada artık hikaye ve konudan çok anlatım kendini fark ettirmelidir. İşte iyi bir korku filmi, burada kendini belli eder.Burada son dönem Türk korku filmlerine baktığımızda, aslında iyi bir ivme yakaladığımızı söyleyebiliriz. Konu olarak ele aldığımızda ise Amerikan sinemasında binlerce şeytan filminden bahsedilirken, bizde ise halkın en korktuğu ve efsanelerini küçüklükten beri bildiği cinlerden bahsetmemek hata olur.

Zaten son dönemlere baktığımızda da çektiğimiz korku filmlerinin büyük bir çoğunluğunu cin filmlerinin oluşturduğunu görüyoruz. Burada genel bir eleştiri yapmak gerekirse bu filmler aslında tereciye tere satıyor. Yani bizim bildiklerimizi bize anlatıyor. İşte burada özgün bir senaryonun yoksunluğu, diyalog yada, oyunculuğun yetersizliği bizim kaliteli bir film izlememize engel oluyor. En çok gözümüze takılan bu durumda görsellik oluyor neyse ki görselliği halletmeye başladık, oyunculuğu bir şekilde kıvırıyoruz da diyebilirim. Burada işte senaryonun akılcı ve bilinmedik olması filmin korkutucu olması ile doğru orantılı. Cin deyince Türkiye de her insanın tüylerinin diken diken olması kendi yaşadığı tecrübelerden kaynaklanmaktadır. Yani alt yapı sağlamdır, senaryoda değinilmesi gereken ise bu altyapıyı psikolojik öğelerle kullanmaktır.

Bir cin filmi çekiyorsak, görsel efeklerle korkutmaktan çok o psikoloji içine sokarak korkutmamız lazım. Bir yerde bizim film çekerken yaptığımız hata bu… Türk korku sineması Musallat’ta bu ivmeyi yakalamıştı. Ancak sonra gelen filmlerde bu noktadan uzak filmlerle karşılaştık. 3 Harfliler: Marid’de bu alt yapıdan uzak olarak karşımıza çıkıyor.

Bilinen şeyleri sadece görsellikle vermeye çalışmak artık pişkin haline gelmiş Türk izleyicisini tatmin etmiyor elbet. Bu yönden 3 Harfliler: Marid altyapısının eksikliği, diyalogların yetersizliği ile sınıfta kalıyor. Herkesin bildiği konu hakkında küçük hatalar telafisi zor sorunlara yol açabilir. Filmden bir nokta aldığımızda, Ayla karakterinin, küçükken başına gelen bir cin olayından sonra bu konulara daha meyilli olması gerekmektedir. Ancak kendisi Marid’in varlığını tekrar hissetmesine rağmen yalnız olarak çırılçıplak banyoya girmesi hikayenin basit hatalarından biridir. Çünkü daha çocukluktan itibaren, büyüklerimiz bize kapı eşikleri ve banyoda olma konusunda telkinlerde buluşmuşlardır.

Bir diğer nokta ise hocanın Marid’in varlığını hissettiği anda parka kaçması, oysaki yaygın bir inanıştır ki, kötü güçler sarmaşık altları ve ve ağaç dalları altlarında bulunmaktadır. Aslında bu konular enine boyuna araştırılmalı senaryo gelişimine bu şekilde katkıda bulunulmalıdır. Film eş değerleri olan sıradan bir ruh çıkarma filminden öteye gitmemektedir.

Filmin kamera açılarını beğendiğimi söyleyebilirim, tek sorun bir süre sonra sıkan abartılmış yakın çekimler.. Aynı şekilde ışık ve efektler de göze batmayacak şekilde başarılı olmuş. Oyunculukta da bir adım daha yükselmişiz diyebilirim. Erkek karakterler dışında bariz göze çarpan oyun bozukluğu yok. Tabi Ayla karakterinin tavırları tartışılır. Filmin en iyisi olarak küçük Ayla’yı diyebilirim.

Filmde aslında yapılmak istenen Marid’in insanları nasıl bir dünyanın içerisine soktuğu. Öyle ki bu insanlar kendisine musallat olduğu dönemde olan biteni hatırlamamakta. Filmde gördüğümüz üzerede Marid karakterleri farklı bir dünyaya çekmektedir. İşte bizim hissedemediğimiz asıl korkunç olması gereken bu dünya. Bu belki görsellikte tanımlanamayabilir ancak psikolojisini iyi vererek bunu seyirciye hissettirebilirsiniz. Şahsen ben filmi izlerken hiç bir duyguyu hissedemeden filmin sonunun geldiğine tanık oldum.

Filmde hocanın işi para ile yapması konusu direkt göze sokulmuş. Belki önemli bir nokta din adamlarının bu işlere parayı alet etmesi ancak parayı almadan hocanın işe başlamaması biraz abartılmış gibi geldi bana. Bir yerde hocayı antipatik göstermiş gibi oldu. Burada bir diğer nokta ise Marid’in sadece öldürmek için dünyaya geldiği yönünde. Ancak zaten kendisine rahatsızlık verenleri öldürmüştür. Burada küçük Ayla’ya musibeti, orada olmasından kaynaklı, daha sonra saldırma sebebi ise Ayla’dan uzaklaştırıldığı için midir soru işaretleri var.

Biraz da mitolojiye baktığımızda Marid’in çok güçlü bir cin olduğunu görüyoruz. Ancak kendisi genelde su ile haşır neşir olduğunu o bölgelerde yaşadığını görüyoruz. Filmde bu nokta biraz açıkta kalmış. Su demişken hocanın musluğu saatlerce açık tutması da cabası. Bunu hiç kime yapmaz. Üstüne üstlük cin çıkarmaya gelen bir hocanın yapmaması gerekmektedir. Tabi filmde etkileşimli sahneler yok değil. Filmde düz siyah saçlı kız olur da Ring anımsatılmaz mı?

Bu yazı uzadıkça uzar. Filmin alt yapısının yoksunluğu, senaryodaki açıklar, kısmen oyunculuk filmi ortalamaya çekiyor. Bunun haricinde kesinlikle Türk korku sinemasının bir adım attığı başarılı bir film. Deneye deneye yapmayı öğreneceğiz sonunda. İzlemenizi tavsiye ederim.

Yönetmen:Arkın Aktaç

Senaryo: Murat Toktamışoğlu

Oyuncular:

Ufuk Aşar … Izzet Hoca

Taner Ertürkler … Cem

Özgür Özberk … Serkan

Kayra Simur … Küçük Ayla

Serap Üstün … Meltem

Gülseven Yilmaz … Ayla

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt1718711/

http://www.sinemalar.com/film/84460/3-Harfliler-Marid/