Etiket arşivi: Philip K. Dick

buralarda yokken izlediklerim

Buralarda yokken izlediklerimin yeni sayısında yine ne bulursam izlediklerim var. Aslında yazarken film sayısını biraz daha attırsam fena olmayacak ama çok zaman alıyor maşallah. Malum biraz da fazla içerik üretmek istiyorum bu aralar. Akşamlar, hafta sonları bu şekilde gidiyor. Gerçi çok sıcak İstanbul’da bu sıcakta ne yapacaksın ki? Neyse başlıyorum.

The Adjustment Bureau (2011)

thea djustment bureau

Filmin Philip K. Dick‘in öyküsünden uyarlandığını, bir de bu işin 2011 tarihinde olduğunu görünce filmi nasıl kaçırdım diye hayıflandım. Kadrosu da iyi filmin Matt Damon ve Emily Blunt var. Yedi sene önce neredeydim ne yapıyordum diye sorguladım kendimi. sanıyorum birileri ayarlama yapıyordu. İzlemediyseniz filmi bu son cümlemi birazdan anlayacaksınız. Aslında filmi kaçırmış olma sebebinin filmin Türkçe’ya aptalca bir şekilde Kader Ajanları olarak çevrilmesi olduğunu düşünüyorum. Çok mu düşündünüz bu ismi arkadaşlar? Neyse çenem düştü. Tüm filmlere bu kadar gevezelik edersem bitmez bu yazı.

Tabi filmin uyarlama hikaye olduğunu görünce ki hikayeyi de okumuştum bir heyecan kapladı içimi. Ancak filmi izlemeye başlayınca bir yerde Dick’in hikayesi nerede diye düşünmeye başladım. Çünkü atmosfer onun yarattığı gibi karanlık ve dikkat çekici değildi. Hatta biraz zorlasalar film romantik bir hal alacaktı. E şimdi ne bilim kurgu, ne romantik, ne de aksiyon olmuş. Bu sebeple senaryo, çekim, atmosfer beni hayal kırıklığına uğrattı.

Hikayeye gelelim. İki ana kahramandan erkek olan önü açık bir politikacıdır, diğeri ise başarılı bir balerin. İkisi birbirlerine aşık olurlar. Ancak onların birlikte olmaması gerekmektedir. O anda kader dediğimiz şey yani 1800’lerden kalma kılıklı adamlar yani melekler devreye girer ve onalrın hayatlarını değiştirir yoluna sokarlar. Gerekçeleri ise, insanları bir başına bırakırsan kaos, kıyamet götürmektedir dünyayı. O sebepten dolayı ayarlanmaya ihtiyaçları vardır. Ayarlanma dedim de Dark City geldi aklıma. Evet olay hemen hemen aynı ama bu film bu konuda sınıfta kalmış. Yine de meraklısı izleyebilir. Bu aralar yine taktığım bir konu bu. Bakın Ömer Hayyam geldi aklıma bir rubai ile bitirelim bu filmi;

Ben şarap içiyorum, doğrudur; Aklı olan da beni haklı bulur: İçeceğimi biliyordu Tanrı, İçmezsem Tanrı yanılmış olur.

https://www.imdb.com/title/tt1385826/

Exam (2009)

exam

Exam değişik bir gerilim filmi. Bu filmi de daha önce neden izlemedim diye hayıflanabilirdim ama zaten düşük bütçe ile çekilmiş fazla reklamı olmayan bir film. an itibari ile IMDB puanı 8.9. Aslında hakkında da çok fazla görüş olabilecek bir film. Her dakikası insanı merakta tutup, finale varıyor, Final ise kimine göre biraz basit kimine göre ise oldukça güzel. Bana sorarsanız, final ve hikaye üzerinde biraz daha çalışılabilirdi. Bununla birlikte Çekim teknikleri ve daha iyi oyuncularla zaten kapalı alanda ve az insanla geçen bu film daha etkili hale getirilebilirdi. Buna rağmen film hakkında en azından hikaye ve işleyişi, karakterler bakımından yorumum olumlu.

Filmin adından da anlaşılacağı gibi hikaye bir sınavda geçiyor. Büyük bir firma işe alım için sınav yapar ve sınava seçilen sekiz kişi katılır. Gerekli açıklamalar yapılır sınavla ilgili. Sınav süresince salonu terk etmek yasaktır, sınav kağıdını darp etmek yasaktır ve tek bir soru sorulmuştur. Başlarında da bir güvenlik durur onunla konuşmakta yasaktır. Sınav başladığında ise adaylar kağıtta hiç bir sorunun olmadığını fark ederler. Her biri farklı bir köktenden gelen bu insanlar arasında sorunun ne olduğunu bulmak konusunda bir arayışa girerler. Bu arayış karakterler seviyesinde şiddete dönüşür. Farklı karakterlerin sınavda var olmak için göze aldıklarını görürüz. Yani bütün çirkeflikleri ortaya çıkar. Ben işte bu konuda biraz tereddütte kaldım. Her insan dışarıya karşı bir maske takınmıştır. Bunu bir sınav ortamında direkt ortaya koymaz, insanlık denen erdemi göstermeye çalışarak ertelersin içindeki vahşiyi. Yalnız kalsan neyse. İşte burada biraz eksik kalmış film. O tepkiler nasıl aşırıya kaçtı o kadar anlamadım. Neyse izlenebilir bence. https://www.imdb.com/title/tt1258197/ Stuart Hazeldine, Simon Garrity

Coco (2017)

coco

Üç senedir Akademi Ödülleri etiketi açmamışım. Bu film vesile oldu yanda etiket açmama. E tabi o zamanlarda film blogu var ayrı filmleri tek tek yazıyorum. Neyse bu vesile işe bir başlangıç olur belki.

Film iki ödül almış biri En iyi Özgün şarkı, Diğeri ise En İyi Animasyon. Şimdi en iyi animasyon kısmında bir itirazım var. Adaylar arasında Loving Vincent gibi bir film varken bu filme ödülün verilmesi bence çok saçma olmuş. En iyi animasyon nasıl seçiliyor bilmiyorum ama, teknik olarak bu film bize yeni hiç bir şey vermiyor. Evet hikayesi güzel eğlenceli ama teknik aynı teknik. Bence Loving Vincent‘ın yanına bile yaklaşamaz. Herhalde jüriye Loving Vincent çok fazla geldi.

Miguel, müziğe meraklı bir çocuktur. Gizli gizli gitar çalmakadır. Ancak ne varki ailesi yılalrdır müziğe düşmandır. Dinlemezler diletmezler. Miguel bu konuda çok sıkıntı yaşar. GÜnün birinde ölüler gününde düzenlenen büüyk yarışmaya katılacakken ailesi gitarını kırar. Bunun üzeirne Miguel kendi köyleirnden çıkmış memleketin en ünlü müzisyeninin mezarına gider ve oradan onun gitarını çalar. Ama bu esnada bir şey olur ve ölüler diyarına geçiş yapar.

Buradan çıkmaya çalışırken Hector adında biri ile tanışır. Ölülerin tek derdi ise dünyada yaşayanalr tarafından unutulmamaktır. Eğer unutulurlarsa sonsuzlluğa gider ve yok olurlar. Hector son birkez dünyaya dönmek sevdikleri tarafından hatırlanmak ister. Bu esnada Miguel’de ünlü müzisyenin büyük babası olduğunu öğrenir. Hector ve Miguel, bu ünlü müzisyeni bulmaya çalışır ve diğer dünyada macera başlar. Bulurlar bulmasına ama işler hiç göründüğü gibi değildir.

Keyifli izlenilebilir, konusu güzel bir film Coco. Ama belirttiğim gibi en iyi animasyon bence olmamalıydı. Belki en iyi senaryo oalbilirdi, aslında olmasa da olurdu. Neyse. https://www.imdb.com/title/tt2380307 Lee Unkrich, Adrian Molina

La Casa de Papel (2018)

la casa de papel

Herkes bi Le Casa de Papael tutturunca bende izleyeyim dedim. Şimdi bu diziyi nasıl değerlendirmeliyim diye soruyorum kendime. O kadar çok fanı var ki topa tutulmak istemem. Öncelikle dizinin alt metni oldukça kuvvetli. Bu konuda hiç tereddüdüm yok vermek istediği mesajlar oldukça başarılı bir şekilde veriyor. Ancak karakter geçmişleri ve bu geçmişlerin mevcut polisiyeye yedirilmesi konusu biraz olmamış gibi. Karakterlerin psikolojileri, hal ve tavırları dizi boyunca veriliyor ama arada karakter dönümlerindeki sapmalar havada kalıyor. Bunu neden söylüyorum, çünkü dizi bu konuda detaya fazla iniyor. Daha yüzeysel geçse belki sorgulamayacağım.

Teknik ve kurgu açısından ise oldukça sıradan. Kurgu zaman zaman kafa karıştırıyor. Hikayenin geneli akla dayalı şaşırtıcı bir şekilde giderken bazen mantıksız bir şekilde olay örgüsünün dışına çıkarak genel anlamda diziyi sorgulamanızı sağlıyor. Aslında tek sezona ve kısa bölüm sayısına sığacak dizi reyting uğruna uzatıla uzatıla zaman zaman izlenmesi zor bir hal alıyor. Hele hele ikinci sezon zaman zaman işkenceye dönüşüyor. Uzadıkça da mantık hataları daha fazla batıyor göze. Bu mantık hatalarını göz ardı edince dizi akış gidiyor. Zaten çoğu izleyici bu tarafından bakıyor diziye. Bir de belirttiğim gibi dizinin alt metni aslında bunu mu vermek istemişler bilmiyorum ama izleyiciye güzel geçiyor. İzleyiciyi tutan tarafı da bu. Şimdi üçüncü sezon çıkacak diyorlar merak içindeyim kurgu nasıl bir hal alacak. İkinci sezonun devamı şeklinde ağdalı bir şekilde uzatılıp çöküşe mi gidecek. Yoksa beklediğinden fazla para kazandı deyip, kurgu için daha çok insan mı çalışıp eksikleri giderecek. Bekleyip göreceğiz.

Bu arada belirtmek lazım ki genel anlamda oyunculuklar da başarılı. İzleyin, yer yer sıkılırsanız ileri alır izlersiniz. https://www.imdb.com/title/tt6468322 Álex Pina

Gi-eok-ui bam (2017)

gi-eok-ui-bam

Son dönemde Kore gizem filmi izlememiştim. Bu filmi görünce acayip sevindim ve koyuldum izlemeye. Genel olarak film bana fena gelmedi. Güzel bir konusu ve kurgusu var. Tabi kurgu biraz farklı bir taraftan işleyince film kendini izlettiriyor ve sonunda vay be diyecek kıvama getiriyor. Bu sebepten dolayı bende filmi her yerde bulabileceğiniz bir şekilde özetleyeceğim.

Jin-seok’un kardeşi gecenin bir yarısı kaçırılır. 19 sonra birden çıkar gelir. Ancak bu süre zarfında ne olduğuna dair hiç bir şey hatırlamamaktadır. Jin-seok bir süre sonra abisinin garip hareket ettiğini fark eder. Hal hareketleri, tepkileri, yürüyüşü bile değişmiştir. Sakat olan ayağı bile iyileşmiştir. Geceleri ise herkes çıktıktan sonra dışarıya çıkar. Bir gece Jin-seok abisini izler ve onun bir şeyler çevirdiğini anlar. Olan bitene anlam verememiştir ama araştırmaya devam ettikçe ailesi ile ilgili bazı gerçekler ortaya çıkar. Şimdi kendini kurtarmak zorundadır.

Ben filmin kurgusunu, oyunculukları, hikayeyi başarılı buldum. Biraz daha gizem eklenebilir yer yer düşen ilgiyi ve tempoyu daha iyi ayakta tutabilirlermiş. Ama bu haliyle de keyifle izleniyor. https://www.imdb.com/title/tt7057496/ Hang-jun Zhang

Salyut-7 (2017)

salyut-7

Gerçek bir olaydan uyarlanmış olan Salyut-7 adını da bu orijinalinden almış. Olayın gerçek olması zaten filme olan merakı arttırıyor. Uzay konulu film de istiyorsanız bir de bunun gerçeklik payı olsun diyorsanız bu film tam sizin için. Hikaye şu:

Haziran 1985’te Sovyet uzay istasyonu Salyul-7’nin tüm elektriği kesilir, bununla birlikte yörüngesi kaymaya başlar. Rus görevliler bunun küresel bir krize sebep olmaması, o kadar masraf yapılan istasyonun çöpe gitmemesi için onu kurtarma adına Soyuz gemisi ile yanlarına giderler. Tabi karşıdaki istasyon ölü olduğu için otomatik yanaşma işlemi gerçekleşmez ve kozmonotlar bunu mesafeyi, açıyı, dönüş hızını hesap ederek manuel yaparlar.

Kenetlenme başarılı olmuştur ancak uzun süre elektriksiz kalan kalan Salyul-7 ısıtıcıları çalışmadığı için buz gibi olmuş, her şey donmuştur. İki kozmonot kalın kazaklarını giyerek Salyut-7’nin içine girer ve elektrik arızalarını giderirler. İstasyonun içini ısıtarak yeniden kullanıma sokarlar. Tabi bu iş benim anlattığım gibi basit olmaz. Ayrıntıları da zaten filmde var.

Şimdi gelelim işin biraz teknik kısmına. Film görsel olarak Amerikan uzay filmlerindeki gibi bizi tatmin etmiyor. Uzay güzel evet, ama etkileyici görüntüler yok. Tabi bu film Rus yapımı kıyaslamamak lazım ama kıyas yapmamın en büyük nedenlerinden biri Amerikan filmlerindeki klasik kurguya sahip olması. Ne kadar doğru bilmem ama işten uzaklaştırılmış asi ama bu görevi yapabilecek yegane kozmonotun oluşu, devlet çıkarlarının ve nispeten milliyetçiliğin ön plana çıkarılması, buna da aile dramı eklenip vatan sağ olsun betimlemeleri yapılması klasikleşmiş filmlerin tadını verdi bana. Beklentimin altında bıraktı. Buna rağmen kendini izleten bir film Salyut-7. https://www.imdb.com/title/tt6537238/ Klim Shipenko

Hônteddo kyanpasu (2016)

honteddo-kyanpasu

Film Ryû Kushiki’nin romanından uyarlanmış. Roman nasıl bilmem ama film hakkında iyidir diyemeyeceğim. Gerçi filmin senaryosunu da yazan Ryû Kushiki. Tabi her yazar iyi senaryo yazar diye bir genelleme yok. Filmi korku filmi niyetine izledim ama korkudan öte Japonya’daki liseli ergenleri eğlendirmek için yapılmış bir film gibi duruyor. Yani bize pek gelmeyecek cinsten.

Shinji Yagami hayaletleri görebilen bir gençtir. Okulda aşık olduğu bir kız vardır. Ona daha da yakınlaşmak için kızın da üyesi bulunduğu hayalet kulübüne üye olur. Ancak Yagami hayaletleri gördüğünü kimseye söylemez. Ekip hayaletler peşinde koşarken başlarına bazı olaylar gelir ve Yagami hayaletleri gördüğünü ekibe söyler. Bu sırada okulda dolanan bir hayaletin peşindedirler. Hayalet onları gizli bir olayın açığa çıkması için yönlendirir ve okuluda ilgilendiren bir sorun çözülür.

Ben izledim filmi, sizin izlemenize gerek yok aslında. https://www.imdb.com/title/tt4684488 Satoshi Takemoto

Paycheck – Hesaplaşma / Philip K. Dick

Bilim kurgu ustası Philip K. Dick‘in çok bilinen bir hikayesi Paycheck (Hesaplaşma). Hikaye 2003 yılında John Woo tarafından beyaz perdeye uyarlanmıştı. Filmde her ne kadar bazı senaryo açıkları olsa da gerçekten kendine bağlayan çıtır çerez bir filmdi. Hikaye de aynı şekilde. Bir solukta okunuyor ve akılda bir çok soru işareti bırakıyor. Ancak Hesaplaşma kitaba ismini vermesine rağmen kitapta kendisi kadar iyi on bir hikaye daha mevcut. Her biri sorgulayan, sorgulatan, başarılı hikaye. Bence en etkileyicisi ise son hikaye olan Olmamış İnsanlar‘dı. Kısaca hikayeler şöyle:

Hesaplaşma: Jennings başarılı bir elektronik teknisyenidir. Son işi olan Rethick İnşaat şirketi ile iki yıllık sözleşmesi dolmuş, işten ayrılmış ancak geride bıraktığı iki seneyi kesinlikle hatırlamamaktadır. Çalıştığı şirkete parasını almak için gider, ancak oradakiler parayı iki sene içerisinde aldığını ve yerine bir kese bıraktığını söylerler.  İçerisinde anahtar, bilet koçanı, makbuz, uzun bir tel,  yarım poker fişi, yeşil bir kumaş ve otobüs jetonu bulur. Şirketten ayrıldığında ise polisler onu yakalar ve sorguya alır. Jennings elindeki malzemelerin onu bir şeye ulaştıracağını düşünür ve karşılaştığı sorunlar karşısında elindekilerle yol alır. Hatırlamadığı iki yılı çözmeye başlar.

Dadı: Fields’ların iki çocuğu eski ve yaşlı dadı robotları ile memnun bir şekilde yaşamaktadırlar. Ancak dadı robotları biraz garip davranmaya başlar. Ertesi gün uyandıklarında ise vücudunda çeşitli hasar vardır. Dadı bir kaç kez tamire gider ancak tamirciler de bu eski hurdayı tamir etmeye yanaşmamaktadırlar. Dadı ile Fielsd’ların ki çocuğu bir gün göl kenarına indiklerinde bir başka Dadı robot ile karşılaşır ve ölümcül dövüş ederler. Bay Fields bu durumu araştırmak için dadı satıcılarına gider ve öğrenir ki, firmalar yeni dadı satmak için diğer dadıları dövüşmek üzere planlamışlardır. Bay Fields buna karşı çıkar ancak kendisini bu didişmenin içinde bulur.

Jon’un Dünyası: Jon genç bir çocuktur ve hayallerinde tarlalarda yaşayan cübbeli insanlar görmektedir. Ailesi ise onun akıl hastası olarak görmektedir. Babası Ryan onun hafızasını sildirmek için işlem başlatır. Bu arada Ryan ve Kastner ise zamanda yolculuk yapma hazırlıkları yapmaktadırlar. Amaçları ise Pençe denilen savaş robotlarını yaratan adamın elinden planları çalıp zor dönem geçiren insan ırkının hayatını ferahlatmaktır. Nitekim bunu yaparlar ancak farklı bir zaman boyutuna farklı gelecek yaratarak oraya giderler. Gittikleri dünya ise Jon’un anlattığı gibi bir dünyadır. Cübbeler giymiş, gerçekliği tartışan, insanlar görürler. Burada kalıp kalmama konusunda tereddüt yaşarlar.

Alacakaranlıkta Kahvaltı: Tim McLean ve ailesi, sıradan bir günün sabahına uyanmıştır. Dışarıda yoğun bir sis vardır. Çocukları okul için dışarı çıkmışlar ancak dışarıdaki adamları bahane ederek geri dönmüşlerdir. O sırada bir gurup asker olduğunu sandıkları birileri eve girer. Onlara uzaylı gibi bakmaktadırlar. Tüm yiyeceklerini alırlar ve onları dışarı çıkarmaya çalışırlar. Bu arada görevli askerler daha yetkili bir polis memurunu çağırırlar. Gelen polis memuru da şaşırır. Polis memuru, McLean ailesine şu anki durumu özetler. Rusya ile bir savaş içerisindedirler ve sürekli yüksek güçlü bombardımana uğramaktadırlar. Devlet her şeye el koymuş, kitapları yakmış, erkekleri asker, kadınları işçi olarak almıştır. McLean ve ailesi zamanda sıçrama yapmışlardır. Tüm evleri ile birlikte. McLean ailesi kara vermek zorundadır. Bu zamanda kalacaklar mı, yoksa geriye dönecekler mi?

Küçük Kasaba: Verne Heskel, küçük bir kasabada yaşamaktadır. Çalıştığı iş yerinde yılları devirmiş olmasına rağmen hiç bir yükselme kaydedememiştir. Kendisinden sonra gelenlerin  yükselmesi ile işinden iyice soğumuştur. Bir gün istifa eder ve işi bırakır. Verne Heskel’in bir diğer özelliği ise, yaşadığı kasaba olan Woodland’in, küçüklüğünden beri ayrıntılı kusursuz bir modelini yapıyor olmasıdır. Tüm ayrıntıları tamamlamıştır. Verne bodrumdaki odasına kendini kapatınca karısı onun doktorunu çağırır. Verne, odasına kendisi kapatır ve yollardır uğraştığı maketi üzerinde oynamaya başlar. Burada kendi kasabası ve kendi şehrini oluşturur ve birden bire kasabasının içinde kaybolur…

Baba – Benzeri Şey: Charles sekiz yaşında bir çocuktur. Ancak babasının yerine bir başka şeyin geçtiğini düşünmektedir. Garajda babasını, baba-benzeri şeyle konuşurken görmüştür. Bu durumu annesine anlatmak istemiş ancak annesi onu dinlemek istememiştir. Akşam yemeği için baba-benzeri şeyi çağırmaya garaja gider ancak onu orada bulamaz. Bir şeyin içerisinde, babasının derisini bulur ve şüpheleri gerçek çıkmıştır. Baba-benzeri şeyi bulmak ve yok etmek için arkadaşlarından yardım ister.

Krom Çit: İnsan ırkı yasa değişikliği için seçime gitmek üzeredir. Mükemmeliyetçiler ve Doğallıkçılar,birbirlerine girmiş şiddet olayları yaşanmaktadır. Mükemmelliyetçiler’in yasa tasarısı değişikliği kabul edilince insanlar terlemek, gaz çıkarmak, dağınık saçla gezmek gibi doğal şeyleri yapmaktan men edilecektir. İnsanların tümü taraftır. Walsh ise iki tarafı da seçmemiştir. Bu da bir sorun olarak gözükmekte ve robot psikologa gitmektedir. Oğlu bir mükemmeliyetçi, bacanağı ise doğallıkçıdır. İkisi sürekli didişmektedir. Seçim olur biter, mükemmelliyetçiler kazanır. Walsh’ın oğlu dayısını polislere ihbar eder, dayısı ise olan bitene önlem almıştır. Ancak Walsh hala kararsızdır…

Otomatik Fabrika: Dünya savaşa girmiş yer yüzünde doğal bir şey kalmamıştır. İnsanlar ise gruplar halinde yaşamaktadırlar. İnsanların yiyecek ihtiyaçları ise, fabrikalar kurulmuştur. Bu fabrikalar yapay gıdalar üretip, insanlara dağıtmaktadırlar. İnsanlar ise iş aramakta ve kendi yiyeceklerini üretmek istemektedirler. Ancak bu fabrikalara girmek kesinlikle imkansızdır. Bu sebepten dolayı üç adam, fabrikaya sızmak için plan yaparlar. Ancak yaptıkları plan pek işe yaramaz. Sonra iki fabrikayı birbirine düşürmek için, uğraşırlar. Çünkü bir fabrika üretimine sadece kendine rakip çıktığı zaman bırakmaktadır.

Neşeli Pat Günleri: Nükleer savaş sonrası, insanlar yer altında çukurlarda yaşamaktadırlar. Hiç kimse iş yapmamakta on yaşında çocuklar, yer altı şehrinin dışına çıkarak, mutasyona uğramış kedileri yakalamaktadırlar. Marslılar ise her sabah yardım olarak insanlara yemek bırakırlar ve insanlara yardımcı bırakmışlardır. Yetişkinler ise Neşeli Pat diye bir oyun oynamaktadır. Çocuklar buna anlam verememektedirler. Norm ise bu oyun olayını bir başka dereceye taşır. Başka çukurlarda, farklı bir oyun oynandığını duyar ve oradakilere meydan okur. Diğer çukurda ise Arkadaş Connie oyunu oynanmaktadır. Norm ve karısı onlara düello teklif eder ve karşı taraf kabul eder. Norm ve eşi ortak bir çukurda diğerleri ile buluşurlar ve oynamaya başlarlar. Ancak bu onlar için farklı bir hayatın başlangıcı olur.

Yedek: Amerika artık bir bilgisayar tarafından yönetilmektedir. Ancak bozulmasına karşı yedek bir insan başkan tutulmaktadır ve o başkan da ölmüştür. Sendika ise yerine sessiz sedasız, Maximillian Fischer’ı görev başına getirirler. Max yıllardır işsiz ve sendikadan işsizlik parası almaktadır. Max Beyaz Saraydaki ilk gününde dünya bir saldırıya uğrar ve uzaylılar tarafından başkan robot devre dışı bırakılır. Max birden dünyanın kaderinden sorumlu olur ve ne yapacağını bilemez…

Biz Temponotlar İçin Küçük Bir Şey: Zaman yolculuğu ile görevli küçük bir grup yapılan deneyler karşısında başarısızlığa uğramış ve hayatlarını kaybetmişlerdir. Şimdiki zamanda ise devlet onla için tören yapmaktadır. Ancak bu kişiler zamanda bir döngüye girmişlerdir. Hükumetin ve halkın’da bundan haberi vardır. Bu küçük grup aynı şeyleri sürekli olarak yaşamaktadırlar. Bulundukları durum içerisinden çıkmaya çalışırlar.

Olmamış İnsanlar: Yeni yasa tasarısı ile kürtaj resmileşmiş, istenmeyen veya ruhu yerleşmemiş çocuklar ise toplanıp öldürülmektedir. Yapılan testler sonucunda ise 12 yaşının altında çocukların ruhsuz olduğu tespit edilmiştir. Test ise analitik matematik hesabı ile yapılmaktadır. İzin belgesi olmayan çocuklar ise toplanmaktadır. Küçük Tim görevliler tarafından yakalanır. Babası ise parasızlık yüzünden ona izin belgesi çıkaramamıştır. Babası kendisinin de ruhsuz olduğunu söyleyerek toplama arabasına biner. Ancak bu resmi bir suçtur. Toplanma yeri gelirler. Adam, görevliler ile didişmeye başlar. Onların protestocu olduğu düşünülür ve televizyonlar haber için akın eder.

Kitap Arkası

Elektronik Teknisyeni Jennings, bir sabah uyandığında son iki yılın belleğinden silindiğini fark eder. Yıl 2030’lardır ve dünya birçok teknolojik gelişmeler kaydetmiştir. Jennings ise kendisi için pek çok bilinmezin içinde yalnızca Rethrick İnşaat Şirketi’nde çalıştığını hatırlamaktadır. Şirkete gittiğinde üzerinde çalışmakta olduğu işin feshedildiğini ve karşılık olarak kendisine yalnızca içinde birtakım nesnelerin bulunduğu bir kesenin verileceğini öğrenir. Kesenin içinde bir şifreli anahtar, bilet koçanı, bir makbuz, uzun bir tel, yarım poker fişi, yeşil bir kumaş parçası ve bir otobüs jetonu vardır. Şirketle bir bağı kalmadığını anlayan Jennings sonradan polis tarafından sorguya alınır. Çevresinde neler döndüğünün farkında değildir. Ama artık anlamı olmadığını düşündüğü pek çok şeyin gerçekte anlamı olduğunu fark eder. O değersiz nesneler Jennings’in yakın geçmişiyle geleceğinin güvencesi ve anahtarıdır.

Barkod : 9789752104587
Boyut : 135-195
Sayfa Sayısı : 383
Basım Yeri : İstanbul
Basım Tarihi : 2004-5
Çeviren : İpek Demir

Screamers

Efendim filmin afişinde Philip K. Dick hikayesinden uyarlama olduğunu gördüğümde içimde depreşen izleme hevesi film sonuna filmin ilerleyen saatlerinde (saat oldu mu ki?) kendini hüsrana bırakıyordu. Neden mi? Çünkü başarılı bir film olmamıştı…

Tabi bunun belli sebepleri var bunların başında da, kurgunun iyi yapılamaması geliyor. Tabi oyunculukta bir o kadar etkiliyor filmi. Makyaz kosüm ve sahne tasarımı, gerçekten Philip K. Dick‘ten kalma…Tabi filmi Türkçe dublajlı izlediğimi düşünürsek karakterlere oturmayan gıcık seslendirme de cabası. Ancak her şeye rağmen değişik bir bilim kurgu, izlenmesi ideal bir film diyebiliriz.

Hikayemiz bir grup insanın Çığlıkçılar denen robotlar onlara saldırması ile başlar. Sirius 6B denen bu gezegende insan yaşadığı düşünülmemektedir. Ancak bir gün bu gezegenden acil yardım çağrısı gelir. Görevli mürettebatımızda oradaki durumu araştırmak için, uykusundan uyanır. Bu esnada çığlıkçılar hakkında kısa bir bilgi alırız…

Çığlıkçılar aslında maden arama işi için yapılmış yaratıklardır. Zamanla bilim adamları ve işverenler arasında münakaşa çıkınca bu cihazlar başka amaçlarla kullanılmaya başlar. Hareket eden ne varsa onları yok etmeye programlanmışlardır. Bundan kurtulmak için insanlar bir bileklik takmaktadır ancak zamanla çoğaldıkları için gezegeni insanlar boşaltmak zorunda kalır.

Mürettebatımız, onlar hakkında bilgi edinerek gider. Bu gezegende insan varlığının bilinmemesine rağmen, insan gördüklerinde şaşırırlar. Ancak bu insanlar başta onlara çok yakın davranmazlar. Daha sonra başka insanların da olduğunu öğrenirler. Bu arada araçlarının enerji kapsülü arıza yapar ve ekstra enerjiye ihtiyaç duyarlar. Gezegendeki, jeneratörünü de aramaya başlarlar. Bu arada insanlar garip davranmaktadırlar.

Tabi neden garip davrandıklarını öğrenirler ama bu acı bir tecrübeyle olur. Bu Çığlıkçılar öyle bir evrim geçirmişlerdir ki artık insandan farkları kalmamıştır. Yani birebir insana benzemektedirler… Bir kaçış kurtuluş öyküsü başlar. Ama asıl olay bu değil… Final… Evet güzel bir final var ancak, filmde bu tam olarak verilememiş. İzlenesi diyorum…

Yönetmen: Christian Duguay

Senaristler: Dan O’Bannon, Miguel Tejada-Flores

Oyuncular:

Peter Weller Joe Hendricksson

Roy Dupuis Becker
Jennifer Rubin Jessica Hanson
Andrew Lauer Ace Jefferson

Charles Edwin Powell Ross

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt0114367/

paskalya içersinde, ideolojik dürtüler çerçevesinde nevruzu geçirdik. bugun haberleri izlemedim. ancak ister istemez duyduğum, ilhan selçuk tutuklaması iki bayrama da yaraşır birşey olmadı. denetimler bu kadar artmışken, burda laf lakırtıları yapmayacağım ki artık götümüzden bile korkar duruma geldik. mantık çerçevesinde olmayan devlet koruması altındaki, attığı adımı bilinen bir insanın üstüne üstlük konumuna, yaşına bakmadan sabahın köründe apar topar alnıp götürülmesi soru işaretleri silsilesinin başını oluşturuyor. oysa başında onlarca koruma olduğu halde adam olamayan insanlar var memlekette…

düşüncelerim buna yoğunlaşıyor… kelimelerim aktıkları yerden habersiz. mantıklı düşüncelerim televizyonun renk kargaşalarına karışmış. David Cronenberg gerçekliğine ait hissediyorum kendimi. az sonra ekrandan samaraya benzemese de birileri fırlayacak yada kapıma birileri dayanacakmış gibi hissediyorum. ağzımda eriyen peynir, ağır bir plastik tadı veriyor damağıma, bütün gün soluduğum yetmiyormuş gibi. “şaban bu ne?” diyor uzaktan bir ses. kafamı o yöne çeviriyorum. manyetik dalgaların üzerime yürüdüğünü, siyah bir gazetenin ağzını açmış koskoca siyah afişiyle beni yuttuğunu görüyorum. her yer karanlık. dört yanımı saran müzik sesi, ayağıma dolanan kırık aynalardaki yansımam gelecek yüz yılın şanssızlığını yansıtıyor üzerime. beş yıl önce temelleri atılmış büyüdükçe sömüren karanlık bir kaosun, kaostan çok kara değile dönüşen bir eylemin orta yerinde kalmış hissediyorum kendimi. Philip K. Dick eroin kullanıyor muydu? diyorum kendi kendime, oysa Albemuth’un özgür yayınları sonu ölümle biten bir işkencenin ardından son buluyordu. şimdi üzülmeli miyim? yayınlarımız kısıtlanırken bu daha çok yaşayacağımızın haberi mi?