buralarda yokken izlediklerim

Buralarda yokken izlediklerimin yeni sayısında yine ne bulursam izlediklerim var. Aslında yazarken film sayısını biraz daha attırsam fena olmayacak ama çok zaman alıyor maşallah. Malum biraz da fazla içerik üretmek istiyorum bu aralar. Akşamlar, hafta sonları bu şekilde gidiyor. Gerçi çok sıcak İstanbul’da bu sıcakta ne yapacaksın ki? Neyse başlıyorum. The Adjustment Bureau (2011) Filmin Philip K. Dick‘in öyküsünden uyarlandığını, bir de bu işin 2011 tarihinde olduğunu görünce filmi nasıl kaçırdım diye hayıflandım. Kadrosu da iyi filmin Matt Damon ve Emily Blunt var. Yedi sene önce neredeydim ne yapıyordum diye sorguladım kendimi. sanıyorum birileri ayarlama yapıyordu. İzlemediyseniz filmi bu son cümlemi birazdan anlayacaksınız. Aslında filmi kaçırmış olma sebebinin filmin Türkçe’ya aptalca bir şekilde Kader Ajanları olarak çevrilmesi olduğunu düşünüyorum. Çok mu düşündünüz bu ismi arkadaşlar? Neyse çenem düştü. Tüm filmlere bu kadar gevezelik edersem bitmez bu yazı. Tabi filmin uyarlama hikaye olduğunu görünce ki hikayeyi de okumuştum bir heyecan kapladı …

Paycheck – Hesaplaşma / Philip K. Dick

Bilim kurgu ustası Philip K. Dick‘in çok bilinen bir hikayesi Paycheck (Hesaplaşma). Hikaye 2003 yılında John Woo tarafından beyaz perdeye uyarlanmıştı. Filmde her ne kadar bazı senaryo açıkları olsa da gerçekten kendine bağlayan çıtır çerez bir filmdi. Hikaye de aynı şekilde. Bir solukta okunuyor ve akılda bir çok soru işareti bırakıyor. Ancak Hesaplaşma kitaba ismini vermesine rağmen kitapta kendisi kadar iyi on bir hikaye daha mevcut. Her biri sorgulayan, sorgulatan, başarılı hikaye. Bence en etkileyicisi ise son hikaye olan Olmamış İnsanlar‘dı. Kısaca hikayeler şöyle: Hesaplaşma: Jennings başarılı bir elektronik teknisyenidir. Son işi olan Rethick İnşaat şirketi ile iki yıllık sözleşmesi dolmuş, işten ayrılmış ancak geride bıraktığı iki seneyi kesinlikle hatırlamamaktadır. Çalıştığı şirkete parasını almak için gider, ancak oradakiler parayı iki sene içerisinde aldığını ve yerine bir kese bıraktığını söylerler.  İçerisinde anahtar, bilet koçanı, makbuz, uzun bir tel,  yarım poker fişi, yeşil bir kumaş ve otobüs jetonu bulur. Şirketten ayrıldığında ise polisler onu yakalar ve sorguya …

Screamers

Efendim filmin afişinde Philip K. Dick hikayesinden uyarlama olduğunu gördüğümde içimde depreşen izleme hevesi film sonuna filmin ilerleyen saatlerinde (saat oldu mu ki?) kendini hüsrana bırakıyordu. Neden mi? Çünkü başarılı bir film olmamıştı… Tabi bunun belli sebepleri var bunların başında da, kurgunun iyi yapılamaması geliyor. Tabi oyunculukta bir o kadar etkiliyor filmi. Makyaz kosüm ve sahne tasarımı, gerçekten Philip K. Dick‘ten kalma…Tabi filmi Türkçe dublajlı izlediğimi düşünürsek karakterlere oturmayan gıcık seslendirme de cabası. Ancak her şeye rağmen değişik bir bilim kurgu, izlenmesi ideal bir film diyebiliriz. Hikayemiz bir grup insanın Çığlıkçılar denen robotlar onlara saldırması ile başlar. Sirius 6B denen bu gezegende insan yaşadığı düşünülmemektedir. Ancak bir gün bu gezegenden acil yardım çağrısı gelir. Görevli mürettebatımızda oradaki durumu araştırmak için, uykusundan uyanır. Bu esnada çığlıkçılar hakkında kısa bir bilgi alırız… Çığlıkçılar aslında maden arama işi için yapılmış yaratıklardır. Zamanla bilim adamları ve işverenler arasında münakaşa çıkınca bu cihazlar başka amaçlarla …

paskalya içersinde, ideolojik dürtüler çerçevesinde nevruzu geçirdik. bugun haberleri izlemedim. ancak ister istemez duyduğum, ilhan selçuk tutuklaması iki bayrama da yaraşır birşey olmadı. denetimler bu kadar artmışken, burda laf lakırtıları yapmayacağım ki artık götümüzden bile korkar duruma geldik. mantık çerçevesinde olmayan devlet koruması altındaki, attığı adımı bilinen bir insanın üstüne üstlük konumuna, yaşına bakmadan sabahın köründe apar topar alnıp götürülmesi soru işaretleri silsilesinin başını oluşturuyor. oysa başında onlarca koruma olduğu halde adam olamayan insanlar var memlekette… düşüncelerim buna yoğunlaşıyor… kelimelerim aktıkları yerden habersiz. mantıklı düşüncelerim televizyonun renk kargaşalarına karışmış. David Cronenberg gerçekliğine ait hissediyorum kendimi. az sonra ekrandan samaraya benzemese de birileri fırlayacak yada kapıma birileri dayanacakmış gibi hissediyorum. ağzımda eriyen peynir, ağır bir plastik tadı veriyor damağıma, bütün gün soluduğum yetmiyormuş gibi. “şaban bu ne?” diyor uzaktan bir ses. kafamı o yöne çeviriyorum. manyetik dalgaların üzerime yürüdüğünü, siyah bir gazetenin ağzını açmış koskoca siyah afişiyle beni yuttuğunu görüyorum. her …

Back to Top