Etiket arşivi: Ramazan

Bi Köşe – Sayı 3

Bi Köşe’de bu hafta neler var bende bilmiyorum sevgili Simeranyalılar. Bi Köşe, Bi Köşe olalı böyle haller yaşamadı. Üçüncü sayı itibari ile diğer sayıların nasıl geleceği konusunda çok tereddüteyim. Yaz dönemi yazmak arı bir zor. İşin içine Ramazan’da girince süreç biraz daha zorlanıyor. Hafta itibari ile Ramazan bitiyor ve bayrama erişiyoruz. Muhtemelen Bi Köşe’nin dördüncü sayısı Ramazan Bayramının son günü olacak. O zaman bir bayram yazısı yazarım sanırım. Bu gün de Kadir Gecesiymiş. Yani Kur’an ın inmeye başladığı gece. O zaman kelimemiz “Kadir” olsun.

Kelimeyi bulduk

kadir (I) -dri
isim eskimiş Arapça ḳadr
1. isim Değer, kıymet, itibar
2. gök bilimi Bir yıldızın parlaklık bakımından bulunduğu basamak
“Birinci kadirde on dokuz, ikincide elli yedi, üçüncüde yüz yetmiş dört yıldız bulunur.”

kadir (II)
sıfat (ka:dir) Arapça ḳādir
1. sıfat Güçlü, gücü yeter, erkli
“Binaya yakışacak mobilyayı satın almaya kadir babayiğit çıkmadı.” – R. N. Güntekin
2. din b. (***) Her şeye gücü yeten (Tanrı)
“Evlerinin önü yüksek çevirme / Kadir Mevla’m bugünlük de ayırma” – Halk türküsü  (TKD)

Kelimenin hem isim hem de sıfat haline bakarsak “Kadir”‘in gece olması ile ilgili, aşağıdaki yorumlamaları yapabiliriz;

“Değerli / kıymetli / itibarlı Gece”

“Güçlü / gücü yeten / erkli Gece”

 

Kadir Gecesi

Aslında bu anlamlardan anlıyoruz ki bu gece önemli bir gece. Bu gece hakkında İnternet üzerinde bir şeyler araştırmak istediğimde aslında resmi kaynaklardan çok dernek ve gazetelerin sayfaları ile karşılaştım. Aslında belki gözden kaçırmış olabilirim ama Diyanet İşlerinin bu konu ile ilgili sitesi üzerinde bir makale yayınlamaması bana garip geldi. Ulaşırsanız eğer lütfen benimle paylaşın. Diğer sitelerde de gördüğüm kadarıyla tek bir tanımlama vardı bu gece için “Bu gecenin bin geceden hayırlı olduğu.”

Kur’an da da bahsi gecen bu gece ile ilgili aşağıdaki alıntıyı Türkiye Diyanet Vakfının İslam Araştırmaları Merkezi kaynaklı İslam Ansiklopedisi sitesinden alarak yapıyorum.

Kur’ân-ı Kerîm’in indirildiği mübarek gece.

Sözlükte kadir (kadr) kelimesi “hüküm, şeref, güç, yücelik” gibi anlamlara gelir. Dinî literatürde ise “leyletü’l-Kadr” şeklinde Kur’ân-ı Kerîm’in indirildiği gecenin adı olarak kullanılır. Aynı adı taşıyan 97. sûre bu gecenin fazileti hakkında nâzil olmuştur. Sûrede Kur’an’ın Kadir gecesinde indirildiği ve sözü edilen gecenin bin aydan daha hayırlı olduğu belirtilir. Müfessirler hayırlı olanın bu gecede yapılan amel olduğunu, bin ayın ise içinde Kadir gecesinin bulunmadığı bir süreyi ifade ettiğini belirtirler (Taberî, XV, 339). Ancak genel bir rakam konumunda bulunması ve ism-i tafdîlden sonra gelmesi dikkate alınarak bu sayının çokluktan kinaye olabileceğini söylemek de mümkündür (Mâtürîdî, vr. 895b; Mevdûdî, VII, 187). Kur’ân-ı Kerîm’in başka âyetlerinde de bin ve elli bin yıla tekabül eden “gün” kavramı kullanılmaktadır (es-Secde 32/5; el-Meâric 70/4).

.

.

Kadr sûresinde verilen bilgiler, Kur’an’ın ramazan ayında (el-Bakara 2/185) ve bütün hikmetli işlerin kararlaştırıldığı mübarek bir gecede (ed-Duhân 44/3-4) indirildiğine dair âyetlerle birlikte ele alındığında Kadir gecesinin ramazan ayı içinde bulunduğu sonucu ortaya çıkar. Bu gecenin daha çok ramazanın son on veya yedi günündeki tekli gecelerde aranması gerektiğine dair hadisler (Buhârî, “Fażlü leyleti’l-Ķadr”, 2-3; Müslim, “Śıyâm”, 205-220) gecenin tesbitiyle ilgili bazı ipuçları vermektedir. Bu hususta sahâbeden gelen rivayetlerde en çok ramazanın 27. gecesi öne çıkıyorsa da (Müslim, “Śalâtü’l-müsâfirîn”, 179-180, “Śıyâm”, 220-221; Ebû Dâvûd, “Şehru Ramażân”, 2, 6; Tirmizî, “Śavm”, 72) bu rivayetler ihtilâflı olduğundan kesinlik ifade etmemektedir. Bazı nakillerde Hz. Peygamber’in Kadir gecesinin vaktini haber vermeye teşebbüs ettiği, ancak o sırada bir konuda anlaşmazlığa düşen iki sahâbînin Resûlullah’a başvurması üzerine buna fırsat bulamadığı, daha sonra da konunun zihninden silindiği bildirilir (Buhârî, “Fażlü leyleti’l-Ķadr”, 4; Müslim, “Śıyâm”, 217; Dârimî, “Śavm”, 56).

Kadir gecesinin kesin olarak belirlenmemesinin hikmeti üzerinde duran âlimler, bu durumun gecenin feyzinden istifade etmek için daha uygun olduğunu söylemişlerdir. Zira Kadir gecesinin bildirilmesi halinde müslümanlar sadece o geceyi ihya etmekle yetinebilirlerdi. Halbuki kısmî belirsizlik sayesinde müminlerin Kadir gecesi ümidiyle bütün ramazan gecelerini ibadet şuuru içerisinde geçirmeleri söz konusudur. Ayrıca Kadir gecesinin bildirilmemesi yoluyla müslümanların bilerek ona saygısızlık göstermeleri veya tâzimde aşırıya kaçmaları önlenmiş olur (Zemahşerî, IV, 273; Fahreddin er-Râzî, XXXII, 28-29).

Bu uzun alıntıdan çıkarılacak bir çok suç var. Benim buradan çekip alacağım ise aslında bu gece olduğu düşünülen ve rivayetlere göre Ramazan’ın 27. gecesi olarak belirlenen bu günün aslında kesin olarak bu gün olmadığı alimelerin yaptığı yorumlara göre bu günün hatta inancın şekillendiğidir. Biz de din konusuna kafa yormamak için işleri devrettiğimiz Diyanet İşlerinin takvimine uyuyoruz elbette her konuda.

Genel din bilgisin de bu konuları fazla araştırdığımızda küçük tehditlerle dinden çıkacağımız ve Allah’a şirk koşacağımız hakkında oldukça fazla uyarı mevcut. Hatta bende şu yazı ilerledikçe boş versem mi diye düşünmekteyim.

Bu yazı için herkes gibi Müslüman olan ben kulaktan dolma şeylerle yazıyı ilerletmeyeyim yazılı bir kaynakla bunları destekleyeyim derken bir blogta aşağıdaki alıntıları buldum ve alıntılamak istedim.

97:1- Biz onu Kadir gecesinde indirdik, (Kadir Suresi)

… Burada Kadr gecesinde, yani o şanlı, değerli, itibarlı ve onurlu gecede indirilen “o” işaret zamiri, Kuran yerine kullanılmış gibi düşünülebilir. O gece bir bayram gecesidir ve periyodik bir şekilde kutlanmaktadır, zira o gece bin aydan daha hayırlıdır (97:3). O gece melekler ve ruh, Rablerinin izniyle, her iş için iner de iner (97:4). Peki bu gecede ne kutlanmalıdır? Kuran’ın indirilişi mi? Hayır, çünkü Bakara:185 ayeti, eğer Kuran’ın indiği gece Kadir gecesi olsaydı, “Ramazan, insanlara yol gösterici, apaçık bir öğreti ve yasa kitabı olan Kuran’ın indirildiği aydır“ demez, “Kuran’ın indirildiği gece Kadir gecesidir” derdi.

Yine hayır, çünkü öyle olsaydı, Kuran’ın içerisinde olan, Kuran sahifeleri arasında yer almış bulunan 97. surenin birinci ayeti “Biz onu Kadir gecesinde indirdik” değil “Biz bunu Kadir gecesinde indirdik” derdi.

Demek ki bu ayette sözü edilen unsur “Kuran” değildir.

Öyleyse bu kutlu “şey” nedir ki melekler ve “ruh” fecre kadar her isi yapmak üzere Rab’lerinin izniyle iner de iner, huzur vardır, esenlik vardır (97:4-5). Bu kutlu şey Kuran olamaz, çünkü Yaratan bir sürü Kitap indirmiştir, onlar neden kutlu değillerdir? Neden onların inişi kutlanmamıştır. Kaynak: http://mukaryen.blogcu.com/kadir-gecesi-ve-kuran-paradoksu/2323976

Şimdi biraz düşününce ve kelimelerin anlamlarına bakınca yukarıda ki uyarma da mantıklı geliyor. Yani Kadir Gecesi, Kur’an indirildiği için hayırlı değil, hayırlı bir gece olduğu için Kur’an indirilmiştir.

Yine aynı yazıda benim de çok takıldığım bir konu dile getirilmiş;

2:185 Ramazan, insanlara yol gösterici, apaçık bir öğreti ve yasa kitabı olan Kuran’ın indirildiği aydır(şehr). Kim o aya ulaşırsa oruç tutsun. Hasta veya yolcu olanlarınız, tutamadığı günlerin sayısınca diğer günlerde oruç tutar. ALLAH sizin için kolaylık ister, zorluk istemez. Böylece (oruç günlerinin) sayısını tamamlar, sizi doğruya ulaştıran ALLAH’ı yüceltip şükredersiniz.

Burada, “ramazan” kelimesi Arabın takviminde kullanılan bir aya verilmiş ad olarak alınmamalıdır. Çünkü Yaratan, kitabında hiçbir şekilde değişik toplumların kullandıkları bir takım referansları ve o referanslarda yer alan terimleri kullanmaz. Yaratanın kitabı küreseldir, hatta evrenseldir. Onun içindir ki, Yaratan ne takvim aylarının adını, ne bir takım takvimlerde kullanılan gün adlarını kitabına sokmamıştır. Dolayısıyla bu ayette de “ramazan” kelimesi bir aya verilen ad değil, başlı başına manası olan bir terimdir. Ramazan kelimesi Arapçada “Güz yağmurlarının başlama zamanı” manasına gelmektedir. “Ay” kelimesi ise süre bildiren bir isimdir. Bu iki isimden bir isim tamlaması yaptığımızda, yani “ramazan ayı” dediğimizde, sürecin başlangıcı belirtilerek o süreç nitelenmektedir. Bu durumda eldeki isim tamlamasından şöyle bir mana çıkmaktadır:

“güz yağmurları başladığı zamandan itibaren bir aylık, otuz günlük bir süre”ye kim ulaşırsa oruç tutsun.

Yani takvim farklılıklarından dolayı ayları kaydırarak hiçbir yere varılamayacağı gibi, Arap takvimindeki Ramazan ayı, yerküre döngüsünün değişik zaman, dolayısıyla değişik mevsimlere rastlamasından dolayı ayette geçen “Allah sizin için kolaylık ister” açıklamasına uyum sağlamamaktadır.

Bu noktadan hareketle bu ayetten Kuran’ın, “ramazan otuzluğunda” indirildiğini anlıyoruz.

Sonuç olarak, aslında inanmak istediğimize inanmakta özgürüz. Elimizde kutsal denilen bir kitap varken ve ona inanıyorken tarikat kişi ve ya kuruluşların yolundan gitmek aslında onların söylediklerini biraz daha sorgulamamız gerektiğini gösteriyor bize. Hiç bir kutsal kitapta Allah tarafından basılı olarak gönderilmedi. Ancak hepsi iyi insan olmak yönünde uyardı. “Oku” dedi okumadık, Çünkü okumak araştırmak demekti, araştırmak ise bilmek. Biz bilmeyi, araştırmayı seçmeyerek “inanmayı” seçtik. Hem de yansımalarına. Bu şekilde daha iyi yönetilirdik çünkü.


İkinci konu ne olsun?

Bu gün ücretsiz tanımlanmış e-dergi aboneliğim üzerinden bir kaç dergiye baktım. Yaşam, spor gezi gibi bölümlere ayrılmış dergiler. Sayfalarını çevirmeye başladığımda bir çok dergide ortalama ilk on sayfanın reklam olduğunu gördüm. Daha sonraki sayfalar ise bir içerik bir reklam diye gidiyordu. İçerik ise koca koca resimlerden ibaretti. Metin bulduysanız şanslı hissediyorsunuz kendinizi.

Tabi dergiler içerisinde edebiyat ve tam anlamıyla sanat ile ilgili yada bilim, felsefe ile ilgili bir içeriğe ulaşamadım malesef. Dergilerin tamamı tüketmek üzerineydi. Harcayın harcayın harcayın. Bakın Bi Köşe’nin geçen haftaki sayısı geldi aklıma onu okuyun derim.


Seçimler bitse de kurtulsak?

Seçimleri sevmiyorum. Yok aslında seçme ve seçilme hakkını seviyorum ama seçimleri sevmiyorum. Ortada gürültü kirliliği yapan arabalar, ağız dalaşına giren siyasiler onu da geçtim sosyal medya hesaplarında taraftar gibi parti tutan kişiler. Dolanırken birinin yazısına denk geldim. Özetle şöyle demiş; ” Ben 80’leri de, 90’ları da biliyorum. Hastanede, devlet dairesinde sıra beklerdik…” Cümlenin sonunu getirmeyeceğim. Zaten anlamışsınızdır.

O zihniyet, bu zihniyet beni ilgilendirmiyor ama toplum olarak bakış açımızın ne kadar dar olduğunu, yaşadığımız çevremizden başka şeyleri algılamadığımızın kanıtı bu cümleler. Ve ne yazık ki bir çok kişi tarafından telaffuz ediliyor. Kısa bir soru sormak isterim. O zaman da cep telefonu vardı, internet almış başını gitmiş, telefon ile her işler hallediliyor, tüm bilgiler bilgisayarda tutuluyordu ve bu halde de eskiden bu işler yavaştı. Yani kağıt kürek işleri yoktu değil mi? Gerçi süper hızlı bilgisayarlar yine memurlar tarafından genelde gezinti yapmak için kullanılsa da yine işler hızlı değil mi?  Sadece biraz düşünmek lazım. Allah boşa vermemiş bu beyni. Kıyaslarken de şartları gözden geçirmeli.

Sonuç

İstediğim gibi bir yazı oldu mu emin değilim. Hafta içerisinde bir kez daha okuyacağım. Sanıyorum bu kez fazla alıntı yaptım. Aslıda özetlemek gerekirse bu yazının asıl amacı biraz bakış açımızı değiştirmek üzerine oldu. Kim neye inanmak isterse inanmakta özgür ve kimse kimseyi inanç ve düşünceleri için yargılayamaz. Bunu akılda tutmak lazım. Yani özetle “herkesin hayatına kimse karışamaz”.

Bu hafta şarkı yok maalesef.

Bu arada eski Bi Köşe sayıları için “Bi Köşe” etiketini kullanabilirsiniz.

Ramazan Gelmiş Hoş Gelmiş… / Sodom ve Gomore’nin Son Günü

Hayırlı Ramazanlar…
Ramazan gireli iki gün oldu. Zar zor iki günü bitirdikten sonra bünye alışmaya başladı lakin uyku dengesi bir hayli şaşmaya başladı. Yalnız yaşamakta ayrı bir sorun tabi Ramazanda. İşten gel yemek hazırla, iftar yap, bulaşık yıka, sahur için birşeyler hazırla… derken nerde nasıl neyi yataptığının farkına varmıyorsun….
Neyse konu Ramazan olunca bir de dini hikaye eklemeden etmeyelim…
Sodom ve Gomore’nin Son Günü
Hz Lût (a.s), Arap yarımadasını puta tapıcılıktan alıkoymak, ortaksız ve tek bir Allah’ı tanıtmaya çağıran ve bu mukaddes yolda büyük başarılar kazanan Hz. İbrahim’in amcasının oğludur. Ömrü ve peygamberliği bugün Ürdün devletinin sınırları içinde bulunan Lût gölü çevresinde geçmiştir. Günümüzde tuzlu suların doldurduğu orta büyüklükte olan su saha, eskiden toprakları oldukça verimli bir vadi idi ve o günün önemli şehirlerini sinesinde barındırıyordu. Bu şehirlerin ikisinin adını bugün de biliyor ve yapılan ilmi kazılar sonunda izlerine rastlıyoruz.
Şehirler; Şezum (Sodom) ve Omore (Gomore) şehirleridir.Hz. Lût (a.s) Şezum şehrinde oturuyordu. Şimdi size bu çevrenin ve bu çevrede dosdoğru Allah yolunun sözcülüğünü ve yılmaz mücadelesini yapan Hz. Lût’un son günlerine ait bir hikayeyi kısaca anlatacağız…İnsanoğlu, yolun doğrusundan bir kere çıkmaya görsün; düşmeyeceği sapıklık ve yuvarlanmayacağı uçurum yoktur. Hz. Adem’in oğlu Kabil’e yeryüzünün ilk cinayetini, üstelik öz kardeşinin canına kıydırmak suretiyle işleten şehvet hırsı, Hz. Lût’un kavmini büsbütün başka ve yüz kızartıcı bir ahlak düşkünlüğüne sürüklemiştir.
Bu sonsuz kavim erkek erkeğe cinsi birleşmeyi (livata) vazgeçilmez, sapıkça bir huy haline getirmişlerdi. Hz. Lût’un dosdoğru yolu temsil eden bir Allah resulü sıfatıyla durmak ve yorulmak bilmez bir gayret göstererek yaptığı bütün ikazlar ve verdiği bütün acı-tatlı öğütler bu ahlak düşkünlerine zerrece bir tesir etmiyordu.
Nihayet her şeyi daha başından bilen Ulu Allah’ın kesin ve değişmez hükmünün günü geldi. Hz. Lût’un sapık kavmi, Allah’ın başlarına vereceği karşı durulmaz bir felaketle, toptan mahvolacak ve yokluğun karanlıklarına gömülecekti.
Ulu Allah (c.c) bu kesin kararını bildirmek ve kendisine inanmış birkaç yakını ile birlikte, son günlerini yaşayan günahkar şehirden ayrılmasını söylemek üzere Hz. Lût’a günün birinde üç tane melek göndermişti. Melekler; genç ve yakışıklı erkek kılığına girerek yeryüzüne inmişlerdi.
Şezum (Sodom) şehrine vardıklarında doğruca Hz. Lût’un evine yöneldiler. Şehvet sapıkları şehre üç tane genç ve yakışıklı delikanlının geldiğini duyunca bir anda yollara dökülerek gelenleri görmek istediler. Meleklerin geçtiği yolun hir iki yanı, ahlak düşükleri tarafından doldurulmuştu. Tap taze erkek kılığına girmiş meleklere bakarken hepsi şehvet kururganlıkları içinde kıvranıyor; ağızlarından salyalar akıyordu. Azgın kalabalığın arasında yollarına devam eden melekler, Peygamber Lût’un evine vardılar. Kudurmuş ahlaksızların hiçbirisi, ele geçirip azgın şehvetlerini bir anlığına tatmin edebilmek için arkalarından kıvrandıkları gençlerin, şehirlerini ve çevrelerini toptan yok etmeyi kararlaştıran Allah’ın emri ile birlikte gelmiş melekler olduğunu bilmiyor ve düşünmüyorlardı.
Melekler Lût’un evine varınca önce kim olduklarını söylemediler. Arkalarına takılan kalabalık evin kapısına dayanmıştı. Anlaşılmaz sözlerle bağırışıyorlar ve Hz. Lût’un evine aldığı genç delikanlıları ellerine vermesini istiyorlardı. Hz. Lût (a.s) gelen misafirlerinden utanıyordu ve kapıda bağrışan kalabalığın azgın hırslarından endişe ediyordu.
Bir ara evinin kapısına çıktı; kudurmuş kalabalığa dündü “ey azgınlar, soysuzlar, gelenler benim olduğu kadar kendinize de aziz misafirlerdir; yani hepinizin misafirleridir. Bu kadar da mı insanlığınızı unuttunuz? Bir parça olsun kendinize geliniz.” diye söze başladı.
Kalabalıktan homurtulu gülüşmelerin geldiğini duyunca “size iki tane genç ve güzel kızımı vereyim. Gözlerinizi bürüyen şehvetinizi onlarla tatmin edin de tek beni misafirlerim karşısında rezil etmekten vazgeçerek buradan uzaklaşın” diye teklifte bulundu.
Fakat kendinden geçmiş kalabalık hiçbir söz dinlememekte ve hiçbir teklife yanaşmamaktadır. Evin kapılarını arka arkaya zorluyor ve içerdeki gençleri istiyorlardı.
Ağlamaklı bir çehre ile içeriye dönen Hz. Lût’a kapıdakilerin ısrarla istediği genç misafirler; melek olduklarını, Allah’ın emri üzerine geldiklerini bildirdiler ve dediler ki; “Allah’ın emri artık kesindir. Yıllardan beri söz dinletemediğin bu beyinsiz halkın artık sonu gelmiştir. Birkaç saat sonra topuna gökten ateş ve ölüm yağacak ve şehirleri ile birlikte yokluğa kavuşacaklardır. Onların başlarına gelmek üzere olan bu felaket, ısrarla Allah’ın emirlerine karşı gelenlere ve Peygamberler’in verdiği öğütlerine arka dönen sapıklara bütün devirler boyunca ibret dersi olacaktır. Allah’ın sana emri böyledir:Gece olunca sana inananları ve yakınlarını alacak ve ölüm kokan şu lanetlik şehirden habersizce uzaklaşacak ve şu sapık halkı lanetlik akibetleri ile baş başa bırakacaksın. Sana bunları söyleme geldik.”
Allah’ın emri üzere Hz. Lût (a.s) ile inanmış yakınları meleklerin dediklerine uyarak Sodam ve Gomere’yi o gece yarısı, sezdirmeden terkettiler. Sabahın ilk ışıkları ile birlikte lanetlik şehirlere ve sapık halkına gökyüzünden görülmemiş bir Allah gazabı boşalmaya başlamıştı. Ahlaksız soysuzlar neye uğradıklarını anlayamadılar. Yüce Allah (c.c.) ulu sabrını iyice kötüye kullanarak günden güne daha da azgınlaşanlara yakıcı kükürt alevleri ile taşlar yağdırıyordu. Bir kaç saniyelik afet ve ölüm saçan bir yağmur sonunda, halkın yekünü ile birlikte bütün şehirlerini ilerdeki insanlığın gözleri önüne bir ibret dersinin örneği olmak üzere harabeye çevirmiş ve yerle bir etmişti.
Esirgeyici Allah (c.c.) cümlemizi görünür, görünmez ve aniden bastıran felaketlerden korusun, amin!..
KAYNAK: Ermişlerden Osman Efendi, Seçme Dini Hikayeler, Seda Yayınları, İstanbul 2000, s. 1122-128