Etiket arşivi: Rebecca Hall

buralarda yokken izlediklerim

Ölümlü Dünya (2018)

Ölümlü DünyaFilm hakkında neler desem bilmiyorum. Film tamamen karmaşalar barındırıyor kendi içinde de izleyici tarafında da. Aslında beklediğimden daha farklı bir film çıktı. İzlerken keyif aldığımı da gizlemeyeceğim. Tabi filmin en büyük başarısı bence oyunculuklardı. O konuda bir şey diyemeyeceğim. Karakterler başarılı bir şekilde çizilmiş. Filmin senaryosunda olması gerektiği gibi absürt. Bu çerçevede de iyi kalıyor. Senaryoya baktığımızda aslında havada olun cevaplanması gereken oldukça soru var. Senaryo da oldukça kalabalık bir ekip tarafından yazılmış. Hissettiğim sanki her oyuncu kendi karakterini yazmış. Burada da en baskın karakter Feyyaz Yiğit’in karakteri olmuş. Zaman zaman monolog derecesine varacak sahnelerle baş başa kalıyoruz. Sanki filmin en göze batan kısmı bu.

Filmde oldukça fazla küfür var. Şahsi görüşümü sorarsanız bence olması gerektiği kadardı. Yani bu tarz bir filmde olması gayet doğaldı. Senaryoyu biraz daha yatırırsak, oldukça güzel ve etkileyici giriş yapıyor. Daha ilk dakikadan ters köşe yapması filmin sonrasında nelerle karşılaşacağınızın hayalini kurduruyor ve beklentiyi oldukça yükseltiyor. Hatta hikayenin binlerce yıllık bir örgüte dayanması falan derken of diyorsunuz ne geliyor. Ancak sonrası için iş standarda bağlıyor. Kendi sorularının kendi yarattığı dünyanın sonunu getiremiyor. Filmin bir sonu yok, çok fazla havada kalıyor yani. Yine de bu süreçte eğlenceli bir izlenim sunuyor.

Yönetime gelirsek çok fazla yeni şey vermese de bize Ali Atay var olan teknikleri başarılı bir şekilde kullanmış. Sanıyorum buna ekleyerek gidecek. Filmin devamı da olsun bence hatta internet dizisi bile olabilir. Yani şu örgütle falan biraz daha uğraşalım neymiş kimmiş belli olsun. Bence iyi olur.

Özetle izlenebilir keyifli bir film. Tavsiye ederim. **** Yönetmen: Ali Atay Senaryo:  Ali AtayAli Demirel Oyuncular:  Ahmet Mümtaz TaylanAlper KulSarp Apak https://www.imdb.com/title/tt7748244/

Sofra Sırları (2018)

sofra sırlarıSon dönem Türk sinemasında artık olağanlaşmışın haricinde bir şeyler görmek beni sevindiriyor. Sevindirenler arasında da Sofra Sırları var. Tabi film bir gruba soksam ne diyeceğimi bilmiyorum ama değişik bir filmdi. Filmdeki olayların nerede ne zaman nasıl döneceğini kestiremiyorsunuz. Arada sırada kara komediye göz kırpıyor ama o taraftan da bekleneni vermiyor. Bir katil hikayesi mi izliyoruz, bir katilin doğuşunu mu o da pek belirsiz. Bir gerçek var ki Türkiye de kadın katil olmak oldukça değişik geliyor ve izliyorsunuz filmi. Biraz daha karakterin altı dolsa daha iyi olurmuş.

Filmde asıl öne çıkan ise oyunculuklar. Çoğul eki kullandığıma bakmayın asıl işi Demet Evgar yapıyor. Tüm duyguları başarılı bir şekilde izleyiciye hissettiriyor. Düşünüyorum da filmde başka biri oynasaydı aynı etkiyi verebilir miydi emin değilim. Filmi parçalı hikayeyi bağlayan ve odakta tutan Demet Evgar.

Filmin mekanı ve atmosferi güzeldi. Zaman geçişlerinde bazı sıkıntılar gördüm. Kış dönemi olduğu belli ama bir kar var bir kar yok benim kafamı karıştırdı. Özetlemek gerekirse, değişik konu farklı bakış açısı bakımından film izlenebilir. Hikayenin ve karakterin altı daha iyi dolsa film ne olduğunu daha iyi bilse çok ses getirecek bir film olabilirmiş. Yine de izlenebilir. *** Yönetmen – Senaryo: Ümit Ünal Oyuncular: Demet EvgarFerit AktugFatih AlFirat Altunmese https://www.imdb.com/title/tt5845758/

Westworld (2016– )

westworldGeçen günlerde bahsetmiştim Westworld’den. Blogta arayıp bulamayınca kısa da olsa burada yer vereyim dedim. Aslında çok fazla detaya da girmeyeceğim. Öncelikle oyunculuk ve teknik açıdan oldukça başarılı bir dizi. Hikaye de bir o kadar başarılı gidiyor. Dizi ikinci sezonda ilk sezon itibariyle gönlümde terin bir taht kurdu. Ancak ikinci sezon ilk sezona oranla biraz daha yavaş ve derin ilerledi. Biraz daha robotların bilinçlenme ile kendi özgürlüklerini ilan etmesine tanık olduk. Bu süreçte aslında film Humans ile paralel ilerledi. Ancak şahsi görüşümü sorarsanız bu paralelde ben Humans’ın gidişatını hada sağlam ve yere basar buldum. Westworld biraz daha karmaşık ve soru işaretleri ile ilerliyor. Üçüncü sezon nasıl gidecek ne olacak merak ediyorum. Muhtemelen soru işaretlerine bir şekilde cevap verecek diye düşünüyorum.

Hikayeye biraz değinirsek; zenginlerin duygularını tatmin etmek için insan görünümlü robotların olduğu bir bölge yaratırlar. İnsanlar burada tüm kötü ve şiddet içerikli duygularını tatmin ederler. Bu robotların yaşadıkları periyodik olarak silinmektedir ancak bazıları geçmişlerinin hatırlamaya başlar. Sonra burayı geliştiren doktorun yardımıyla bilinçlerine kavuşurlar ve insanlar ile robotlar arasında bir savaş çıkar. Robotların amacı bu yapay dünyadan sıyrılıp gerçek dünyaya geçmektir. İzlemediyseniz geç kalmış sayılmazsınız. ****/* Oyuncular: Evan Rachel WoodThandie NewtonJeffrey WrightAnthony HopkinsEd Harris https://www.imdb.com/title/tt0475784/

Transcendence (2014)

transcendenceBu filmi de uzun süre önce izlemiştim ama yer vermemişim. Zaten izlediklerimi de uzun süre sonra iyice hazmettikten sonra yazıyorum. İyi mi oluyor tartışılır. Film konu ve oyuncu kadrosu itibari ile oldukça iyi ancak nedense keşfedemediğim bir şeyler eksikti. Zaman zaman sıkıldım diyebilirim ki bu tür filmlerde pek olası bir şey değil benim için. Bende de sıkıntı olabilir tabi ki.

Film yapay zekayı işliyor. Bir bilim adamı kendi zekasını bir bilgisayara yükler ve bu yapay zeka zamanla kendini geliştirir ve tüm bilgilere ulaşır. Tabi böyle bir güce eriştiğinde insani duygulardan da uzaklaşmaya başlar. Bir süre sonra kendi doğruları ile insanları yönetmeye onları etkisi altına almaya başlar. Filmde yapay zekaya sahip bilim adamını insanlığına döndüren ise aşk olur.

Sanıyorum bir yerlerde hikaye yere tam basmıyordu ki baş rolde Johnny Depp olmasına rağmen film pek tutmadı. Arada kalmış aslında daha iyi olabilecekken olamamış bir film. Yine de meraklısı keyifle izleyebilir. *** Yönetmen: Wally Pfister Senaryo: Jack Paglen Oyuncular: Johnny DeppRebecca HallMorgan Freeman https://www.imdb.com/title/tt2209764/

Wish Upon (2017)

wish uponÖyle vakit geçsin eğlence olsun diye izlediğim ama bana hiçte istediğimi vermeyen film. Ana karakter o kadar itici ki film boyunca katlanmak zorunda kalıyorsunuz. Bir yerde alıp elime o karakteri sopayı veresim geldi ama yapamıyorsun işte. Film ne görsel ne de hikaye olarak tatmin etmiyor. Tabi oyunculuklar da tatmin edici değil. Korku filmi olarak baktığımızda da korkutucu bir unsura rastlamadım ben. Tam anlamıyla bir ergen filmi diyebilirim.

Clare annesinin intiharından sonra babası ile birlikte yaşamaktadır. Babası da depresyona girmiş iş olarak çöp toplamayı seçmiştir. Babası günün birinde üzerinde Çince yazılan bir sandık bulur ve bunu Clare’e hediye eder. Ne gariptir ki az da olsa Çince bilen Clare kutunun üzerindekileri okur ve dilek hakkı olduğunu öğrenir ve bir dilekte bulunur. Dileği gerçekleşir ama her dilekte etrafından biri ölür. Bunu bilmesine rağmen Clare abuk sabuk dilekler dilemeye devam eder. Tabi final çok şaşırtıcı değil.

İzlenmese de olur filmler arasında çok şey kaçırmazsınız. ** Yönetmen: John R. Leonetti Senaryo: Barbara Marshall Oyuncular: Joey KingRyan PhillippeKi Hong Lee https://www.imdb.com/title/tt5322012/

The Strangers: Prey at Night (2018)

thestrangerspreyatnightFilme nasıl bir anlam yüklesem bilemedim. Çünkü hiç bir anlam ifade etmedi benim için. Teen slasher filmi olan The Strangers: Prey at Night konusu da olmayan sadece amaçsızca öldürmeye odaklı. Hal böyle olunca çokta şaşırtmayan standartta kalan sahnelerle karşılaşıyoruz. Tabi bu arada teenlerimizde oldukça aptal.

Bir aile kamp yapmak için bir mobil kamp alanına gelir. Derken burada yüzleri maskeli birileri onlara saldırır ve bu şekilde kovalamaca başlar. Daha fazla ne diyebilirim bilmiyorum. Hikaye olarak bayat, oyunculuk ve çekim olarakta tatmin etmeyen bir film. İzlemeseniz de olur. * Yönetmen: Johannes Roberts Senaryo: Bryan BertinoBen Ketai Oyuncular: Christina HendricksMartin HendersonBailee Madison https://www.imdb.com/title/tt1285009/

Ready Player One (2018)

ready player oneKitabı okumadım ama eminim ki kitap filmden daha etkileyicidir. Yönetmenin Steven Spielberg olması beni biraz umutlandırmıştı zaten filmi de onun hatırına izledim ama bana sıradan bir yönetmenden izleyeceğim keyif dışında bir keyif vermedi. Bununla birlikte oldukça yüksek bir bütçeye sahip. Film kendini sıkmadan izletiyor ama o sürekli beklenen etkiyi bırakmıyor. 

Tabi benim bu kadar yerme sebebim daha iyi bir film olması yönünde. Ancak filmde de direkt boş film demem yersiz olur. Birazda yönetmene kıyasla bu eleştiriyi yapıyorum. Filmin alt metini oldukça dolu. Her sahnedeki göndermeleri izlerken bunu da biliyorum bu da buradan demekten kendinizi alamıyorsunuz. Hatta bir yerde sıkıyor. Bunu son Cem Yılmaz filminde de demiştim. Göndermelerin çokluğu bir yerden sonra yormaya başlıyor. Oyunculuklar içinde çok iyi diyemeyeceğim.

2045 yılında dünya çokta yaşanılacak bir yer değildir. James Halliday adında bir oyun yazarı Oasis adı altında bir sanal gerçeklik evreni yaratır ve insanlar burada çok farklı bir yaşam şekliyle karşılaşır. Herkes Oasis’te takılır ve buradan kazandığı puanla gerçek hayatlarını da sürdürürler. Bir gün James ölür ve arkasında bütün servetini bıraktığı bir oyun bırakır ve herkes bu oyunu oynamaya başlar.

Aksiyonu bol, keyifli birazcıkta uzun bir film. Ama çok fazla beklentiyle izlemeyin. **** Yönetmen: Steven Spielberg Senaryo: Zak PennErnest Cline Oyuncular: Tye SheridanOlivia CookeBen Mendelsohn

7 Guardians of the Tomb (2018)

7guardiansofthetombOrtalama bir bilim kurgu, fantastik ve macera film var karşımızda. Ben böyle filmleri severim. Şimdi bu film açısından konuşursak, hikaye oldukça basit, oyunculuklar iyi değil, görsel olarakta fazla tatmin etmiyor. Hikayede en sevdiğim kısım eski tarihi olayın genetik bilimine bağlanmasıydı. Filmde öyle bir yerde bitti ki devamı gelir cinsten. Ama basit insan hırsları barındıran filmler yapmasınlar artık. Allah’ım n’olursun! Amin. Daha güzel yoğurulabilinir bu duygular filmde.

Jia zengin bir ilaç firmasının varisidir. Kardeşi bir gün milattan önce iki yüz yılında bir Çin kralının mumyasını bulmak için yola çıkar ve haber alınamaz. O da kardeşini bulmak için şirketinin yöneticisi ve yardımcıları ile bölgeye gider ve araştırmaya başlar. İlerledikçe çeşitli tuzaklarla karşılaşırlar. Bu tuzaklarla baş ederken etraflarında sürekli örümcekler dolanır. Aslında bu örümcekler gizlenen bir gerçektir.

Çok şey vermeyen ama benim izlerken zaman zaman saçma bulduğum ama tür olarak cezbettiği keyif aldığım bir film. Ciddi bir puanlamayla iki buçuktan üç veririm. *** Yönetmen: Kimble Rendall Senaryo: Jonathan Scanlon Oyuncular:  Bingbing LiKellan LutzKelsey Grammer  https://www.imdb.com/title/tt4915672/

Devil’s Tree: Rooted Evil (2018)

devils tree rooted evilHer korku filminde olduğu gibi bu film içinde gerçek olaylardan esinlendiği belirtilmiş. Belki ölüm sahneleri için esinlenilmiş olabilir ama ağaç falan hikaye. Zaten alıştık bu gibi işlere. Yalnız daha filmi anlatmadan gömmeye başladım. Tabi bir korku filmi olarak tatmin etmediğini baştan söylemeliyim filmin. Ama bana korku filmi olsun.

Gazetecilik okuyan Samantha okulu bitirmek için son bir haber yapması gerekir. Bunun içinde kendine ilginç gelen bir konu seçer. Rivayete göre Şaytan Ağacı adı verilen çok eski bir ağaç vardır ve burada garip olaylar olmaktadır. Sam arkadaşını alır ve buraya haber yapmaya gider. Derken ağacın çevresinde garip şeyler hissetmeye başlar ve araştırmayı sıklaştırır ancak kötülük ona da bulaşır.

Korkutmayan, görsel olarakta farklı olmayan bir film. ** Yönetmen – Senaryo:  Chris AlonsoJoshua Louis Oyuncular: Diana D. AmbrosioRyan AppChris Caputo

The Heretics (2017)

the hereticsBana hikaye olarak değişik gelen bir filmdi Kafirler. Aslında hikayeye daha iyi bir dokunuş, psikolojik dozunun artırmak ve iyi bir yönetimle oldukça başarılı bir film çıkabilirmiş ortaya. Fikir olarak beğendiğimi söylemeliyim. Filmi izlerken olayın nasıl şekilleneceğini tam olarak kestiremiyorsunuz ve aslında iyi kim sorusunu soruyorsunuz sürekli. Senaryo daha ustaca olabilirmiş aslında biraz amatör bir elden başka gözleri bakmamasından kaynaklı hatalar mevcut.

Oyunculuklar fena değildi. Öyle klasik korku sahnelerine pek rastlamadım ama ufak tefek göze baymayan sahneler vardı. Yukarıda da belirttiğim gibi daha iyi ellerde daha etkili bir film olabilirmiş.

Gloria sorunları olan ve destek alan genç bir kızdır. Geçmişinde bir ayinin ortasında kalmıştır ve bunları hayal olarak görür. Aslında hayal midir gerçek mi bunu anlayamayız başlarda. Bir gün kız arkadaşından dönerken kaçırılır ve bilmediği bir dağ evine getirilir. Eski ayinden gördüğü biri tarafından kaçırılmıştır. Genç adam ona zarar vermeyeceğini söyleyerek, onu zincirler. Tam da o gecenin sabahında garip bir dönüşüm geçirmeye başlar.

Öyle çok tatmin etmese de benim hoşuma gitti film ama genel olarak baktığımda fazla puan veremeyeceğim. Ama tür meraklısı izleyebilir. **/* Yönetmen: Chad Archibald Senaryo: Jayme Laforest Oyuncular:  Nina KiriRy BarrettJorja Cadence https://www.imdb.com/title/tt6318848/

buralarda yokken izlediklerim

Professor Marston and the Wonder Women (2017)

Aslında Wonder Woman’ın böyle bir hikayesi olduğunu da bilmiyordum. Wonder Woman’ın yaratıcısı Profesör William Moulton Marston aynı zamanda DISC Kişilik Envanteri analizinin ve yalan makinesinin mucidiymiş. Oxford Üniveritesinde öğretim görevlisi olan Marston burada bir öğrencisine aşık olur. İşin sıradışı kısmı aynı üniversitede öğretim görevlisi olan karısı Elizabeth’te aynı kadına aşık olur ve beraber yaşamaya başlar. Tabi bu skandal olay duyulunca hepsi birlikte kovulurlar ancak birlikte yaşamaya devam ederler. Bu esnada Marston bu iki kadından esninlenerek aslında fantazilerini de dile getirdiği bir kadın süper kahraman ortaya çıkarır. Bu karakter büyük bir ilgi ile takip edilir ama aynı zamanda müstehcen de bulunur. İşte filmde bu hikayeyi anlatıyor.

Genel olarak bakıldığında film yavaş ilerliyor. Ancak Wonder Woman gibi bir karakterin yaratıcısının aynı zamanda yalan makinesi gibi bilimsel bir icada da adını yazdırması bu yavaş ilerleyen hikayede dikkati canlı tutuyor. Her biyografide olduğu gibi bunda da bir yere kadar olaylar yavaş akarken bir yerden sonra hızlıca gidiyor. Bu da soru işaretleri bırakabiliyor akılda. Senaryo bu bakımdan sınıfta kalıyor. Kurguda da bazı sıkıntılar var. Yönetim ise klasik. Oyunculuklar ise ortalama. http://www.imdb.com/title/tt6133130/

Öteki Taraf (2017)

Film vizyona girdiğinde sürekli fragmanı yayınlanıyordu. Artık izlemezsen dayak yiyeceksin durumuna gelmiştik. Sonrasında da fiyatı düştü aylarca vizyonda kaldı. Ama ben ne yaptım dayak yemeyi göz önüne alarak filmi izlemedim. Ama ben ki okuyucularımın iyiliğini düşünüp en saçma filmleri bile izlemiş, yorumlamış adamım bu film neden olmasın dedim? Boş bir anımda film tv’de denk gelince izleyeyim dedim.

Filmin orijinal olmadığını tahmin ediyordum. Zaten sonunda da La cara oculta uyarlaması olduğu yazılmış. Gelelim filme. Yönetim olarak aslında beklediğimden daha iyiydi. Beni şaşırttı diyebilirim. Hikaye uyarlama olmasına rağmen açıkları çok fazlaydı. Süper erkeğin süperliği hakkında pek bilgi vermiyordu. Onunla birlikte eski saplantılı aşkının karakterleri hakkında. Yani özetle karakterlerin hiçbirinde derinlik yoktu. Oyunculuklar bence iyi değildi ama zaten oyuncu olmadığını düşündüğüm Meryem Uzerli, bir tık iyi iş çıkarmış. Özcan Deniz zaten belli, Asli Enver ise zaten filmde en zorlu yükü üzerine almış ve bunu başarmış. Belirttiğim gibi bir derinlik yoktu filmde. Orijinal filim izlemediğim için bir karşılaştırma yapamayacağım ama bu film baya eksik kalmış. http://www.imdb.com/title/tt6213036/

1922 (2017)

Filmi izlemeye başlayınca hikayeyi hatırladım. Film Stephen King‘in Zifiri Karanlık, Yıldızsız Gece (Full Dark No Stars) adlı kitabında bulunan aynı isimli hikayeden uyarlanmış. Kitap tanıtımında hikayenin konusundan bahsetmiştim. Bir tık uzağınızda bu sebepten dolayı noktayı koyuyorum.
Film klasik Netflix filmlerinden biri. Bütçe olarak fazla para harcanmamış. Bununla bilikte çekim ve oyunculuklarla ilgili sıkıntı var. Kurgu itibariyle de canım hikaye çöpe atılmış. Film boyunca, filmin içine girmekte ve karakterlerle empati kurmakta zorlandım. Oysa okurken öyle olmamıştı. Film boyunca adeta bitsede gitsem modundaydım. Buna rağmen IMDB’de fena bir puan almamış. İlginç bir durum. Yine de bir King uyarlaması izlemek keyifliydi. http://www.imdb.com/title/tt6214928/

The Cloverfield Paradox (2018)

Cloverfield serisinin üçüncü filmi The Cloverfield Paradox. İlk Cloverfield filminden de çok kıza bahsetmişim anlaşılan pek hazetmemişim. Derken geçen sene ikinci film çıkmış ama ben ondan ilginç bir şekilde hiç bahsetmemişim. Bir ara bahsetmek gerekecek. Bu film ise bu kadar lakırtıdan anlaşılacağı gibi serinin üçüncü filmi. Aslında bu filmi de çok beğendiğimi söyleyemeyeceğim. Arkadaş hep diyorum dünyada astronot mu kalmadı da böyle sorunlu tipleri uzaya gönderiyorsunuz? Benim bildiğim bu vatandaşlar her türlü testten geçiyorlar buraya gitmek için. Bırakın kardeşim az bir streste zıvanadan çıkacaksanız biz gidelim uzaya, insanlığı kurtarmaya.

Aslında bu vesile ile filmin eleştrisini de yapmış oldum. Karakter geçmişlerini bilmiyorum bilsekte zaten bu gibi aksiyonalardan uzak olmaları lazım. Başta bence film burada kaybetti. İkincil olarak film görsel olarak pek bir şey vermiyor. Üçüncü olarak oyunculuklar iyi değil. Bilim kurgu filmi olmasına rağmen tüm hikaye basit bir kuramın arkasına saklanmış ve bu da bir amaca bağlanmamış. Sanki herşey havada. Neyse bilim kurgu olsun taştan olsun derseniz buyurun derim. http://www.imdb.com/title/tt2548396/

The Shape of Water (2017)

Bu filme biraz daha fazla satır ayırmak lazım. Hem 2018 Oscarlarında 4 ödül alması ki bunların arasında en iyi filmde var, bir diğeri de Guillermo del Toro filmi olması. Ancak başta söylemeliyim ki bu film ne yönetmenin en iyi filmi, ne de Oscar’da dört ödül alacak kadar iyi bir film. Henüz Dunkirk ve Get Out haricinde Oscar adayı film izlemedim ama bence iki film de bu filmden daha iyiydi.

Filmin atmosferini sevmedim diyemem ancak nedense ne atmosfere ne hikayeye bir türlü adapte olamadım. Kurgu beni hiç yanıltmadı sanki senaryoyu oturup beraber yazmış gibiydik. Hikaye şaşırtmayınca filmin renklerine atmosferine bakındım. Sanki bir hayalin içinde olmamız gerekiyordu bu atmosferle birlikte ama nedense ben bu hayalin iki garip karakterin yaşadığı aşkın içine bir türlü giremedim. Oyunculuklar iyiydi ama karakter derinlikleri, altı dolmayan basit hikaye karşısında film bir türlü kendine çekemiyordu. Hal böyle olunca izlenip unutulacaklar arasında yer edindi film bende. Ne diyeceğimi bilmemedim. Filmin hikayesini kısaca özetlemek gerekirse, suda bulunan bir yaratık üzerinde deney yapılmak üzere labaratuvara getirilir. Burada, hayatı rutine binmiş dilsiz bir kadın onu görür ve yaratığın gördüğü işkence karşısında ona acır yardım eder ve aralarında bir yakınlaşma olur. Gerisini tahmin ediyorsunuzdur. http://www.imdb.com/title/tt5580390/

Iron Man 3

Serinin üçüncü ve son filmi olan bu filmde ben o son film tadını yakalayamadım. Marvel seriye bağladı tüm filmleri piyasaya sürüyor ama bu izleyici tatmininden çok kendi parasal tatminleriymiş gibi gözüküyor. Nitekim ilk iki filme oranla saha başarısız bir film var karşımızda. Bu başarısızlık senaryo ve hikaye ile alakalı tabi ki.

Film görsel açıdan tatmin ederken, hikayedeki bazı karakterlerin üzerinde durulmaması. Tabiri caiz ise sadece görüntü olsun diye koyulmuş olmaları canımı sıktı. Aldrich Killian karakteri üstü kapalı geçilmiş kim olduğu yada ne yaptığından çok intikam duygusuyla yanan zeki ama bize aptalmış gibi gösterilen bir karakter olmuş. Bunun yanı sıra aslında film Iron Man filmi değil de Tony Stark filmi olarak çıkıyor karşımıza. Okumaya devam et

The Awakening

1921 İngiltere’sinde geçen film dönemin ve İngiltere’nin kasvetli havasını oldukça başarılı bir şekilde yansıtmış. Filmin kısıtlı bir mekanda geçmesi kıyafetler dışında dönemi pek fazla sorgulatmıyor insana. Filmin yönetmeni Nick Murphy‘nin ise ilk televizyon işleri dışındaki ilk sinema filmi. İlk film olarak başarılı bir film ortaya koymuş giyebiliriz.

Filmin oyunculukları çok fazla sırıtmıyor. Görsellik kesinlikle tatmin edici. Filmin kurgusu oldukça başarılı. İzlerken insanı oldukça meraklandırıyor ve bu merakta izleyiciyi germeye yetiyor. Filmin sonu biraz açıkta bırakılmış ancak konuşmalardan son durumun ne olduğu konusunda kesin bir yargıya varamasanızda bazı yorumlar üretebiliyorsunuz. Filmin gerilim dozu iyi. Ancak belirtmek lazım ki, korku filmi olarak geçmesine rağmen bir korku filmi değil. Korkmak için izleyecekler hayal kırıklığına uğrayacaktır.

Florence Cathcart o dönemde eğitim görmüş bir kadındır. Kendisi hayalet avcısı olarak tanınır ve bu konuda kitapları vardır. Hayaletlerin olmadığını savunur. Bir çok diğer dünya ile bağlantıya geçiyorum diyen dolandırıcının da foyasını ortaya çıkarmıştır. Günün birinde çocukların intihar ettiği, hayalet tarafından öldürüldüğü söylenen bir yatılı okuldan çağrılır. Florence bunu kabul eder ve araştırmak için yatılı okula gider.

Florence okulda araştırmalara başlar. Öğrenciler ve öğretmenleri incelemeye başlar. Aslında farklı olan hiç bir şey yoktur. Ancak birden bire anlam veremediği garip olaylar döner. Florence yavaş yavaş, kendisi ve ailesi ile gerçekleri öğrenmeye başlar.

Filmin gidişatının korkudan çok drama kaçacağı başından belliydi aslında. Finale doğru ise bunda yanılmadığımı gördüm. Karşımıza bir aile draması çıkıyor. Florence’in hayaletleri reddetmesinin altında yatan sebep ile savaşta nişanlısının ölmesi. Eğer hayaletler varsa bu şekilde belkide nişanlısına ulaşmaya çalışacaktır. Aslında Florence karakteri sorunlu bir karakter olarak karşımıza çıkıyor. Florence’in bu sorunları ile ilgilenmeye başladığımızda, bunlar birer soru işareti ile karşımıza çıktığında, filmin gerilimine ortak olmakta zorlanıyorsunuz. Florence hakkında bilinmezlik o kadar çok ki, bunların bir kısmını filmin sonuna doğru çözsekte yine akıllarda soru işaretleri kalıyor. Filmin tek eksiği biraz ucu havada bırakılan yan hikayeleri diyebiliriz.

Bu yan hikayelere, okulun bekçisi edasındaki garip tüfekli adamı, Robert Mallory’nin ayağındaki yarayı, garip öğretmenleri de ekleyebiliriz. Tabi olay Florence’in geçmişi ile alakalı olunca, filmde aile trajedisine bağlanınca aslında olayların neden buraya geldiğini pek çözemiyoruz. Filmin ana kaynağı olan Florence’in annesinin öldürülmesi konusunda pek bir açıklama yok. Yanlışlıkla öldürülen çocuğun hayaletinin intikamı olağan gelse de bu belirsizlik biraz can sıkıcı.

Tüm bunlara film başarılı bir şekilde ilerliyor ve sonuca bağlanıyor. Görsel ve gerilim anlamında başarılı bir film The Awakening. Boş zamanda izlenilebilir.

Yönetmen: Nick Murphy

Senaryo: Stephen VolkNick Murphy

Oyuncular:

Rebecca Hall
Florence Cathcart
Dominic West
Robert Mallory
Imelda Staunton
Maud Hill
Lucy Cohu
Constance Strickland
John Shrapnel
Reverend Hugh Purslow
Diana Kent
Harriet Cathcart

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt1687901/

http://www.bbc.co.uk/bbcfilms/film/the_awakening

Vicky Cristina Barcelona

Her zaman derim ne yönetmenlerin filmini izledim sıkılmadan usanmadan ama Woody Allen denince ruhum sıkılıyor ama inatla geçmek bilmeyen filmlerini izliyorum. Filmi izlememdeki tek etken Scarlett Johansson desem yalan söylemiş olmam. Filmin konu olarak beni sarmadığını söylemem gerek, bu tarz yüzlerce film izlemişimdir. Genel olrak baktığımda filmin tek olumlu tarafı birbirinden güzel Barcelona görüntüleri. Tabi bu durumda akademi ödüllerinde en iyi yardımcı kadın oyuncu ödülünü alan Penélope Cruz‘a da değinmeden geçmeyeceğim. Açıkçası bu rolle ödülü alması beni biraz şaşırttı. Hani çok iyi bir performans gösterdi de film boyunca ben mi anlayamadım bilemiyorum. Zaten karşımıza filmin yarısında çıkıyor… Bağırıyor çağırıyor… Bu kadar…
Filme şöyle genel hatlaruyla baktığımda Penélope Cruz haricinde tüm karakterler silik. Sanki Woody Allen bu filmi Pénelope oynasın da ödül alsın diye yapmış. Diğer karakterlerin varlığını hissetmiyorsunuz bile. Film boyunca bir gram merak peydahlanmıyor içinizde… Görüntüler akıp geçiyor…
Evet baştada dediğim gibi Woody Allen filmleri beni sıkıyor… Önyargılı da olabilirm. 
Yoksa bu film beni aşıyor mu? Bilemeyeceğim, yorum yok. Ben beğenmedim ne diyeyim…
Biraz konuya değinirsek; Vicky ve Cristina yaz tatilleri için Barcelonaya giderler. Burada bir sergi kokteylinde eşinden yeni boşanmış olan ressam  Juan Antonio Gonzalo ile tanışırlar. Tanışmaları ise şöyledir. Cristina, Juan Antonio Gonzalo’dan etkilenmiş ve sürekli onu izlemektedir. Bunu anlayan Antonio bu durumu es geçmez ve o da bu iki kızı izlemeye başlar. Bir süre sonra Antonio bu iki kızın yanına gelerek geceyi beraber geçirme teklifinde bulunur. Daha tutucu ve nişanlı olan Victoria bu teklifi red eder. Ancan Cristina dünden razıdır. Arkadaşını yalnız bırakamayan Victoria küçük uçak yolculuğu ile gidecekleri yere gitmek zorunda kalır ancak bir pazarlık yapmışlardır birlikte olma konusunda kimse söz vermemiştir. 
Ancak Cristina dünden razıdır bu iş için tam başbaşa kaldıkları zaman Cristina’nın üsleri tutar ve hastalanır. Bütün haftayı yatarak geçirir. Victoria ise sevmediği Antonio ile gezmek zorunda kalır. Tabi işler daha sonra arap saçına döner. Antonio Victoria ile beraber olur. Derken Antonio hızını kesemez Cristina ile birlikte olmaya başlar hatta beraber yaşamaya bile koyulurlar… Bu arada Antonio’nun eski karısı Maria Elena çıkagelir… Hepsi de kardeş kardeş geçinir bir süre…
Pembe dizi gibi anlattım sanırım ama filmin gidişatı böyle… Film hakkında tek yorumum Antonio yerinde olmak isterdim yönünde…
Linkler:
Oyuncular
Rebecca Hall Vicky
Scarlett Johansson Cristina
Javier Bardem Juan Antonio Gonzalo
Penélope Cruz Maria Elena