Coma

2012 yapımı 2 bölümlük mini dizi Coma. Dizi Robin Cook‘un 1977 yılında yazdığı 1978 yılında beyaz perdeye uyarlanan romanından uyarlama bu dizide. Dizinin senaristi ise, Black Swan’dan tanıdığımız John J. McLaughlin var. Dizinin yönetmeni ise Mikael Salomon. Aslında bu dizi için iki parçaya ayrılmış bir film diyebiliriz. Dizinin süresi ise 240 dakika.

Hikaye oldukça akıcı gidiyor. Bazı yerler gereksiz uzatılmış. Bazı ayrıntılarda gereksiz gözüktü gözüme. Ancak dizinin oyunculuğu kadrosuyla da orantılı olarak başarılıydı. Hikayenin akıcı ve meraklandırıcı olması diziyi heyecanla izlemeye yetiyordu. Ancak kurguda sıkıntılar olduğu da kesin. Geçişler oldukça basit ve rahatsız ediciydi. Aslında dizinin bir çok dozunu düşüren kısım kesilip kısaltabilirdi. Continue reading “Coma”

Stand By Me

Bir ara bende 80’ler patlaması olmuş ki art arda iki film izlemişim. Tabi bu birazda denk gelmesi ile alakalı. Nedense bu filmi son izlediğim dönemde içimden bir dürtü sürekli bana tekrar filmi izlemem için tekrar baskı yapıyordu. Nedendir bilmiyorum ama bende bu dört arkadaşın ceset görme merakını dürtükleyen, onlara katılmamı isteyen bir his vardı.

Film Stephen King‘in The Body / Ceset romanından uyarlanmıştı. Vakti zamanında kitabı soluksuz okumuş, bu filmi de aslında defalarca izlemiştim. Asıl sorun ve bu cümleleri sarf etmem üzerimdeki izleme baskısının neden kaynaklandığı. Yani bu paragraf iç konuşması, biraz kişisel bir yazı olarak tanımlanabilir.

Tabi film roman uyarlaması olunca ister istemez kıyaslamaya giriyorsunuz. Elbetteki romanın verdiği duygu filmden çok çok fazla. Zaten bende hangi hissiyat içerisinde filmi izlediğimi pek anlayamadım. İçime doğan kitabı okuma isteği mi, yoksa filmi izleme isteği miydi? Ancak kitabı okumak izlemekten daha zor. Durum böyle olunca, en iyisi izlemek ve kitaba göre kalan boşlukları aklımda doldurmak… Tabi bir de şöyle bir durum var. Burada bu olmuyor muydu yanılgısı… Filmde mi oluyor, kitapta mı acaba?

Film başarılı bir film. Film istediğini anlatıyor. Fonda da sürekli herkes tarafından sevilen ve yorumlanan Stand by Me şarkısı olunca sanki film klip havasında akıp geçiyor. Tabi filmin diğer müziklerini es geçmemek lazım her biri mükemmel. Oyunculuklar oldukça başarılı, görüntüler de. Filmin süresi de yaklaşık doksan dakika olunca başlayıp bitiveriyor. Ancak film bitince insanı mutlu ediyor. Zaten bu film için korku filmi diyemeyiz. Evet belki Stephen King korku yazarı ancak bu kitapta korku kitabı değildi. Filmde olduğu gibi, arkadaşlığın, dayanışmanın, başarının anlatıldığı bir kitaptı. Bu bağlamda film hedefi tam on ikiden vuruyor.

Hikaye aile yapıları birbirinden farklı dört çocuğun başından geçenleri anlatıyor. Çocuklardan biri abilerinin uzakta bir yerde kayıp bir çocuğun cesedini gördüklerini bunu polise söyleyip söylememe konusunda konuşmalarını duymasıyla, dört kafadara anlatması bir oluyor. Ekip toplanıyor ve bir karar alıyor. Hayatlarında ilk cesetlerini görmek üzere yola koyuluyorlar. Her biri ailesine diğerinde kalacağını söylüyor. Kamp eşyalarını alıp yola koyuluyorlar.

Biz de bu yolcuğa başlarından geçenlere tanık oluyoruz. Köpek sahnesi, tren sahnesi, derken dört kafadar cesedi buluyor ve onu bulduklarında hissettiklerini farklı duyguyu görüyoruz. Aslında hiç bir şey bekledikleri gibi değildir. Ancak bu ceset onlara ünlü olma fırsatını da sağlayacaktır. Tam bu sırada yaşça onlardan büyük ve tanıdıklarının da içinde bulunduğu bir serseri grubu cesedi görmeye gelir. Bizim kafadarları görünce de onlara baskı yaparlar.

Aslında filmde en ayrıntılı görmek istediğim sahne bu sahneydi ama malesef biraz çabuk geçilmiş bu sahne. Oysa kitapta anlatım oldukça ihtişamlıydı. Kötülere karşı kazanılan bu zafer…

Hikaye bundan ibaret. Evet aslında özetlersek, bir kaç çocuğun bir ceset görmeye gitmesinden ibaret. Ancak film hiçte öyle değil. Oldukça başarılı, insanı farklı diyarlara çeken, sıcak samimi, sevimli bir film. Eğer bir filmi herkes izleyebilir / izlesin dersek bu tarif için en uygun film bu film olacaktır. Kesinlikle izlenmesi gereken hatta izlendiğinde ise insanın içinde bir yerleri dolduracak, bir kaç kez daha izlenmesini isteyecek şekilde büyüyecek, sanki organik bir film. İzlemeyenler için kesinlikle tavsiyemdir…

Yönetmen: Rob Reiner

Senaryo: Stephen King (roman), Raynold GideonBruce A. Evans

Oyuncular:

Wil Wheaton Gordie Lachance
River Phoenix Chris Chambers
Corey Feldman Teddy Duchamp
Jerry O’Connell Vern Tessio
Kiefer Sutherland Ace Merrill
Casey Siemaszko Billy Tessio
Gary Riley Charlie Hogan
Richard Dreyfuss Yazar
John Cusack Denny Lachance

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt0092005/

Piranha 3-D

Şu filmden çıktıktan sonra, bizim toplumumuzun hangi kesimden olursa olsun cinsel öğeleri / objeleri /organları gördükten sonra gülmeye başladıklarını düşünmeye başladım. Tabi bu sadece tek filmle vardığım bir kanı değil. Tabi merakta ediyorum kişilerin cinsel yaşamı nasıl oluyor diye, sanıyorum baya bir kahkahalıdır. Neden böyle bir giriş yaptım? Bu tür bir görüntü geldiğinde herkesin kahkaha ile gülmesinden. Kızların gölde çıplak yüzmeleri, yada adamın penisinin kopması çok mu komik? Ah akabindeki sahne için bir şey diyemem…

Filmimize dönelim. Yönetmen Alexandre Aja‘yı The Hills Have EyesMirrors filmlerinden tanıyoruz. Bu filmde de yönetmenin, vasat olmayan işler başardığına şahit olmuştuk. Prihana için de aynı şeyi söyleyeceğim. Vasat olmayan bir film Pirhana. Filmin en büyük özelliği ise 3D olması. Ancak burada biraz duraksayacağım. sanıyorum film sonradan dijital ortamda boyutlandırıldığından olsa gerek, diğer sanal boyutlandırmalarda gördüğüm sorunu bunda da gördüm.  Filmde üçüncü boyut, dışa doğru değil içe doğru. Yani bir çerçevenin içinde olan biteni izliyormuşsunuz gibi. Tabi bu size o beklediğiniz hissi vermiyor.

Filme geri döndüğümüzde, filmde gitmeden önce yorumlara bakmış ve büyük bir çoğunluğun, filmin pornografik ve erotik öğelerden ibaret olduğunu duymuştum. Tabi erotik yada pornografik 3D’de izlemek ayrı bir deneyim olacaktır deyip biraz daha hevesli sinemanın yolunu tutum. Açıkça söylemek gerekir ki, beklediğimi bulamadım. Klasik Amerikan korku filmlerinde karşılaştığımız, erotikliğin bir adım önüne çıkmıyor film. Eğer bir yaz filmi çekiyorsanız da bu hep vardır.

Film Victoria gölünde meydana gelen bir deprem sonucu, yer altında bulunan bir gölün, yeryüzündeki gölle birleşmesini anlatıyor. Tabi gölün birleşmesi ile birlikte, yüzlerce prehistorik pirana gölde cirit atmaya başlar. Bizim izlediğimiz hikaye ise bu piranaların orada bulunan halka yaşattığı dehşet. Filmimiz oldukça basit bir senaryoya sahip ve o kadar çok mantı hatası mevcut ki senaryo ve kurgu olarak hiç bir şey vermiyor.

Sadece dersleri ve ailesi ile alakalı gibi görünen kasaba şerifinin oğlu Jake, kasaba sahilinde dönen büyük eğlencelere bir türlü gidemez çünkü sürekli küçük kardeşlerine bakmak zorundadır. Hoşlandığı ve söyleyemediği bir kız vardır ayrıca, hatta kız da ondan hoşlanmaktadır. Bir gün Jake, kız kardeşini kurstan almaya gidinde hayatının fırsatı ile karşılaşır.  Meşhur bir porno / erotik film yapımcısı ona bu gölü gezdirmeleri için para önerir. E işin sonunda para ve kızlar olunca ki bu zaten kendi içine kapanmış, Jake için geri tepilmeyecek bir fırsat olur. İşi kabul eder, tek sorun ise, çocukları evde yalnız bırakmaktır.

Kardeşleri ile pazarlık yapar, onlara para öder ve evden ayrılmamalarını tembihler. Tabi çocuklar onu dinler mi balık tutmak için göle açılır karşıda kayalıklara gittikleri zaman ise kayıklarını iyi bağlayamaz ve orada mahsur kalırlar… Gördüğünüz gibi gayet sıradan bir hikaye ilerler durumda. Bu arada Jake’in annesi şerif Julie ise, bu sismik hareketleri inceleyen bir ekip ile olayın kaynağına iner. Araştırmacılar bu dev yer altı gölünü görür ancak felaketlerin de anlaşılmasına sebep olurlar. Artık polisin olaydan haberi vardır. Bunun üzerine gök kenarındaki halkı uyarmak için harekete geçerler. Ancak halk nasıl oluyorsa polisi pek sallamaz. Tabi felaketler başlar. Tabi alkol ve erotizmin dibine vurulduğu sahilde elinde tabela ile Tanrının onları cezalandıracağından bahseden bir gurupta görürüz. Filmimiz bu saatten sonra, “siz azdınız Tanrı da sizi cezalandırıyor” akışı alır. Filmin aksiyon sahneleri arasında ben bu ellerinde tabelalı kişileri görmedim sanıyorum onlar iman gücü ile kurtarıldı.

Polisi takmayan halk piranaların saldırısına uğrayınca neye uğradıklarını şaşırır ve hepsi can havliyle kaçmaya çalışırlar. Tabi piranalardan kaçış yoktur büyük bir kıyım başlar. Burada aslında es geçilmeyecek bir konuya da yer verilmiş. İnsan panik haldeyken, başka insanların yaşamasını pekte sallamıyor, bunu görüyoruz. Film de dikkatimi çeken bir konu ise polisin o balıklara, o kargaşa da silahla ateş etmesiydi. Tamam bir nebze onları anlıyorum ancak karaman Amerikan polisinin, bir kayık motorunu söküp onlarla piranaları doğrayıp daha sonra piranalara yem olmasına ne demeliydi. Burada çıkarıyoruz ki Amerikan polisi her daim kahraman…

Sahilde böyle can pazarı yaşanırken Jake açıklarda teknede eğlencenin dibine vurmaktadır. Tabi işin tek kötü tarafı, o hoşlandığı ancak inkar ettiği kızında kendisine inat tekneye binmiş olmasıydı. Bunun haricinde her şey çok mu çok güzeldi. Alkol, kadınlar, daha ne olsun ki… Aslında burada takılmamız gereken bir konu da artık porno /erotik sektörünün ne kadar ayaklara kadar düştüğü. yani artık rahatlıkla her yerde her şekilde bu işin yapılabildiği. Her ne kadar insanlara bu kısımlar “aaa ayıp” şeklinde gelse de yönetmenin gönderme yapmaktan çekinmediği bir nokta.

Her şey güzelce giderken Jake uçan memeliyi kayda alırken birden o adacıkta kalan kardeşlerini görür. Onları kurtarmak için gitmeleri gerektiğini söyler. Ancak yönetmen kişisi onu biraz hırpalayacak derken, Jake annesinin şerif olduğunu söylemesi ile işler değişir ve çocukları almaya giderler. Bu arada kayalıklara takılan tekne baymaya başlar. Suya inememektedirler piranalar cirit atmaktadır. Jake annesini arar ve durumlarını izah eder. Annesi onlara yardıma gelir.

Aslında filmin en absürt sahneleri burada başlar. Gelen küçük bot neden batan yata çok yaklaşamaz. Uzatılan ipe neden herkes aynı anda biner, korkuluk kırılınca başka korkuluğa takılan ipi insanlar hala üzerindeyken Jake neden tutmaz… Bunları da es geçiyorum, Jake içeride kalan kızı sadece suyun altından girerek kurtarabileceğini söyler. İpi beline bağlar ve yatın üstünden aşağıya iner ancak ön taraftan değil yan taraftan. Yani ip önce korkuluklardan geçer yatın üstüne gelir, sonra yan korkulukların arasından geçerek aşağıya iner. Su kayağı yapmak için kullanılan bir ipin bu kadar uzun olması ise ayrı bir konu. Velhasıl Jake kızı kurtarır ve iple çekilmeye başlar. Ancak  yatın üzerinden değil, direk altından çekilmiştir ip. Onu da geçtim, kayalıklar yüzünden yaklaşamayan bot onları çekerken, bizim elemanlar hiç kayalıklara denk gelmemiştir. Hiç bir yerleri yaralanmamıştır.

Filmin beni gülümseten kısmı ise birden karşımda Christopher Lloyd‘u görmem. Kendisi bir akvaryum işletmecisi olarak çıkıyor karşımıza. Bu arada o kadar su darbesine aldırmayan telsizler ile haberleşmelerini es geçmeyeyim. Film bitti bitecek derken, akvaryum işletmecisi, piranaların aslında daha yavru olduklarını söylemesi ile büyükleri nasıl sorusuna hemen gelen cevap oha dedirtiyor insana. Tabi bu son filmin devamına da göz kırpıyor.

parçalanma sahneleri oldukça başarılı bir film. yeni piranaları sevdiğimi söyleyebilirim. Oldukça güzel özenle çizilmiş. Ancak film 3D diye özellikle sinemaya gitmeye gerek yok, pekala normal bir şekilde de izlenebilir. Ancak sinemaya gerek var mı evde izlesek ne olur sorusuna da çekimser kalırım. Hiç bir artısı olmadığını belirtmek isterim. Bol kanlı parçalamalı, sıkmayan yaz filmi…

Yönetmen: Alexandre Aja

Senaryo: Pete Goldfinger, Josh Stolberg

Oyuncular:

Richard Dreyfuss Matt Hooper
Ving Rhames Deputy Fallon
Elisabeth Shue Julie Forester
Christopher Lloyd Mr. Goodman
Eli Roth Wet T-Shirt Host
Jerry O’Connell Derrick Jones

Steven R. McQueen Jake Forester
Jessica Szohr Kelly
Kelly Brook Danni

Linkler:

http://piranha-3d.com/

http://www.imdb.com/title/tt0464154/