Etiket arşivi: Rooney Mara

Pan

Şöyle blogta geçmişe doğru gittiğimde bu zamana kadar iki  filmi izlediğimi görüyorum. Bu iki film ile birlikte yönetmenin diğer filmleri de aslında izleme listemde olan ve vakit bulmadığım filmler. Hanna iyi başlayıp sonu tam olarak bekleneni vermemişti ama Anna Karenina‘yı oldukça başarılı bulmuştum. Aslında yönetmenden Pan gibi bir film de beklemiyordum. Bu film ile yönetmen sanki biraz tarzının dışına çıkmış gibi.

Filme baktığımızda Pan aslında yine çok uyarlanan Peter Pan hikayesinin yeniden uyarlanması. Ancak bu kez klasik hikayeden biraz daha farklı olarak işlenmiş. Ben hikayeyi fena bulmadım ama yine iyi başlayıp güzel ilerlerken final sanki yine birden olmuş hissi uyandırdı bende. Biraz fazla açık vardı senaryoda bunlarda can sıkıyordu. Okumaya devam et

Trash / Çöplük

 

Festivelde izlediğim en iyi film buydu diyebilirim size. İşlenişi, hikayesi, aksiyonu, eğlencesi her şeyi ile çok başarılıydı. Oyunculuklarda aynı şekilde. Filmi belkide sempatik yapan baş rollerinde de sevimli çocukların olmasıydı. Tabi hikayenin gizemi çocuklarla birlikte bir gizemin peşinden koşmak oldukça keyifliydi. Filmin siyasi bir film olduğunu da düşünürsek, siyasi aksiyonların içerisinde bu filmin yeri oldukça başka ve film kendini sıkılmadan emrakla izlettiriyor.

Filmin yönetmen koltuğunda usta yönetmen  diğeri var. Ben aslında bu filmi yönetmenin tarzına göre biraz hareketli buldum. Film ise Andy Mulligan‘ın romanından uyarlanmış. Kitabın elbette artıları vardır ama film başarılı bir uyarlama olduğunu keisnlikle belli ediyor. Okumaya devam et

Her

Aslında filme baktığımda bir eş cinsel aşk hikayesi ile karşılaşacağımı düşünüyordum. Filmin konusu hakkında hiç bir bilgimde yoktu. Bu bilinçsizlikle sadece filmin 5 dalda Oscar adayı olduğu biliyordum. Bunlardan en önemli adaylıklar En İyi Film ve En İyi Orijinal senaryoydu. Açıkça belirtmeliyim ki Her Oscar adayları içerisinde izlediğim en başarılı film. Bence En İyi Film ödülünü de hal eden bir film. Bunun yanı sıra  nasıl oldu da en iyi oyuncu adayı olamadı onu da anlamış değilim. Bir diğer oyuncu olan  ise bence bu rolü ile en iyi yardımcı kadıncı oyuncu adayı olabilirdi.

Bir ödül alarak beni şaşırtsa da aslında film için 2013 yılının en etkili en başarılı filmi diyebilirim. Filmi izleyenler kesinlikle film bittikten sonra oturup düşünmeden edememişlerdir. Bir çok yoruma baktığımda da izleyenlerle aynı fikirde olduğumu düşünüyorum. Filmin konusu içeriği ile bağlantılı mı bilmiyorum ama film beni çok etkiledi. Belki de beklentimin düşük olması ve filmin beklentimin üzerinde çıkması benim bu kadar etkilenmeme sebep oldu. Okumaya devam et

The Social Network / Sosyal Ağ

Bir Facebook filmi çekileceğini duymuş ancak pek ilgilenmediğim için kadro hakkında araştırma yapmamıştım. Bence film kesinlikle gişe için yapılmış bir filmden öteye gitmeyecekti. Film vizyona girdiğinde ise tüm sosyal ağlarda (ki hepsine üyeyim), tüm internet sitelerinde, yol üzerindeki afişlerde filmi gördüm. Tabi altta gözüken yönetmen ibaresi de dikkatimi çekmedi değil. David Fincher hada ilk dönemlerinden beri severek izlediğim bir yönetmendi.Ancak aklıma kazınmış gişe filmi fikri beni filme pek yaklaştırmıyordu. Nitekim filmi izlemeye giderken de ayaklarım geri geri gidiyordu. Bu arada dürtmeyle çalıştığımı belirtmeliyim. Zaten sorun da benim nasıl çalıştığım değil…

Fincher yine bir roman uyarlaması ile çıkıyor karşımıza. Romanın yazarı ise, Ben Mezrich. Kitabın orijinal adı ise The Accidental Billionaires (Kazara Milyoner). Kitabı okumadım ancak Fincher’ın uyarlama başarısını bildiğimden bazı şeyleri es geçtiğini düşünmüyorum. Ben Mezrich ise dünyanın en büyük sosyal ağ kurucusu Mark Zuckerberg’in Facebook’u kurma aşamasını anlatıyor. Ben Mezrich bu aşamada Zuckerberg ile hiç görüşmemiş ancak ona yakın insanlarla röportajlar yapıp hakkında çok araştırma yapmış ve bu kitabı derlemiş. Zuckerberg kitap ve film hakkında pek yorum yapmasa da en doğru şey giydiğim kıyafetler dediği de geçen notlar arasında.

Filme biraz giriş yapalım. İlk dakikalarından itibaren film izleyiciyi diyalog manyağı yapıyor. O kadar çok ve hızlı diyaloglar gelişiyor ki, siz yoruluyorsunuz. Ancak hikayenin akışı, bulunan ortamlar, bu diyalogların akıcı olmasına sebep oluyor. Filmi izlerken aslında Zodiac çok geldi aklıma, belki de işlenişi ve kurgu yönünden belkide o durağanlığı yüzündendir. Filmin bir dikkatimi çeken tarafı ise her şeyin, isimlerin, kurumların bire bir kullanılması. Film kesinlikle davaya açık kapı bırakıyor. Tabi bu durumda Zuckerberg reklamın iyisi, kötüsü olmaz diye yaklaşıp seste çıkarmayabilir. Film Zuckerberg’in direkt özel hayatına bakış atarken yapılan iş doğru mudur diye soruyoruz ancak Zuckerberg’in yaptığı özel yaşantıyı talan eden yapı bunu sorgulamamı yarıda bırakıyor.

Film aslında sıradan bir filmdi. Fincher için kolay bir lokmaydı yani. Aslında filmin gişe için olmuş olduğu fikri izledikten sonrada bırakmadı yakamı. Genel perspektifte filme baktığımda, Zuckerberg’in Shawn Fannin (kendisi Napster’in kurucusuymuş bu filmde öğrendim saygı duydum) diskodaki konuşmaları, müzik ve atmosferi (ki arkada çalan müzik ise pek sevdiğim Armin van Buuren‘e aitmiş sonra öğrendim); kano yarışındaki müzik ve çekim aklıma kazınan cinstendi.

Film ne kadar gerçeği yansıtıyor bilmem ama Zuckerberg’i internette aradığımızda resimlerinde sürekli güler görüyoruz. Ancak filmde ise sürekli düşünceli, somurtan sanki sürekli kuyu kazmaya entrikalar çevirmeye endeksli biriymiş gibi çıkıyor karşımıza. Ancak orijinal Zuckerberg sanki böyle eblek eblek gülen, gereksiz, geyik bir adammış izlenimi yaratıyor insanda.

Film Zuckerberg’in Facebook’u kurmasını anlatıyor. Sevgilisinden ayrıldıktan sonra, içindeki öfkeyi susmak için okuldaki bürün küplerin sitelerini hackliyor ve kız resimlerinin oylandığı bir site yapıyor ve site çok kısa sürede büyük hit olarak üniversitenin ağını çökertiyor. Bunun üzerine Zuckerberg disiplin suçu ile uğraşırken, aslında insanların herhangi birini değil de tanıdıklarını oyladıkları için sitenin hit aldığını düşünüyor. Bir yerde bu kuracağı sosyal sitenin de tabanı sayılabilir.

Ancak asıl fikir, Tyler ve Cameron Winklevoss kardeşlerin internet ortamında kulüpleri arasında insanların arkadaş olabilmelerini sağlayan bir site fikri ile Mark’a gelmesi ile atılır. Bu iki düşünce birleşince ise, Mark çalışmalara başlar. Bu arada Winklevoss kardeşler Mark’a ulaşamaz, markta onları tabiri caiz ise sallar. Winklevoss kardeşler fikirlerinin çalındığını söyler ve film bu dakikadan film sonra çalıntı mı değil mi sorgulamalarının canlandırması ile geçer.

Mark site fikrini ortaya atar ancak paraya ihtiyacı vardır. Finans konusunda arkadaşı, Eudardo ona yardımcı olur ve finans müdürü olarak sitenin sponsoru olur. Aslında her şey güzel gitmektedir. Sitenin adı thefacebook olmuş, üye sayısı günden güne artmaktadır. Eudardo bu arada kendilerine reklam verecek şirketler aramaktadır. Mark ise bunun daha erken olduğunu düşünür.

Mark, Sean Parker ile tanışır ancak bu tanışma Eudardo’nun pek hoşuna gitmez. Sean Parker aslında facebook’un şimdiki ismini almasına ve yerinde olmasında büyük katkı sağlamıştır. Yaz tatili geldiğinde ise siteyi geliştirmede yardımcı olan bir kaç stajyer ile Sean Parker’ın tavsiye ettiği Califonia’ya taşınır ve bu evde tesadüfen Sean Parker ile tekrar karşılaşır. Sean, Mark’ın yanına yerleşerek onun milyon dolarlık anlaşmalar yapmak isteyen yatırımcılarla görüşme ve Facebook’u büyük bir şirket yapma yolunu aralar.

Tabi Parker’in Facebooktaki bu etkinliği Eduardo’yu rahatsız eder ve Mark’ın Facebook hakkındaki farklı düşünceleri ilişkilerinde ufak çatlaklara sebep olur Mark’la işin en başında yaptıkları anlaşma gereği Facebook’ un ortağı olan  Eduardo, Sean Parker  ve büyük yatırımcıların devreye girişiyle anlamadığı bir takım yetki sözleşmelerine imza atar ve devre dışı kalır. Tabi şirket büyüdükçe sorunlarda büyümeye devam eder. Sean’ın uyuşturucu baskınında yakalanmasından sonra Mark onu’da devre dışı bırakır.

Filmde hem Eduardo, hem de Winklevossların açtığı davanın incelenmesi yapılıyor. He ikisi de hat talep etmekteler haklı olarak. Film ve kitapta aslında Mark’ın fikir hırsızı olup olmadığını sorguluyor. Bununla birlikte paranın onu değiştirmesini be arkadaş ilişkisini inceliyor. Film bu konuda Facebook’un kurulmasından çok Zuckerberg’i yargılıyor.

Başarılı kurgu, başarılı müzikler, başarılı oyunculuk. Ancak başarılı bir konu olduğunu söyleyemeyeceğim. Hala fikrimi savunuyorum gişe için yapılmış bir film. Ancak bu kadar kapitalist ve bu kadar hayatın içine girmiş bir konu olduğu için bu senenin Oscar’a en büyük adayından biri olarak görüyorum. Sırf bu yüzden. Kişisel kanımsa sıradan bir film…

Yönetmen: David Fincher

Senarist: Aaron Sorkin, Ben Mezrich (kitap)

Oyuncular:

Jesse Eisenberg Mark Zuckerberg
Rooney Mara Erica Albright
Bryan Barter Billy Olsen
Brenda Song Christy Lee
Armie Hammer Cameron Winklevoss / Tyler Winklevoss
Joseph Mazzello Dustin Moskovitz
Patrick Mapel Chris Hughes
Max Minghella Divya Narendra
Andrew Garfield Eduardo Saverin
Justin Timberlake Sean Parker

Linkler:

www.thesocialnetwork-movie.com/

http://www.imdb.com/title/tt1285016/

A Nightmare on Elm Street / Elm Sokağında Kabus

Zaten filmin tekrar çekileceğini duyduğumda içimde bir heyecan belirmişti. Bu heyecan eski dostun tekrar geri gelmesi gibi bir şeydi. Eh bir yerde Freddy kankamızdı bizim. Sinema tarihinde hiç bir karakter hele hele, korku filmi karakteri bu kadar sevilmemiş fanları olmamıştır. Tabi Freddy’nin bu kadar sevilmesinin sebebi elbetteki Freddy rolü ile özdeşleşen, Robert Englund olmuştur. Şimdi yeni çevrimde filmin tek eksiği olarak Robert Englund‘ı gösterebiliriz. Robert Englund‘sız bir Freddy hiç tat vermiyor…

Öyle ki Robert Englund Fredi karakterine iki şey aşılamıştı. Korkunç ama komikti Freddy karakteri ancak son çevrimde, Jackie Earle Haley karakteri oldukça başarılı bir oyun sergilemiş ama ben Robert Englund‘daki o samimiyeti göremedim kendisinde. Jackie Earle Haley sempatiklikten yoksun daha karanlık bir Freddy çıkartmış kaşımıza…

Bunun haricinde film için söylenecek kötü şeylerden biri ise Freddy’nin makyajıydı. Film özel efektlerle desteklenmiş ama Freddy makyajı kesinlikle olmamış ve ses pek oturmamış. Ana hikayeye sağdık kalınmış abuk sabuk fevri hatalar yapılmamış. Hikayeye sağdık kalınması bir yerde iyi olmuş çünkü eklemeler çıkarmalar, yada olayları abartmalar tam anlamıyla bir Elm Sokağı faciasına dönüşebilirdi.

Yalnız şunu belirtmek istiyorum iyi bir kopya olmuş. Diğer kopya ve uyarlamalar gibi içine etmemişler. Ancak belirttiğim gibi kara bir Freddy karşımızda. Espri anlayışı sıfır, eğlendirme gibi bir misyonu yok. Şimdi tabi iki arada bir derede kalıyoruz. Freddy böyle mi olmalıydı diye? Benim gibi fanatikleri tatmin etmemiştir film ama doğrusunu söylemek gerekirse de bozmadan yapılan iyi bir film olmuş. Ancak bu korku severleri tatmin etmez…

Görsellik ve efektler sırıtmadan çıkıyor karşımıza. Bu konuda takdir ediyorum ekip üyelerini. Ancak bir kere daha anlıyoruz ki efekt demek iyi bir şey demek değildir. Filmin konusuna deyinemeyeceğim bile. Başarılı bir uyarlama olmuş, ancak filmde o ilk filmdeki -ki ilki ile kıyaslıyorum- samimiyet yok… filmin gerçekten film olduğu bariz belli. Oysa Freddy’nin sevilme sebeplerinden birisi, bize çok yakın olması, çok sempatik olmasıydı. Ölüm makinesi geliyor bizi öldürecek edası işlenmiş filme… Korkmuyoruz tabi…

Keşke şöyle eski kült filmler gösteren filmler olsa da şu filmleri, sinemada izleyebilseydik. Yani versiyonu bile olsa Elm Sokağında Kabus’u  sinemada izlemek ayrı bir zevkti… Bu arada filmin ikincisi de yolda…

Yönetmen: Samuel Bayer

Senaryo: Wesley StrickEric Heisserer, Wes Craven (karakterler)

Oyuncular:

Jackie Earle Haley Freddy Krueger
Kyle Gallner Quentin Smith
Rooney Mara Nancy Holbrook
Katie Cassidy Chris Fowles
Thomas Dekker Jesse Braun
Kellan Lutz Dean Russell
Clancy Brown Alan Smith
Connie Britton Dr. Gwen Holbrook
Lia D. Mortensen Nora Fowles

Linkler:

http://www.nightmareonelmstreet.com/

http://www.imdb.com/title/tt1179056/