Etiket arşivi: Rose Byrne

Dönüş / The Turning

Dönüş / The Turning buraya ayacağım en kısa özetli festival filmi olacak sanırım. Bunun sebebi filmin Avustralyalı ödüllü yazar Tim Winton’un aynı isimli kısa hikayelerinin bulunduğu kitabından uyarlanmış olması. Yani bu film için bir kitaptaki öykülerin görselleştirilmesi diyebiliriz. Okumaya devam et

Insidious: Chapter 2

İlk film ile beni şaşırtan ikincisinin de çekileceğini duyduğumda merakla beklediğim film Insidious: Chapter 2. İlki ile kıyasladığımda daha gerçekçi bir film var karşımızda. Bu da ilk filmin, nasıl derler, laubali samimiyetinin ikinci filme geçmediğini görmemi sağladı. Eğlendirmekten çok korkutmak amacı gütmüş bu film. İlk filmin izlerini taşıyıp onun izinden gitse de aynı tadı almadığımı söylemeliyim.

Yine düşük bütçe harcanmış film için. Çok fazla özel efekt kullanılmamış ancak ilk film kadar olmasa da bu filmde o göze batırmayan sahneleri ile izleyiciyi ürpertmeyi başarmış. İlk film kadar eğlenceli olmayıp, korku konusunda da çok başarılı değil. Okumaya devam et

X-Men: First Class

Film vizyona girdiğinde çakma bir X-Men’ın karşıma çıkacağını düşünerek, sinemada filmi izlemeye gitmemiştim. Nedense film bana sadece gişe kaygısı güden bir X-Man filmiymiş gibi geliyordu. Karakterlerin geçmişini anlatma fikri, aklımızda betimlediğim karakterlere ters düşer diye belki filmi izlemekten korktum. Bu şekilde onlarca cümle de sıralayabilirim.

Filmi izlemeden önce, yönetmenin önceki işlerine baktım. Snatch. gibi bir filmin prodüktörlüğünü yapmış zamanında. Son olarakta kale alınabilecek film olan Stardust‘ı çekmiş. Zaten sırf Stardust‘ın hatırına filmi izlememi biraz daha öne çektim.

Öncelikle belirtmem lazım ki film beklediğimden başarılı çıktı. Buna belkide beklentilerimin düşüklüğü sebep olmuştur ancak, yönetmen Stardust‘ta yaptığını tekrarlamış ve izleyiciyi filmin içine çekmeyi başarmış. Tüm karakterlerin yaşlılıklarını bildiğimizden onların genç hallerini izleyiciye benimsetmek biraz zor olacaktı, ancak yönetmen karakter seçimlerini de oldukça başarılı bir şekilde yapmış.

Film X-Manlerin tarihini güncel tarihle birleştirip vermeye çalışmak oldukça iyi bir fikirdi. Ancak güncel tarih ile birleştirirken bakış açımız, yine Amerikan tarihi bakış açısı. Zaten daha ne bekleyebilirdik ki? Filmde Nazi dramı -Magneto’nun var olma sebebi-, ırkçılık, iyi ve kötü taraf bariz bir şekilde çekilerek verilmiş. Nazi dramı olmazsa olmaz. Burada Magneto’nun film boyunca annesini öldürenlerin peşinden koştuğunu görüyoruz. Bir de Xavier’ın o kadar okuyup ettikten sonra birden seve seve Ruslara karşı savaşmayı kabul edip ekip toplaması ayrı bir durum ki Xavier savaştan yana olmamakla kazınmış aklımıza. Bir diğer husus ise, yardımlarını aldıkları mutantlara -iki ordu da savaş hallerini kesip- saldırması ve Magneto’nun geriye yönlendirdiği silahları Xavier’ın durdurmaya çalışması. Ama kendisi Rusları öldürmeye gidiyordu… Ben tarihin çarpıtılmasını bıraktım, bari bunlar ve bunun gibi şeyler düzgün olsaydı.

Filmin anlattığı tarihe, gördüğümüz işittiğimiz bazı noktaları göz ardı edersek efekti kurgu ve oyunculuk bakımından başarılı. Film kendine çekiyor izleyiciyi ve sonuna kadar da sıkılmadan bağlı tutuyor. Aksiyon sahneleri de tatmin edici. Hatta genel hatları ile bakıldığında film en iyi X-Man filmlerinden biri olmuş.

Film 1944’de başlıyor. Erik, Nazi toplama kampında ailesinden ayrıldığında yeteneği ortaya çıkıyor. Bir Nazi subayı albayda Eric üzerinde araştırma yapmak istiyor ve yeteneğini kullansın diye annesi gözlerinin önünde öldürülüyor. Aynı dönemde Amerika’da ise Charles Xavier adında yakışıklı, zengin, zeki ve başarılı bir genç yaşamaktadır.Koskoca evde yeteneği sayesinde kimseye muhtaç olmadan yaşamaktadır. Bir gün evine kendisi gibi çocuk ve Raven ile tanışır ve birlikte büyürler. Raven (Mystique) görünüşünden dolayı pek mutlu değildir ama.

Charles Xavier eğitimini tamamlar ve profesör olur. Bu sırada Amerika ve Rusya arasında soğuk savaş baş göstermektedir. Bu arada eski Nazi subayı olan Sebastian Shaw -aynı zamanda Eric’in (Magneto) üstünde deneyler yapan ve onun annesini öldüren kişi- kendi yeteneklerini keşfetmiş, mutantları etrafına toplayarak iki ülke arasında nükleer bir savaş çıkarmak için çaba göstermektedir. Bu şekilde mutasyona uğrayan insanların sayısını arttıracağını düşünmektedir. etrafında bir grup mutantı toplamıştır.

Amerikan üst düzey yöneticileri Xavier’dan kendine bir ekip toplayıp Rusya’ya karşı savaşmasını isterler. Burada Her ne kadar Rusya büyük düşman kötü adam olarak gösterilsede ufak bilek hareketleri ile bütün suç Sebastian Shaw’ın üstüne kaçmıştır. Tabi düşman ortak olunca Erik ve Charles’in yollarıda kesişir. Hatta ilk ekibi beraber toplarlar.

Savaşın patlak vermesine ramak kalmıştır. İki ülkenin savaş gemileri burun buruna gelmiştir. Bu arada mutantlarımız, savaş olmaması için çabalar. Suyun altında gizlenen, Sebastian Shaw’ı da ortaya çıkartırlar ve sorunu çözerler. İki tarafta savaş çıkmayacağını anlayınca anlaşmalı gibi adadaki mutantlara saldırırlar.

Fazla ayrıntıya takıldığımız da zevk alamayacağımız bir film X-Men: First Class. Öyle ki teleport yeteneğine ait bir abimiz var filmde ki bu yeteneği nasıl almış bilmiyoruz. Birde ağzından güçlü sinyal gönderip uçan arkadaş, bağırmayı kesince de baya baya uçabiliyor. Sonuç olarak eğlenceli, kendini izleten bir film. Ancak tutarsızlıklar ve hatalarla da dolu.

Yönetmen: Matthew Vaughn

Senarist:

Ashley Miller
Zack Stentz
Jane Goldman
Matthew Vaughn
Sheldon Turner
Bryan Singer

Oyuncular:

James McAvoy Charles Xavier
Laurence Belcher Charles Xavier (12 Years)
Michael Fassbender Erik Lehnsherr / Magneto
Bill Milner Young Erik
Kevin Bacon Sebastian Shaw
Rose Byrne Moira MacTaggert
Jennifer Lawrence Raven / Mystique
Beth Goddard Mrs. Xavier / Mystique

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt1270798/

http://www.x-menfirstclassmovie.com/

Insidious

Şöyle B-movie tadını almak amacı ile izlemeye başladığım film Insidious. Yapımcının da Saw ve Paranormal Activity’ni yapımcısı oluğunu, afişte görünce filmin iyi olabileceği düşüncesi daha da sardı beni. Hem kötü olması için ne sebep vardı ki? İkinci üçüncü film olsa beklentiyi düşürmekte fayda vardı ancak bu filmin iyi çıkabilme olasılığı oldukça yüksekti. Zaten filme şöyle bir göz attığımda filmin seksenlerden çıkma olduğunu sanmıştım ancak IMDB beni oldukça yanılttı.

Film B-movie olarak beni tatmin etmedi. Ancak normal bir film olarak oldukça başarılıydı. Tabi filmi de biraz seksenlerin bakı açısı ile izlemekte fayda var. Diğer türlü, efekler ve makyajlar insanı kesinlikle tatmin etmiyor. Tabi bu filmi düşük bütçeli olmasınından kaynaklı. Bütün bunlara rağmen, film konusu ve işlenişi ile oldukça başarılı.

Öyle ki film klişeleri de iyi kullanmış.  Bu sebepten dolayı, filme klişe diyenler çıkacaktır elbet. Film yapı olarak klasik bit yapıya sahip. Perili bir ev, içine şeytan giren bir insan arasında hikaye örülüyor. Zaten korku filmi olarak daha ne olabilir ki? Insidious’da bu klişeleri iyi kullanmış. Film yine çocuklar etrafında dönüyor. Film çocuk etrafında dönünce, şeytanımsı yaratığın bir palyaçoya benzemesi kaçınılmaz. Burada atfedilecek bir çok yapım var.

Neyse filmin konusuna döneyim. Josh ve Renai üç çocuklarıyla beraber, Josh’un işi sebebi ile eski bir eve taşınmışlardır. Ancak evde garip şeyler dönmektedir. Aile her ne kadar mutlu gözükse de adamın çok çalışması sebebi ile karısı ile arasında bir küçük bir sorun vardır. Bir gün kaza sonucu küçük çocuklarından biri komaya girer. Her türlü doktor küçük çocuğu görür ancak onun hastalığına hiç kimse teşhis koyamaz.

Son çare olarak Josh’un annesi Lorraine duruma müdahale eder ve olayın paranormal bir şey olduğuna Renai’yi inandırır. Josh tabi duruma pek sıcak davranmaz ama onların kırılmasını istemediği için de istediklerine göz yumar. Lorraine, Elise Rainier adında bir parapsikologu eve getirir. Elise Rainier asıl sorunu çözmüştür bunu Josh’a açıklar ama Josh duruma inanmadığı için kadını kapı dışarı eder.

Tabi bir süre sonra onu kendisi çağırır. Çünkü ona hak vermiştir. Küçük çocukları astral seyahat sırasında diğer tarafta kaybolmuş bedenine geri dönememektedir. Bunun yanı sıra diğer tarafın en kötüsü de bu boş bedeni ele geçirmek istemektedir. Josh bu esnada kendisinin de astral seyahat yapan biri olduğunu öğrenir. Küçükken aynı sorunla karşılaştığı için, Elise Rainier ona yardım etmiştir. Şimdi ise yapması gereken yine bir seyahate çıkıp oğlunu kurtarmaktır.

Filmin konusu kısaca böyle. Aslında kısaca değil direkt böyle. Ama izlenmesi oldukça zevkli bir film. Zevk derken korku sinemasının da eğlence sineması olduğunu düşünerek söylüyorum. İzleyin derim ben…

Yönetmen: James Wan

Senarist: Leigh Whannell

Oyuncular:

Patrick Wilson
Josh Lambert
Rose Byrne
Renai Lambert
Ty Simpkins
Dalton Lambert
Andrew Astor
Foster Lambert
Lin Shaye
Elise Rainier

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt1591095/

Knowing – Kehanet

İlk defa bir yazıya başlamadan önce bu kadar uzun hazırlık evresi geçiyorum. Masanın başına oturup bilgisayarı dik bir konuma getirip, ilaçtan dolayı ağırlaşmaya ve başlayan vücuduma inat, yanıma aldığım suyumdan bir yudum alarak, parmaklarımı kenetleyip, avuç içimi dışarıya doğru uzatarak seslerini duyup, boynumu sağa sola hareket ettirip kendimi rahatlamaya başlattıktan sonra içten bir bismillah çekip, harfleri tuşlamaya başladım.
Sebebi zorlanmam yukarıda adı geçen filmin bir Alex Proyas filmi olasından dolaydır ve asıl heyecanımın sebebi ise Proyas’ın bu filmle dönüş çanlarını çalmaya başlamıştır. Daha ilk yazıların ilk geçişinde perdede “Mysteryclock” yazısını görmem beni birden bire heyecanlandırdı. Evet bu filmde bir şeyler olduğunu biliyordum. Her ne kadar Nicolas Cage ismi beni korkutsa da beklediğim başıma gelmedi.

Okumaya devam et