Etiket arşivi: Rosemarie DeWitt

Poltergeist

1982 Tobe Hooper imzalı filmin yeniden çevrimi olan Poltergeist ilki ile kıyaslandığında elbetteki ilk filmin yerini tutmuyor. Bununla bilikte daha fazla görsel tatmin beklerken karşılaşamamış olmam beni büyük bir hayal kırıklığına uğrattı. Birde filmin yönetmeni City Of Ember‘dan tanıdığımız Gil Kenan olunca biraz daha hayal kırıklığına uğradım. Aslında bu film içinde eksik kalmış demiştim ama yönetmenin oradaki görselliğini görünce sanki bir sonrakinde daha iyi işler çıkartırmış gibi düşünmeye başlamıştım. Ama Gil Kenan’da kumaşını belli etmiş oldu.

İlk filmin teknolojisini düşünürsek bu filmin çok daha iyi olması gerekirdi ama o dönemin makyaj ve dekoruna yetişememiş. Filmin anlatım dili de oldukça basitti. İlk filmin üzerine hikaye bağlamında da pek bir şey konulmamış film karşımıza sıradan bir uyarlama olarak çıkmış. İlk filmden kendini ayıran hiç bir unsur göremedim ben.
Okumaya devam et

Nobody Walks

‘un izlediğim ilk filmi Nobody Walks. Açıkçası diğerlerini neden izledim diye de düşünmedim. Film oldukça yüzeysel bir şekilde işlenmiş. Ne anlatmak istediği yada ne olduğu konusunda pek bir şey anlayamadım. Film kadınların cinsel yönünü ele almış ve bu bir aile üzerinden yapılmaya çalışmış. Ne kadar başarılı olduğu da tartışılır.

Hikaye Martine karakterinin Peter’in evine gelmesi ile başlıyor. Martine 22 yaşında genç ve güzel bir kadındır. Tabi bu güzelliği karşısında erkekler onu cinsel bir obje olarak görür. Daha filmin ilk sahnesinde uçakta birlikte yolculuk yaptığı adamla ilişkisi göz önüne geliyor. Martine eve vardığında Peter onu karşılar. Martine yapmış olduğu bir film için ses uzmanı olan Peter’den yardım ister. Bu işe anladığım kadarıyla aracı olan ise eşi psikiyatrist olan Julie’dir. Film bu konuda pek açıklayıcı değil. Okumaya devam et

The Watch

Nasıl bir filmle karşı karşıya olduğumu ben de bilmiyorum. Film be iyi ne kötü. Kendini izlettiriyor ancak ne veriyor diye sorarsanız ben pek bir şey alamadım. Sanki bana MIB’in birazcık absürd komedisiymiş gibi geldi. Tabi komedi biraz Amerika ile sınırlandırılmış. Öyle ki esprilerin çoğu Amerikalıların anlayacağı dilden. Klasik olarak sistem eleştirisi de yapılmış. Ama bunlar kıyıda köşede kalıyor.

Filmin yönetmeni Akiva Schaffer adında bir şahıs. Kendisini ilk defa duyduğumu söylemeliyim. Yaptığı işlere baktığımızda televizyon sektörüne ait bir çok şey görebiliyoruz. Bu filmde de aslında yapılan iş klasik. Filmin hikayesi ise oldukça basit. Boşluklar konu geçişlerindeki kopukluk çok fazla. Neyin neden olduğuna dair hiç bir bilgi verilmiyor. Sadece durum komedisi olarak düşünülmüş ama durumlar pek belirtilmemiş. Okumaya devam et