rüzgar kırıntıları alır bizi bırakır göt gibi…

aynen böyle yapıyor. çoğu denizde, diğerleri ise orada burada dolanmakta. havada bir gariplik var. ocak sonu bu kadar sıcak olmamalı. şimdi orta ölçekli bir sarsıntıyla dalgalar beni alaşağı edip marmaranın zenginliklerine ulaştırsa ne güzel olur… Kimse bana ne olduğunu anlamaz. Derinliklerde deniz kızları var mıdır acaba? Zaten olsa bile bizim memlekette yaşamaları zor biraz. Ya balık diye yenilirler yada kız diye. Sonları Neyse artık mutaassıp bir devlet oluyoruz ya kız diye yiyeceklerden kurtulmuş olurlar eh rakıda içilmeyeceği için artık balıkta yenmez zevki çıkmaz yani. anlaşılan şu saatten sonra deniz kızları piyasaya çıkabilir. yuh dur lan unutuyordum bu kezde ne bunlar çıplak çıplak deyip kızcazları taşa tutarlar…vay be… cinler falan var da acaba vampirler, kurt adamlar var mı? succubuslar, cadılar falan… he cadılar vardı eskiden sanırım. ama gözümle görmediğime inanmam ki. Şöyle bişiler çıksa karşıma da ödüm bokuma karışsa. acayip bir gereksinim duyuyorum altıma etmek için… Bi Tsukune kadar olamadık… neyse …

dalgalanmalar…

Bugün ne okayacak ne de yazacak gücü görebiliyorum kendimde. Buna rağmen bir kaç tuşa dokunup anlamlı cümleler oluşturmaya çalışmak üzerindeki bulutlu havayı kaldıracak düşüncesiyle, parmaklarımı klavyenin üzerinde gezdirmeye başladım.  Az önce Goddess Artemis‘in hediyelerinden biri olan Hayao Miyazaki‘nin Kiki’s Delivery Service (1,2) amimesini büyük bir ilgi ile izledim. Goddess Artemis‘e özel teşekkürlerimi sunuyorumve sanırım Kiki’s Delivery Service‘in küçük bir tanıtımını çarşamba günü yapacağım… İnternet gaeteletinden şöylebir dolaştım. Çoğu kötü haber arasında hani benide pek ilgilendiren Marmara fay hattının hareketliliği hakında haberlere rastladım. Dün akşam annem de telefonla aramış televizyon izlemeyen oğlunu, Marmara’daki hareketlilik yüzünden uyarmıştı. Ben ise şu zamana kadar hiç bir şey hissetmediğimi söyledim. Bir sorundur ki depremleri hissedemiyorum ben. Acaba o çalkanılı döneminde İzmitte bulunduğum için mi artık ufak tefek sarsıntıları hissetmiyorum yada askerliğimi denizci olarak yapıp sürekli sallandığım için mi bilmemiyorum ama sanıyorum ki şu sallantıları hissedenler vardır. Yoksa televizyonlar/gazeteler neden insanları ayğa kaldırmak için böyle haber …

ah ah. vakti zamanında annem “oğlum her işi öğren başının ucuna koy” demişti (hala da der). eh bende mümkün olduğunce herşeyi öğrenmeye çalıştım, öğreniyorumda. iyi mi yaptım o da ayrı bir konu. herşeyi bilmek çokta iyi değil. herşey üzerinize kalıyor yahu. bu durumda aptala yatmak aslında en iyisi. anlamam, bilmem, etmem. ama bazen can sıkıntısından yapasınız geliyor elinizle yuttuğunuz iş üstünüze görev olarak kalıyor. nedendir acaba? sıkıldım yine…

ne olduğumu biliyorum. ya da nasıl yaşadığımı. beklentilerim sadece umutlarımdan ibaret ve hayallerim kadar uzak. aslında dört kişiyim. üçü ben, biri ise dışımdaki düşüncelerim. her şey bulanık. hızla kayan bir cismin ardında bıraktığı tozlardan ibaret. biraz daha düşündüğümde içinde boğulacakmış gibi oluyorum ve tozlar boğazımda yavaş yavaş birikiyor. eski bir anı değil bu. yada sürekli tekrar eden bir lanet, tekerlek altlarında. buradayım. ellerimi görebiliyorum gökyüzüne kaldırdığımda ve ardında uzanan koyu maviliği. bu gün yağmur yağacak. sessizim. sessizlik içime açılan yaraların sadece geçitlerinden biri. nefes alır gibiyim ve uzaktan aldığım her nefesin kaydını alıyorlar. oradakiler, oradalar… ancak, şimdi sessizliğim, ilhamın korunaklı duvarlarında. adı geçmese de sakince işleyen benliğimin şartız kıvrımlarında. daha ne kadar yaşayabilirim? video kasetler gibi ömrüm olur mu, yada hiç kayıpsız kopyalatabilir miyim kendimi? peki ya eline geçme ihtimalim? soru işaretleri… bir ihtimal yere yansıyan gölgemi yakalayabilirim. sözlerimi savurabilirim üzerine, yada hala sıkmayı beceremediğim yumruklarımı. içimde bir pencere… masanın …

Bu sabah sert bir rüzgar çarpıyor suratıma apartmanın kapısından dışarıya süratlice fırladığımda. Mi[ğ]demde bir kazıntı, şakaklarımdan inen, kurumamış saçlarımdan süzülen damlalar, terle karışık. Başım hafifçe dönüyor. Gözlerimin ardında küçük iğne batıkları ve rüzgarın uzaktan getirdiği çöp kokusu. Bu gece uyanamadım. Sürekli hayatıma ansızın giren kişilerin karakterlerini gördüm. Belli belirsiz flû bir boşluk içersisinde. Şu an hatırladığım tek şey terden sısılsıklam olan yastığımdan başımı kaldırdığımda gözlerimin önündeki soluk görüntü. Saat 05:45 olmuş telefonum nasıl gelmişse sırtımın altından çıkıyor. Bu gün herşey güzel, midemdeki ufak kazıntı haricinde. Umut ediyorum gazeteleri okumadığım sürece daha da güzel olacak. Sekiz gün sonra göreceğiz mutasyona uğramış dünyayı, biz de ona uyum sağlayarak.

bin parçayım. her biri kendine muhalefette. artık vücudum bir bütün, insanlardan vazgeçmiş kendine oynuyor. yavaş yavaş hayata inandım ve sürekliliğine. ne kadar ölsem ne kadar kessem bileklerimi yüzümdeki ifade aynı. sadece yeni bir hayata uyanıyorum. eskisinden daha beter bir hayata. geçmişte yaşamış olamam. peki ya gelecekte? korkularım beni bunları söylemeye iten. düşünebildiğime inanamıyorum. bir et parçasının beni yönlendirdiğine. kesip atsam, oturup yesem… kim ne nasıl… habersiz…

dilerim tanrıdan gülmesin yüzün.

başlığa bakıp beddua ettiğimi düşünen olmaya ki yok öyle birşey. birden aklıma bülent ablanın beddua şarkısı arkıma geldi. hani bunun üzerine de iyi bi içilir aslında. yuh dur diyor içimden bir ses hem antibiyotik alıyorsun hem içme planları yapıyorsun. iki gün sonra fareli köyde kaval çalmaya başlarsın. kavaldan çok ney düşünüyorum. hemen evimin sokağının başında neyzenler derneği hani şöyle takılsam oralara biraz ersem biraz çalsam. ikinci bir mercan dede olsam. yok en iyisi hemşehrim gibi olayım bir Neyzen. bu işi durup durup düşünüyorum. ulan ben hastayım ama moralim iyi gibi. bugün yüzebilirim bile. neresi olduğu önemli değil. hayatımda ne boklar dönüyor. benim bile haberim yok. sadece sesizge izliyorum. ulan bilardo tolu gibi oldum Murathan Mungan’a özenerek. Cinnet uzun bir mail atmış, kısa bir cevapla geçiştirdim. okuyorsan lan kızım vallahi yazacak takatim yok. aha böyle saçmalıyorum iyice. neyse özür faslınıda geçiştirdik. şimdi başka ne yazacaktım. iyiyim iyi, hayatımdaki erkeklerinde kadınların da …

Back to Top