Poltergeist

1982 Tobe Hooper imzalı filmin yeniden çevrimi olan Poltergeist ilki ile kıyaslandığında elbetteki ilk filmin yerini tutmuyor. Bununla bilikte daha fazla görsel tatmin beklerken karşılaşamamış olmam beni büyük bir hayal kırıklığına uğrattı. Birde filmin yönetmeni City Of Ember‘dan tanıdığımız Gil Kenan olunca biraz daha hayal kırıklığına uğradım. Aslında bu film içinde eksik kalmış demiştim ama yönetmenin oradaki görselliğini görünce sanki bir sonrakinde daha iyi işler çıkartırmış gibi düşünmeye başlamıştım. Ama Gil Kenan’da kumaşını belli etmiş oldu.

İlk filmin teknolojisini düşünürsek bu filmin çok daha iyi olması gerekirdi ama o dönemin makyaj ve dekoruna yetişememiş. Filmin anlatım dili de oldukça basitti. İlk filmin üzerine hikaye bağlamında da pek bir şey konulmamış film karşımıza sıradan bir uyarlama olarak çıkmış. İlk filmden kendini ayıran hiç bir unsur göremedim ben.
Continue reading “Poltergeist”

Seven Psychopaths / 7 Psikopat

Oldukça eğlenceli bir izlenim ve kurguya sahip bir film Seven Psychopaths. Eğlenceli dediysem de komedi değil elbette. Bildiğiniz düşündüğünüz psikopatlar filmde mevcut. !f İstanbul’da Galalar arsında karşımıza çıktı ve aslında Türkiye’ye çok geç geldiğini düşünüyorum. Şu ana kadar izlediğim en iyi festival filmi diyebilirim Seven Psychopaths için. Yazar, yönetmen, senarist ‘in ellerinden çıkmış bu işte. Kurgusu sık dokunmuş başarılı bir film.

Öncelikle filmin adının beni yanılttığını söyleyebilirim. Beklediğim yedi psikopat beni tam olarak tatmin etmedi. Filmin ilk yarım saatinde de zaten aksiyon ve psikopatlılık hat safhadayken film iyi yolda beklediğim gibi gidiyor derken birden beni yanıltmaya başladı. Tabi bu yanılma aklımda kurguladığım filmi suya düşürürken karıma apayrı izlenimi zevkli bir film çıkarttı karşıma. İyi kide böyle olmuş demedim desem yalan olur. Continue reading “Seven Psychopaths / 7 Psikopat”

Cowboys & Aliens

Kovboylar ve uzaylılar fikri bana her zaman cazip gelmiştir. Hatta bu fikir Undead ile aklıma iyice yerleşmiş buradaki kovboy çakması yüzünden kendilerine ayrı bir sempatim oluşmuştu. Bu sempati Cowboys & Aliens’ı da merakla beklemem için yetti arttı bile. Sinemalara geleceği günü beklerken şartların elvermesi ile gidememiş olmam filmi evimin konforunda oturup izlerken aslında bana çokta şey kaybetmediğimi gösterdi.

Belkide filmin tek artısı Harrison Ford ve Daniel Craig‘i görmekti. Tabi bu listeye dahil edebileceğim bir kaç oyuncu daha var ancak filmin bu oyuncuların oyunculuklarını gösterebilecekleri kadar iyi olmadıklarını düşünüyorum. Basit bir konu basit bir, basit diyaloglar ve basit çekim teknikleri ile film olmamışlar arasında yerini almış.

Film Scott Mitchell Rosenberg‘in çizgi romanından uyarlanmış. Kendisini Man In Black’ın yaratıcısı olarakta bildikten sonra bu hikaye için de aslında boş olmayacağı düşüncelerim var ancak izlediğim film beni yanıltır cinsten. Umut ediyorum ki Scott Mitchell Rosenberg bu hikayeyi daha iyi yazmıştı ve hikayeyi bu duruma getirenler para göz yapımcılar.

Öncelikle belirtmeliyim ki filmde sinema dili sıfır. Bu gözünüze resmen batıyor. Hikaye çok basit ilerlerken, kurgu filmden soğutmak için insanı elinden geleni yapıyor. Anlam veremediğiniz bir çok olay birbirine girmiş vaziyette karşınıza çıkıyor. Evet buna filmin kahramanları da bizim gibi anlam veremiyor ancak yapımcıların izleyicilerin türlü türlü uzaylı filmi izlediğini hatırlamaları gerek.

Bu film ile birlikte sanki eski kötü uzaylı furyasına geri dönüyormuşuz gibi geldi bana. Uzaylılar dünyayı işgal etmiş ancak işgal amaçları ise ayrı bir soru işareti. Hepsi kapitalist bir ülke gibi gelmişler ve insanlara savaş açmışlar. Amaç ise para,  altın. Tabi biz onların neden altın istediklerini bilmiyoruz. Film de bize bunu vermiyor zaten. Ancak filmde zengin fakir, hırsız, para muhabbetleri bolca dönerken bunun neden olduğunu rahatlıkla anlıyoruz.

Filmde diğer bir nokta ise bu uzaylılara karşı, kovboylar ve kızıl derililerin beraber savaşması. Biz birbirimizi yeriz ama dışarıdan biri gelirse ona karşı da birlik oluruz mesajını veriyor. Bu senaristlerin demokrasi götürülen ülkelere ufak bir uyarısı mıdır, yoksa biz kızıl derililerle kankaydık deyip kendilerini rahatlatmanın bir çeşidi midir anlayamadım.

Neyse filme dönelim biz. Woodrow Dolarhyde kendisinin kim olduğunu hatırlamayan bir suçludur. Kasabaya geldiğinde ise elbette yakalanır. Ancak hiç bir şey hatırlamamakla birlikte  kolunda da bu dünyaya ait olmayan bir ley vardır. Kasabanın en zengini Jake Lonergan’ın oğlu ile birlikte ceza evine taşınacağı sırada birden gökyüzündeki anlam veremedikleri cisim tarafından saldırıya uğrarlar.

Bu saldırıdan sonra bazı insanları bu uçan şeyler yakalayıp götürmüştür. Gidenlerin içerisinde  Jake Lonergan’ın oğlu ve bir çok kasabalının da yakını vardır. Onların bu saldırısı esnasında ise Woodrow Dolarhyde’in kolundaki bileklik ateş alır. Ertesi sabah ise Woodrow Dolarhyde ve Jake Lonergan yanlarına bir grup insanı daha alarak bu yaratıkları aramaya koyulurlar. Bu sırada ekibe daha sonra kendisinin de uzaylı olduğunu öğrendiğimiz tek dişi Alice katılır.

Eski gangster Woodrow Dolarhyd her şeyi hatırlamaya başlar yavaş yavaş. Tüm bu olanların neden olduğunu. Uzaylıların yerini bulurlar ama sayıca çok cüssece büyük bu yaratıklara karşı yapacak bir şeyleri yoktur. Eski çetesi ile hesaplaşmasını kısacık bitirir ve onlarla uzaylılara karşı savaşmaları için anlaşır. Bu sırada aynı dertten muzdarip kızıl derililerle de ortak düşmanlarına karşı savaşmak için anlaşma yapar. Bu anlaşmada en etkili rolü de iyi uzaylımız Alice oynamıştır.

Velhasıl kelam insanlar birlik olarak teknolokide son noktaya gelmiş uzaylılara tanklarla tüfeklerle diyemeyeceğim, taşla sopayla saldırarak onları püskürtür ve kaçırırlar. Dünya ve ganimetleri insanlara kalırken, Woodrow Dolarhyd ve Jake Lonergan örnek birer vatandaş olurlar.

Özetlemek gerekirse yazıyı, senaryosu, diyalogları, çekim teknikleri, oyunculukları, müzikleri, kendi içindeki tutarsızlıklarıyla izlenmeye değmeyecek bir film. Ancak bana uzaylı yaratıklar olsun diyorsanız o başka.

Yönetmen: Jon Favreau

Senaryo: Mark FergusHawk Ostby, Steve OedekerkScott Mitchell Rosenberg (çizgi roman)

Oyuncular:

Daniel Craig Jake Lonergan
Harrison Ford Woodrow Dolarhyde
Abigail Spencer Alice
Buck Taylor Wes Claiborne
Olivia Wilde Ella Swenson
Sam Rockwell Doc

 Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt0409847/

Iron Man 1 /2

Sanıyorum filmin ilkine yer vermedim. Aslında neden yer vermediğimi bilmiyorum o zaman ilkinden bir anlatmaya başlayalım. Gerçi Marvel’in Iron Man’ını anlatmaya gerek yok ama ben kıza bir özetini yapayım.

Stark Industries’in yöneticisi olan Tony Stark, geliştirdiği yüksek teknolojik buluşlarla dünya çapında üne ulaşmış bir silah sanayicisi ve mucittir. Boş zamanlarında ise hovardalıktan kendini almaz. Aslında bu hovarda karakterin nasıl bu kadar zeki olduğu hep aklıma takılmıştır. Yeni geliştirdiği Jericho füzelerinin tatbikat sonrasında konvoyunun saldırıya uğramasıyla terörist bir grubun eline esir düşer. Bu arada bu savaş ürünlerinin bu kadar popüler olması ve bir şov eşliğinde tanıtılması ayrı bir konu tabiiki.

Tony saldırı esnasında yaralanır. Kalbinin yanına şarapnel parçası saplanmış hayatı tehlikeye girmiştir. Bu sırada kendisini esir alan terör grubunun lideri Raza tarafından gelişmiş bir silahlar üretmeye zorlanır. Tony kendisine verilen bu fırsatı kullanır ve kendisine verilen malzemelerle kendisini buradan kurtaracak bir zırh tasarlar.

Teröristlerden kurtulup ülkesine döndüğünde Tony yepyeni bir projeye başlar. Kendisini atölyesine kapatır ve kurtulmak için kullandığı zırhın üzerinde daha fazla çalışmaya başlar. Asıl amacı kendisine insanüstü güçler ve fiziksel koruma sağlayacak çok gelişmiş bir zırh geliştirmektir. Bunu başarırda. Asistanı Pepper Potts  ve arkadaşı yarbay Rhodey’in de yardımıyla dünya çapında sonuçlar yaratacak bir saldırıyı engeller. İlk filmimiz bu şekilde biter.

İkinci filmimizde ise Tony kimliğini açıklamış bir kahraman gibi görülmektedir. Kalbi yerine kullandığı ve yaşamasını sağlayan nükleer cihaz kendisine bir yerde hayat verirken bir yerde de onu zehirlemektedir. İkinci filmde ise düşmanı hem rakip şirket hem de Ivan Vanko adında bir Rustur. Ivan Vanko’da bir zırh geliştirerek Iron Man’a saldırmıştır. Elbette bu suçlu yakalanmıştır ancak rakip şirket sayesinde kendi işlerinde kullanılmak üzere kaçırılmıştır. Ivan Vanko bu durumu kendine çıkar olarak görüp, geliştirdiği robot askerleri kendisi programlar ve Iron Man’a saldırır.

Bu arada ömrünün sonuna yaklaştığını düşünen, Tony ise iyice tehlikeli olmaya başlamıştır. Her şeyden vazgeçmiştir. Ancak ona dur diyen süper kahramanlar kulübü gibi bir kulüptür. Bu kulüp babası tarafından kurulmuş, dünyanın teknolojik gidişatına yöne vermek için oluşturulmuştur. gurup kendini kanıtlaması için Tony’e bir fırsat verir. Hayatını devam ettirebileceği bir elementin varlığından bahsederler ve bulmasını isterler.

Tony kendisini zehirlemeyen bu elementi, bulmak için babasının eski planlarından faydalanır. Tabi bu yeni bir element oluşturmakla eş değerdir. Bunu da başarır ve element vücudu ile uyum sağlar. Bu arada yeni bir hayata başlarken yeni kararlar da alır. Hayatı daha da düzene girmiştir.

Özel efektler ve aksiyon yönünden tatmin edici her iki filmde. Aksiyonu sonuna adar hissedebiliyorsunuz. Aksiyon bilim kurgu meraklıları için bire bir. Ancak Tony’nin babasında nasıl bir öngörü vardır ki, oğlunun hayatının bu elemente bağlı olduğunu bilir. Aklıma takılan noktalardan biri… Tabi filmde Scarlett Johansson ve Gwyneth Paltrow‘un olması büyük bir artı (şahsen diyeyim).

Yönetmen: Jon Favreau

Senarist: Justin Theroux , Stan Lee, Mark Fergus, Hawk Ostby

Oyuncular:


Robert Downey Jr.
Tony Stark

Terrence Howard
Rhodey

Jeff Bridges
Obadiah Stane

Gwyneth Paltrow
Pepper Potts

Don Cheadle
Lt. Col. James ‘Rhodey’ Rhodes / War Machine

Scarlett Johansson
Natalie Rushman / Natasha Romanoff

Gwyneth Paltrow
Pepper Potts

Sam Rockwell
Justin Hammer

Mickey Rourke
Ivan Vanko

Samuel L. Jackson
Nick Fury

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt0371746/

http://www.imdb.com/title/tt1228705/

Moon

Film hakkında ayrı görüşler ortaya çıksa da ben pek kıyaslama yapmadan düz olarak filmi anlatma taraftarıyım. Tabi ki türünün öncülerinden esinlenmiş bir yapım Moon. Tabi bu onu kıyaslamaya sokar yada iyi kötü  yorumu yapmaya getirir mi bilinmez ama bilim kurgu olarak ele alınan filmi ben bilim ve kurgu olarak yorumlayayım (nasıl bir cümleydi bu sonunu yazarken başını unuttum devamı gelmeyecek sandım…)

Film düşük bütçe ile çekilmiş. Zaten bütçe gerektirecek ahım şahım görsel efektleri yok, oyunculuk Sam Rockwell‘den beklemediğim kadar iyi. Biraz okuyucuyu aptal yerine koyarak söyleyeyim zaten Sam Rockwell‘den başka oyuncu yok filmde… Aaa deyip şaşırdınız değil mi? Yok yok cidden yok…

Filmde robotumuz Gerty’i seslendiren Kevin Spacey. Başarılı bir seçim ancak robot biraz yersiz olmuş. Yani şu tarihe gelmişiz, onuda geçtim filmin tarihi bizden yıllarca ötede robot yetmişlerden kalma gibi. Belirtmeliyim ki robot tasarımını sevmedim. Anlamadığım diğer konulardan biri ise robotun Sam’e geçtiği kıyak. ayır bunu yapacaktın baştan niye yapmadın…

Neyse ben film monoloğuna girmeyeyim tek başıma… Sam ayda özel bir görev için kalmaktadır. Üç senelik sözleşmesinin bitmesine sayılı zaman kalmış ve Sam karısının ve çocuğunun özlemi ile yanmaktadır. Tam bu sırada ay aracına binerek bir göreve gider. Görev esnasında araçla kaza geçirir ve yaralanır. Bu arada Sam kontrol odasında Gerty tarafından tedavi edilirken açar gözlerini. Gerty’nin anlattıklarına göre araç kaza yapmıştır ve oradan hiç dışarıya çıkamayacak görünen Gerty onu dışarıya çıkıp kurtarmıştır. Araç kurtarmak içinde başka görevliler gelecektir.

Sam kendini çabuk toplar ve Gerty’e aracı kendisinin kurtarabileceğini söyler. Fakat Gerty buna izin vermez ama Sam allem eder kallem eder kaçar ve aracın yanına gider. Ancak aracın içinde kendisine benzer birisi daha vardır. Onu alır üsse getirir. Sonra durumu ve Gerty’i sorgulamaya başlar. Sonra kendisinin öncesinin ve sonrasının klondan ibaret olduğunu öğrenir.

Bu arada aklına depolanan her şeyin ise bir kurmaca olduğunu anlar… İnsan nedir olgusunun sorgulandığı bir film Moon. Klonlanmış her Sam’in farklı karakter çizmesi, insanın değişkenliğini temsil etmekte. Son dönemlerde vurdulu kırdılı bilim kurgu filmlerinin arasında ayrı bir yere sahip. En azından değinmek istediği bir konu mevcut. Eh filmin müziklerini de Clint Mansell yapmış. Zaten Clint Mansell dinlemek film esnasında filmi izlemek için ayrı bir etken. Ay üzerinde giderken Clint Mansell dinlemek insanın oraya ışınlanma şevkini arttırıyor…

Kısacası son dönem bilim kurguları arasından sıyrılan başarılı bir film… Tabi devlerle kıyaslamaya gerek yok… İzleyiniz…

Yönetmen: Duncan Jones

Senarist: Duncan Jones (hikaye) Nathan Parker (senarist)

Oyuncular:

Sam Rockwell Sam Bell
Kevin Spacey GERTY (ses)
Dominique McElligott Tess Bell
Rosie Shaw Little Eve
Adrienne Shaw Nanny

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt1182345/

http://www.sinemalar.com/film/34105/Moon/