Televizyonculuk anlayışınla brovo Show Tv

Aslında öyle haber maberle ilgili değil konu. Yayın akışı bir o kadar da yayıncılık akışı ile ilgili. Semum araştırmalarım arasında, Semum ile en çok kıyaslanan film aynı dönem çıkmaları itibariyle Taylan Biraderlerin Küçük Kıyamet filmiydi. Hal böyle olunca Küçük Kıyameti bünyem çok izlemek ister olmuştu.
Gazeteyi karıştırırken dün Show Tv‘nin filmi 22:45’te yayınlayacağını gördüm. Eh bu tam olmuştu çünkü filmi izleyebilecektim. Yani “cuk” diye oturmuştu. Film zamanı geldi çattı hala oynayan Jurassic Park 2 ve sanırım film ortalarda. İnternet sitesine baktım film saati doğru. Tereddüte düşmüştüm saati mi yanlış gördüm diye defalarca baktım. En sonunda Show Tv’nin sitesinin görüntüsünü aldım burada yayınlamak için. Bakınız 22:45.
En son da yanda görüntüsünü yakaladığım saate kadar bekleyebildim Sora yattım.

Bir ara gözümü açtığımda film yeni başlıyordu. Meraktan saate baktım. 00:25.

Yuh diyorum yaklaşık iki saat gecikme. BU kadarda olmaz. Gerçi her 15 dakikalık görüntü arasına 20 dakika reklam koyarsanız olacağı bu ama bu nasıl lakayit bir yayın biçimidir. İnsanlar bazen programlarını tv programlarına göre yapabliyor. Filmi izleyip bitirmeye kalksam 90 dakikalık film reklamlarla benim karşıma 180 dakika olarak çıkacaktı. Haydi bakalım sonra kalk git işe. Yatıyorum kalkıyorum CNBC-e var diyorum da kendimi avutuyorum.
Lanet olsun şöyle televizyonculuk yapanlara ve bu kanallar çok izleniyor…

Semum

Çarşamba olmuş bile. Aslında bilmediğimden değil aksiyon olsun diye yazdım. Yoksa o zor geçen iki günü kim unutabilir ki bu günün çarşamba olduğunu. Nefesim tutulmuş bir vaziyette, nedense şu saatlerde başımda bir sızı, gözlerimde bir yanma sürekli oluyor. Yaşlılık belirtileri sanırım bunlar.

Şu migren sebebiyle klasik bölümlerime bir süre ara vermişim gibi gözüküyor geçtiğimiz haftaya göz attığımda. Eh artık devam edebilirim ancak şu rüyalar işi benim canımı sıkıyor. Çok uzun süredüğü için bir türlü oturup yazmayı gözüm kesmiyor. Ne olacak benim bu tembelliğim. Yazsam bir türlü, yazmasam bür türlü, yazamasam bir türlü.
Neyse başlıktan da anlaşılacağı gibi bu günkü konum bir film eleştrisi/ tanıtımı.


Nasıl olmuşsa D@bbe‘nin ardından gelen Hasan Karacadağ’ın ikinci filmini kaçırmışım, dün başka bir araştırmanın uzantısı olarak birden bire çıktı karşıma. Ne yapmalı ne etmeli dedim, aradım taradım filmi buldum ve izledim. Tabi izlemeden önce bir çok yorumla bilgi topladım. Sinema sitelerindeki yorumlar genelde iyiye doğru giderken, Türkiye’nin belkide en çok okunan araştırma/ eğlence portalı ekşi sözlük Semum için aynı şeyleri söylemiyor. Gerçi hiç bir yorum bir filmi izlemem için etkili olmamaz, film çok kötü de olsa izleyip kendi boyumun ölçüsünü almak isterim. Şu da bir gerçek ki bence sadece Amerikan sineması çok kötü film yapabilir. En vasat filmi bile bizimkilerden, onlarınkilerden daha iyi efekt ve görselliğe sahip olmak zorunda. Tabi bu söylediklerim daha çok fantastik korku filmleri için geçerli. Klasik izleyici kitlesi için artık drama filmi kalmadığını hesaba katarsak, filmler zaten artık bolca efekt içermek zorunda. Ancak şunu söylemeliyim ki Film Türkiye’de gişe rekorları kıran Recep İvedik’ten daha iyi. Belki aynı statüde değil ama daha iyi.

Vakti zamanında Dabbe’nin kritiğini de yapmıştım. Orada da belirttiğim sebeplerden ötürü Türk fantastik korku filmleri kesinlikle sinemada izlenmemeli. Biliyorsunuz ki halkımız sinema kültüründe tüm dünya ülkelerini sollamış durumda (!). Buna endeksli olarak bu işi yapacak Türk yönetmenlerin çok dikkatli olmaları gerek. Asıl beni düşündüren durumlardan biri de, filmin İslamı Korku filmi olarak adlandırılması. Korku filmi korku filmidir. Bunun İslamisi, Budisti, Hıristiyanı mı olur? Yani şimdi, The Exorcist Hıristiyan Korku filmi diye mi adlandırılmalı? Tanımlamalar bence biraz saçma. Önemli olan insan üzerinde bıraktığı etkidir.

Semuma gelince, şu bir gerçektir ki kolaj bir film olmadan öteye geçememiş. Ama bu kolaj yerinde ve akıcı bir şekilde kullanılmış. Karacadağ’ın inadı hala devam ediyor. Amatöre yakın hatta amatör oyuncularla iyi bir korku filmi beklemek gerçekten büyük bir beklenti. Bence Karacadağ cast konusunda kendini biraz daha geliştirmeli. Türk sinemasına baktığımızda klasik cin filmlerinden farklı birşey görmüyoruz. Ancak burada cinlerin yaratıldığı Semum konu olarak ele alınmış. Film boyunca bildik he akılda kalan sahneler karşınıza çıkıyor. Tabi bu sahneler karşısında korkmayı beklemeniz içten bile değil. Korku sinemasının 80 yılda yaptığı girikimi Karacadağ bir filmde kullanmaya çalışmış anlıkta olsa tanıdık sahneler görmek mümkün. Filmin sonu ise gayet güzel bağlanmış.
Elbette ki eksiklikler mevcut ancak Semum o kadar da kötü değerlendirilecek bir film değil. Bir çok yazıda Semum’un 3D grafiklemesine ve film sonundaki 3D cehennem sahnesine yapılmış. Karacadağ’ın düşüncesi zaten bu inançla yetişen kişilerin bu yaratığı çizebileceği yönünde olduğundan 3d grafikleri Türklere yaptırmış. Ancak şunu göz önünde bulundurmayı unutmuş her ne kadar bu inançla yetiştirilen kişi olsalarda bizde dinde yaratık betimlemesi gibi bir olgu olmadığı için çizilen Semum karakteri bilinen yaratık karakterlerinden öteye geçememiş. Ama yine de Türkiyede yapılan bir 3D modelleme için oldukça başarılı diyebiliriz ve aslında bu da Karacadağ’ın cesaretinden kaynaklanıyor. Film de çok farklı planlar kullanılmış, bu planların bazıları da gereksiz geliyor insana. Ama Dabbe’ye oranla ilerleme mevcut. Şu bir gerçek ki film, yönetmen ne olursa olsun son noktayı koyan oyuncudur, bence oyuncu seçiminde daha özverili davranmalı mümkünse diyaloglar için bu işten anlayan insanları kullanmalı.
Filmde polemiğe giren bir başka yer ise İmam ve Psikiyatristin, ilim ve din tartışması. Neyse ki bir yerde doktorun bazı akli durumları bilim açıklayamıyor demesi tartışmayı biraz ileriye itelemiş gibi. Filmden bir kesim doktora değil de imama gidin gibi bir sonuç çıkarmış lakin ben artniyetten başka birşey sezinlemedim bu konuda.
Filmin en güzel bölümü ise film müzikleri. Justin R. Durban tarafından yapılmış müzikler gerçekten fevkade. Zaten kişinin yaptığı işlere baktığımızda güzelliklerinin sebebi ortaya çıkıyor. Şimdi filmin müziklerini aramaya başladım umarım bulurum.

Filmin konusundan şöyle bir alıntı yaparsak; 27 yaşındaki Canan Karaca ve kocası Volkan Karaca yeni aldıkları büyük bir eve taşınırlar. Her şey çok iyi giderken bir gün sebebini bilmediğimiz bir şekilde Canan’a garip şeyler olmaya başlar. Canan yavaş yavaş başka bir varlığa, kendisine hükmetmeye başlayan bir yaratığa dönüşmeye başlar. SEMUM kendisine hedef olarak neden Canan’ı seçmiştir ve ona ne yapacaktır? Sıradan bir insan için cehennemin kapısı nasıl açılır? SEMUM filminde izlenecek müthiş bir görsellikle korkunun eşi benzeri görülmemiş bir türü aktarılacak.

Hasan Karacadağ Dabbe ile başlayan üçlemenin sanıyorum ikinci filmi için Deccal için şu an kolları sıvamış şu an ve çekimlerini ABD, Japonya, Türkiye’de yapacakmış. Bu iki filmden daha iyi olacağı kanaatindeyim. Bakalım Deccal karakterini nasıl betimleyecekler ve hangi yorumlara sebebiyet verecek. Deccal, Semum’dan daha çok tanınmış bir karakter, ama umuyorum ki internette haberi dolaşan Deccal tabirine takılı kalmaz ve korkutmaya çalışmak için korku filmi çekmez. Olayın akışını karelere alsa zaten korkutucu olacaktır… Neyse bitsin zaten yine git gel çok dağıldı konu
sanki…

Yönetmen/ Senaryo: Hasan Karacadağ
Oyuncular: Ayça İnci, Burak Hakkı, Nazlı Ceren Argon, Cem Kurtoğlu, Sefa Zengin
www.semum.com

http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=semum
http://midnight.blogcu.com/semum-kritigi_8298491.html