Etiket arşivi: şevket altuğ

filmsel dalgalanmalar… Gölge Oyunu – Stuck – X Files: I Want To Believe

Efendim ruhiyet-i halim belirsiz bir şekilde bilgisayarda o siteden bu siteye dolanıyorum. Dün geceden beri taktığım Moon River yine fonda. Bazen herkese olur, plağın iğnesi bir milim öteye geçmez takılır kalır. Şimdi ise CD çiziktir “de de de de” “dı dı dı dı” gibi böyle takrarlı sesler çıkarır. Velhasıl asıl anlatmak istediğim sürekli yerimde saydığım. Az önce Türk Sinema tarihinin en iyi filmi olarak gördüğüm Yavuz Turgul‘un Gölge Oyunu‘nu sanıyorum onuncu izleyişimdi. Of bu film yine sarstı beni. Şimdi, ne gerçek, ne hayal; var mıyız, yok muyuz? Soru işaretleri. Elbette bunları sormayı bıraktım yıılar önce. Acı çekebiliyorsak varız diyorum kıt aklımın erdiğice ve çekiyoruz, istesekte istemesekte. Gülüşlerimizin ardında bile bir hüzün. Sürekli kahkahaların ardına saklanan. Sustum. Bu halde ne yazılabilirki. Gözlerimde Şener Şen ve Şevket Altuğ‘un mükemmel oyunculukları hala devam etmekte. O iki karakterin sıcak dostlukları. Ama bir perde kapandı, şimdi kendi filmimizde var olma zamanı.
http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t= golge+oyunu&kw=&a=&all=&v=&p=2

Şimdi izlememeniz gereken iki film tanıtma zamanı (zaman geçirmek için olabilir ama özel vakit ayırmayın). İlki Stuck (Çıkış Yok).

Doğruyu söylemem gerekirse filmi Mena Suvari oynuyor diye izledim. Hani yönetmenine falan bakmamıştım.Filmin yönetmeni de Stuart Gordonmuş. Kusura bakmasın ama çok izlenesi bir film gibi gelmedi bana.
Yaşlılara hasta bakıcılığı yapan bir hemşire bir gün bar çıkışında evsiz bir adama çarpar. Adamın yarısı camdan içeri girmiştir. O şekilde evinin garajına girerek park eder ve adamı orda ölüme bırakır. Bizi bekleyen ise kadın ve sevgilisinin ondan kurtulma çabaları ve yaralı adamın hayatını idame ettirmeye çalışması ve ondan kurtulmasıdır. Donuk kareler bizi beklemektedir ama yönetmen (filmin senaristi aynı zamanda) o çok sevip (!) gözümüzde büyüttüğümüz (!) Amerikan’nın insanlarının ne kadar vurdum duymaz ve umarsız olduğunu gösteriyor bize. Boş bir zamanda hoşça izlenebilecek film. Baş rolerinde Mena Suvari ve Stephen Rea yer almakta.

İkinci filmin ise benim için tam bir hayal kırıklığıydı. Nerde dizideki kurgu, hikaye, atmosfer nerde bu filmdeki. İlk film kadar bile olamamış. Evet bahsettiğim beni tamamıyla hayal kırıklığına uğratan X-Files serisinin son filmi (böyle olacaksa en son olsun) The X-Files: İnanmak İstiyorum (I Want To Believe). Evet dizi devam etseydi eğer bu filmi dizi arasına bir bölümmüş gibi sıkıştırabiirdiniz ama bu film olarak X-Files‘e hiç yakışmamış. Sanki bizim çocukların parası bitmiş “haydi bir x-files çekelim para kazanalım” tarzı bir film olmuş. Ne merak ne başka bir şey filmde olan.
Kahramanlarımız işi bırakmış arada evlenip boşanmışlar çocukları olup büyüyüp ölmüştür. Aslında izeleyicisi olarak yıllardır beklediğimiz buydu. Biz göremedik, hoş bu filmde de göremiyoruz. Neyse, insanlar kaybolmaya başlamıltır. Bunlardan biri de bir FBI ajanıdır. FBI’daki ajanlar medyumlar yardımıyla bile işi çözememiş Mulder’dan yardım isterler. Kısa bir kararsızlıktan sonra Mulder kabul eder ve her zamanki inatçılı ile olayı çözer. Tabiki Scully’de yanındadır. Yönetmen koltuğunda her zamanki gibi Chris Carter var. Oynayanlar da aynı
David Duchovny, Gillian Anderson ve gözüme sürekli takılan güzellik Amanda Peet var. Bu arada Gillian Anderson sanırım botoks yaptırmış bu halini hiç beyenmedim ki eskiden düşlerimi süslerdi. Neyse magazine girmeyeyim…

filmsel dalgalanmalar…

Efendim ruhiyet-i halim belirsiz bir şekilde bilgisayarda o siteden bu siteye dolanıyorum. Dün geceden beri taktığım Moon River yine fonda. Bazen herkese olur, plağın iğnesi bir milim öteye geçmez takılır kalır. Şimdi ise CD çiziktir “de de de de” “dı dı dı dı” gibi böyle takrarlı sesler çıkarır. Velhasıl asıl anlatmak istediğim sürekli yerimde saydığım. Az önce Türk Sinema tarihinin en iyi filmi olarak gördüğüm Yavuz Turgul‘un Gölge Oyunu‘nu sanıyorum onuncu izleyişimdi. Of bu film yine sarstı beni. Şimdi, ne gerçek, ne hayal; var mıyız, yok muyuz? Soru işaretleri. Elbette bunları sormayı bıraktım yıılar önce. Acı çekebiliyorsak varız diyorum kıt aklımın erdiğice ve çekiyoruz, istesekte istemesekte. Gülüşlerimizin ardında bile bir hüzün. Sürekli kahkahaların ardına saklanan. Sustum. Bu halde ne yazılabilirki. Gözlerimde Şener Şen ve Şevket Altuğ‘un mükemmel oyunculukları hala devam etmekte. O iki karakterin sıcak dostlukları. Ama bir perde kapandı, şimdi kendi filmimizde var olma zamanı.
http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t= golge+oyunu&kw=&a=&all=&v=&p=2

Şimdi izlememeniz gereken iki film tanıtma zamanı (zaman geçirmek için olabilir ama özel vakit ayırmayın). İlki Stuck (Çıkış Yok).

Doğruyu söylemem gerekirse filmi Mena Suvari oynuyor diye izledim. Hani yönetmenine falan bakmamıştım.Filmin yönetmeni de Stuart Gordonmuş. Kusura bakmasın ama çok izlenesi bir film gibi gelmedi bana.
Yaşlılara hasta bakıcılığı yapan bir hemşire bir gün bar çıkışında evsiz bir adama çarpar. Adamın yarısı camdan içeri girmiştir. O şekilde evinin garajına girerek park eder ve adamı orda ölüme bırakır. Bizi bekleyen ise kadın ve sevgilisinin ondan kurtulma çabaları ve yaralı adamın hayatını idame ettirmeye çalışması ve ondan kurtulmasıdır. Donuk kareler bizi beklemektedir ama yönetmen (filmin senaristi aynı zamanda) o çok sevip (!) gözümüzde büyüttüğümüz (!) Amerikan’nın insanlarının ne kadar vurdum duymaz ve umarsız olduğunu gösteriyor bize. Boş bir zamanda hoşça izlenebilecek film. Baş rolerinde Mena Suvari ve Stephen Rea yer almakta.

İkinci filmin ise benim için tam bir hayal kırıklığıydı. Nerde dizideki kurgu, hikaye, atmosfer nerde bu filmdeki. İlk film kadar bile olamamış. Evet bahsettiğim beni tamamıyla hayal kırıklığına uğratan X-Files serisinin son filmi (böyle olacaksa en son olsun) The X-Files: İnanmak İstiyorum (I Want To Believe). Evet dizi devam etseydi eğer bu filmi dizi arasına bir bölümmüş gibi sıkıştırabiirdiniz ama bu film olarak X-Files‘e hiç yakışmamış. Sanki bizim çocukların parası bitmiş “haydi bir x-files çekelim para kazanalım” tarzı bir film olmuş. Ne merak ne başka bir şey filmde olan.
Kahramanlarımız işi bırakmış arada evlenip boşanmışlar çocukları olup büyüyüp ölmüştür. Aslında izeleyicisi olarak yıllardır beklediğimiz buydu. Biz göremedik, hoş bu filmde de göremiyoruz. Neyse, insanlar kaybolmaya başlamıltır. Bunlardan biri de bir FBI ajanıdır. FBI’daki ajanlar medyumlar yardımıyla bile işi çözememiş Mulder’dan yardım isterler. Kısa bir kararsızlıktan sonra Mulder kabul eder ve her zamanki inatçılı ile olayı çözer. Tabiki Scully’de yanındadır. Yönetmen koltuğunda her zamanki gibi Chris Carter var. Oynayanlar da aynı
David Duchovny, Gillian Anderson ve gözüme sürekli takılan güzellik Amanda Peet var. Bu arada Gillian Anderson sanırım botoks yaptırmış bu halini hiç beyenmedim ki eskiden düşlerimi süslerdi. Neyse magazine girmeyeyim…

bittim ben nihat…

ne haldeyim? cümlelerim nasıl tanımlayabilir içimdekileri. hayatım etkilenişlerden mi ibaret sadece… hayır, işte benim cümlelerim kelimelerim…melankolik hayatımın sanısal özeti…

fikret: gitme desem gitmeyecekti düşünsene…
nihat: ona ne dedin fiko? sen ne dedin elif’e?
fikret: yapamam dedim..
nihat: yapamam dedin?
fikret: gitme kal diyemedim. nasıl diyeyim? ben, benim işte. her şey böyle. yani… niye böyle nihat?.. niye böyle be?


nihat: ne durdun? yürü hadi, seni eve bırakayım.
fiko: niye ben böyleyim nihat? niye bu kadar korkağım?
nihat: saçmalama be oğlum, değilsin.
fikret: niye hiçbir şeye cesaretim yok? elif dedi ki bana, hep başkaları ne der diye soruyorsun, dedi. kendim ne isterim diye düşünmüyormuşum hiç… haklı.. düşünmeye bile korkuyorum… sence niye peki böyle nihat? niye? niye söyle? neden kapıp koyuveremiyorum kendimi, neden her şeyi oluruna bırakamıyorum?
nihat: fiko… çünkü sen.. sen var ya sen.. fiko-
fikret: ben buraya hapsoldum nihat. hapsoldum. evler, dükkanlar, ağaçlar, hep aynı şeyler, aynı yüzler, aynı sesler.. yedi yaşında geldim ben buraya nihat! ne hayallerle geldim! kırk yıl sonra halime bak! buranın bir parçası oldum, iskele gibi, durak gibi, sermet’in köşesi gibi-
nihat: fiko…
fikret: yaşıyor muyum, ölü müyüm, taş mıyım, ağaç mıyım, duvar mıyım ben neyim! hayatımın anlamı ne!
nihat: fiko, fiko senin bir ailen var. çocukların var, arkadaşların var fiko..
fikret: çocuklarım, babam, dedem, eski karım, arkadaşlarım, ya ben nihat? ben nerdeyim ya? yetti artık, burama geldi! dayanamıyorum be, nefes alamıyorum ya! ölünce arkamdan iyi adamdı diyecekler, kıyak delikanlıydı diyecekler, fedakardı, ailesine düşkündü, yardımseverdi, hep başkalarını düşünürdü, çengelköy’ün evliyasıydı!
nihat: yapma fiko.. allah aşkına yapma böyle be fiko!
fikret: hadi, hadi gömün beni! ne bekliyorsunuz, şimdiden gömün! yaşamıyorum zaten, yaşamıyorum! yaşasam “sen kendin için ne istiyorsun be adam” diye sorarım, soramıyorum! korkuyorum! sevdiğim insana, bekle ben de geliyorum, diyemiyorum ben be! ölmüşüm ben nihat, ölmüşüm ya! siz öldürdünüz beni, siz! siz!

fikret: beni bu semt öldürdü! allah kahretsin! istemiyorum, istemiyorum, ölmek istemiyorum! durduğum yerde çürümek istemiyorum!!

fikret: istemiyorum! istemiyorum! elif, benim son umudumdu, son çaremdi! bu hapishaneden çıkaracaktı! o benim kurtuluşumdu! gitme demek istedim, diyemedim! diyemedim! diyemedim!! diyemedim nihat, diyemedim!!!
nihat: fiko-
fikret: elif de gitti nihat.. ben gene kaldım.. bittim.. bittim ben nihat…

küçükken kaçırmadığım, şimdi ise özlemle tekrarını beklediğim, hayatımda hatta herkesin hayatında büyük bir yer edinmiş, şimdinin çirkeflikleirnden uzak insan hali dizisi…
ne kadar ortak yönlerimiz var…