Night at the Museum: Secret of the Tomb

Serinin üçüncü ve son filmi olduğunu düşünüyorum Night at the Museum: Secret of the Tomb. Bu film aynı zamanda ‘ın da son filmi. Vay be Robin Williams da öldü. Hiç beklemezdim. Yani düzgün nezih bir adamdı. İntihar etmesi çok ilginç geldi bana. Beklemediğim insanlardan biriydi. Bu vesile ile de anmış oldum kendisini. Ben filme döneyim.

Night at the Museum serisini daha önce yazmamışım. Muhtemelen oturup param parça bir şekilde televizyonda izlemişimdir ve gerek duymamışımdır. Geçtiğimiz günlerde sıkılırken çok kafa yormayacak bir şey ararken gözüme çarptı ve izleyeyim dedim. Öyle çok eğlendim, kahkahalara boğuldum mu, hayır ama vakit bir şekilde geçti işte.

Continue reading “Night at the Museum: Secret of the Tomb”

Real Steel

Filmin yönetmen koltuğunda Night at the Museum serisinden tanıdığımız Shawn LevyShawn Levy‘nin bulara ek olarak Date Night ve The Pink Panther gibi filmleri de çektiğini düşünürsek aslında Real Steel yönetmenin ustalık filmi gibi çıkıyor karşımıza. Film diğer filmleri gibi akıcı, insanı sıkmıyor. Renkler, kamera açılarıları ve derinlikler oldukça başarılı. Tüm film boyunca kendinizi filmin içerisindeymiş gibi hissediyorsunuz bu da filmden zevk alma kat sayınızı yükseltiyor. Müzikler de hikayesine uygun zaten filme adapte olmakta başarısı oldukça büyük.

Film bu kadar iyi giderken senaryo için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Bir çok konu havada. Film kendisine ne kadar çekiyorsa hikaye de kendisinden o kadar uzaklaştırıyor. Öncelikle zaman kavramı kafanızı kurcalıyor. Tam anlamıyla günümüzde geçen bir film izlenimi yaratılmışken görüyorsunuz ki aslında yıllarca uzakta film. İnsanlar boksu bırakmış yerlerine dövüşecek kadar yetenekli robotlar var ancak bu robotlar sadece dövüşler için kullanılıyor. Hayat 2011’deymiş gibi sürerken bizi gelecekte olduğumuza ikna etmeye çalışan sadece cep telefonları ve bu dövüşçü robotlar. Continue reading “Real Steel”