Nymphomaniac / İtiraf I&II

Dancer in the Dark‘tan sonra Lars von Trier filmlerinin hiç birini kaçırmadım. Bir çoğunu buraya yazmamış olabilirim ama Trier’in gizli hayranlarından biriyim. Gerek teknik açıdan gerekse filmlerinin hikayelerini farklı ve başarılı bulurum. Ancak çok adı geçen ve sansasyon olan Nymphomaniac izlemeden önce beni biraz tereddütte düşürdü. Öyle ki bir önceki filmi Melancholia‘yı çok başarılı bulmuştum. Bu filmin daha çekilmeden hakkında başlayan konuşmalar filmin merakının arttırılması aslında içten içe merak uyandırırken bir o kadarda film hakkında tereddütlere kapılmamı sağlıyordu. Filmi !F kapsamında izleyememiş, ancak sinemaya girme durumlarının konuşulmasına istinaden sinemada izlerim demiştim. Ne yazık ki film sinemada gösterime girmedi. Aslında vizyona girmesini de pek beklediğimi söyleyemeyeceğim. Girseydi bile iki üç sinemada bir iki hafta kalırdı film gösterimde. Tüm Trier filmlerinin Türkiye’deki ömrü bu şekilde olmuştur. Ne kadar doğru bilmem ama benim bu düşüncelerim gibi düşünülerek güya film vizyona sokulmamış.

Transformers: The Dark of the Moon

Sonunda serinin üçüncü filmine kavuştuk. Merakla beklediğimi söylemem gerekir. Ancak film bir ve ikiye oranla beni pek fazla tatmin etmedi.. Yapımcılar ve senarist bu filmde duygulara daha fazla hitap etmeyi denemişler. Filmde, aşk, komedi, dram, aksiyon ne ararsanız var. Tabi bir de vazgeçilmez olan Amerikan propagandası. Diğer filmlere oranla sanki bu filmde propaganda daha fazlaydı. Yine dünyayı kurtaran Amerikalılar oldu. Tabi sanım aslında bu konuda adamlara pek bir şey demiyorum. Bizde yapalım böyle işler biz de yapalım propagandamızı. Ancak Optimus’un son sözü beni fena etkiledi. “Müttefiklerimiz gün gelir bize sırtlarını dönebilir ama biz bu dünyanın barışı vs.. için savaşmaya devam edeceğiz” Tam cümle bu değildi elbet ama buna yakın bir cümle idi. Tabi bu arada bizi pek etkilemese de, bilhassa Amerikan halkı işçin ince noktalar vardı filmde. Bu halkının Amerikan ordusuna olan güvenini daha da tazeliyordu. Öyle ki filmde, Amerikan ordusu ve halk el ele hatta halk orduya emir bile …

Transformers: Revenge of the Fallen – Transformers: Yenilerin İntikamı

Öncelikle filmi hangi gözle yazmalıyım onu düşünmem lazım. Bir izleyici mi olmaılıyım yoksa bir eleştirmen mi? Ancak konu sevdiği o eskilerde taptığım Transformers olunca tabi bu akış biraz eleştirmen olmaktan dışarıya çıkıyor. (bu arada ilk filmi yazmadığımı keşfettim niyeyse) İlk filmden anlaşıldığı üzere filmin ikinci filmin gelişi belliydi. Tabi ilk bakışta filmden beklenen de bu muydu evet. Sonuçta Decepticon’ların bu kadar basit yenilgiye uğraması imkansız gibi birşeydi. Ancak Revenge of the falen filmine felince, biraz daha geriye dönüp hatta baya bir geriye dönüp bu uzaylu yaşam formalarının dünyada ne zamandır bulunduklarını öğreniyoruz. Transformers meraklısı için aslında en önemli bilgilerden biri de bu. Filmin konusuna geçmeden önce şunu da söyleyebilirim ki, film baştan sona “action” dolu. 147 dakikalık filmin ben diyeyim 15 siz deyin 20 dakikası normal bir şelikde geçiyor geri kalan kısmı ise safi “action”. Tabi bu duru film sonunda baş ağrılarına sebebyet verebiliyor o da ayrı bir konu. Hani …

Back to Top