ne vakit gözlerini görsem

ne vakit gözlerini görsem hayata geç kalıyorum uyuya kalıyor vapuru kaçırıyor beklenmedik yalanlar uyduruyorum kendime küçük bir toz kütleri kaplıyor etrafımı hayatımı hafifçe bir hayal çöküyor üzerime herkese has ikindi çaylarının rehavetli sohbetleri başlıyor karşı komşunun kızı çekiştiriliyor aşklar anlatılıyor yaşanan yaşanmaya çalışan, yarım yamalak tam sıra sana gelmişken iki katlı ahşap eve kapatıyorum kendimi sokağın başındaki ne vakit gözlerini görsem bir viranenin altında kalıyorum geç kalıyorum kaçırıyorum şimdiki halleri hepsine bürünüyorum ne zaman gözlerini görsem bu kez son defa atacağını düşünüp kalbimin gülüyorum… (uzun süre önce  yazmışım nedense eklememişim bloga)

anlamsızlık…

anlayamadığım tek şey… nasıl bir bağlanmak alışkanlıkların ötesinde ve gökyüzünden düşen üzerimize nasıl bir ıslaklık… içimde dışımda şimdi ise eriyen benliğimde.. biraz daha bırak kurak topraklarınla oynayayım bu şehrin üzerimize düşmeden, çamura bulanmadan çekip gitmeden son bir nefeste mutsuzluk şarkıları çalarak…

hayatından bi haber bırakma beni…

bırak içime dolsun acısı ben de şuursuzca kıvranayım hayatından bi haber bırakma beni sadece kendi dertlerimle baş başa kalmayayım ne kadar kifayetsiz kelimeler ve ardında bıraktığım sadece sessizlik yüzüme vururken soğuk dalgası hayatın he rşeyi bırakmış çırılçıplak gibiyim. bir yanım sessiz, bir yanim sade hayatından bi haber bırakma beni bir parçam kalmışken seninle biraz daha anlat, biraz daha sokul ki daha rahat öleyim hayatından bi haber bırakma beni içimde bir yer ve birbirine eklenen binlece boşluk hayatından bi haber bırakma beni yada bırak sessizce öleyim…

her şey

ve ansızın, kulaklarımdaki çınlama göğsümdeki tarifsiz acı… son kez gezdiğim yerde sürekli son olacak… bir belirsizlik ardından açılan cümlelerin şimdi bitik ne kadar çok konuşsakta ellerimiz ne kadar çok dokunmaya çalışsa da birbirine bir parçasın bir parçam hissetmekten yoksun olduğum ve yutkunmalarım sadece çaresizliğim her şey ve ansızın bütün felaketlerim…

bir adım

içimden sadece geçenler, uzaklaşan bir yüz, gözlerini ufuğa bırakmış bir beden ikili çalkantıların aydınlık çıkarları ne kadar uzaklaşabilirim kürek çeksem boşluğa, aynı yerde aynı yöne bakarken benliğim, unutmak yok yada bırakmak göz yaşlarını görmek usulca asıl güzleri çürümüş, kokuşmuş benliksiz… hepsi içimde bir adım daha bütün çirkefliklerimle…

her şey gökyüzündeydi. koca bir masa üzerinde bekleyen bir telefon. diğerleri de aşağıda. yukarıya bakmaktan çok minnet duyan. gözlerimdeydi. kırıtması, konuşması alındaki anlamsızlığın yansıması. aşağıdaydı, ayaklarımın altında. minnetle uzanan kolların arasında mide bulantısı içinde. durup, düşünüp içinden çıkılmadığında. kırmızı bir başlık, yolu kesen anlar.. neler konuştular, güneş dinmeden, rengi bozuk şemsiyenin altında. tam da giderken. çok garipti, garip bir tanışmaydı yağmurla aniden bastırdığında… çök üzgünüm demişti, üzülürken ardında bıraktığı, tuhaf ıslaklık.şimdi eşlik eden gözyaşları ve bıraktığım yağmurlar… bir gün patlayacak içimdeki balon, içimizdeki düşüncelerle, saçılacak etrafa. şimdi daha iyi görüyorum, gözlerinin rengi sadece sana olan minnetim. gitme giderken kalanalar ardında büyük bir çöküşün parçaları, her şey bir oyuncak hem de sevimli bir ayıdan daha fazlası… sekiz yüz otuz ve ardında kalan iki kafatası…

herkes seni seviyor

bu yüzden seni sevmekten korkuyorum sessizce aptal resminde kal korkularımı yeninceye kadar dokunsun başkaları sanırım son kez kaldırabilirim bunu… ne kadar gizlesem benliğimi açıkça çöksem içine yalnızlığın sessizce kalsam soluksuz öylece kal dokunma korkularımı yeninceye kadar üzülmem, ağlamam, kızmam elinde tuttuğun ellere… gözyaşlarını sil ellerine değdiği anda açıkça belli et hislerini son kez git de, istemiyorumu ekle ardından son bir ricayla, tasmanı çıkar boynumdan korkularımı yeninceye kadar konuşmayı öğrenene kadar kendimi akıllı sanana kadar dokunma kimseye, ya da ne yaparsan yap benliğimi kazıma, göründüğün gibi kal orda kal… ardına bıraktığım hayatımı ver bana ya da listenden bir isim şeç kısa iki heceli içine yücelik sıkışan bir o kadar da umutsuz ezik sadece alışana kadar yokluğuna, elimi tut korkularımı yenene kadar yeniden hayvan olana kadar… <a href=’http://www.adhood.com/adserver/adclick.php?n=a48358ae’ target=’_blank’><img src=’http://www.adhood.com/adserver/adview.php?what=zone:89726&n=a48358ae’ border=’0′ alt=”></a>

Back to Top