dengesiz hormonların, ahlaksız iç çekişleri, sıcağın yansıması, şakaklarımdan akan ter, doyumsuz bir günün, gereksiz kırıntıları, şimdi karanlık gök yüzü, sade, saten, ipek karışımı kıvrımlar ve aklımda binbir haykırışın çığlıkları üzerimde ise yorgan… <a href=’http://www.adhood.com/adserver/adclick.php?n=a48358ae’ target=’_blank’><img src=’http://www.adhood.com/adserver/adview.php?what=zone:89726&n=a48358ae’ border=’0′ alt=”></a>

Bizi nasıl büyüttüler? Bir çığlıkla mı, bir kahkahayla mı? Kelimelerin hepsi sarılıyor üstümüze baki olan yalnızlık gibi. Silkinmeye çalıştıkça içine batar gibi. Oysa burnumuzun ucundan geçenler, hayallerimiz, geleceğimiz her şeyimiz… bize kalan yalnızlığımız… şairin dediği gibi; Bir akşamüstü yanımızda kimse olmaz, Ya da olanlar olması gerekenler değildir. Yıldızların bizim için parladığını göremeyen gözlerimiz, Gün gelir kayan yıldızların gömüldüğü maziye kilitlenir…  Murathan Mungan <a href=’http://www.adhood.com/adserver/adclick.php?n=a48358ae’ target=’_blank’><img src=’http://www.adhood.com/adserver/adview.php?what=zone:89726&n=a48358ae’ border=’0′ alt=”></a>

bize kim söylediyse en yalanları enine yalanlarla üstümüze bir kez daha çökecek mi umutsuzluğu sadece sarılırken çarşaf üzerinde <a href=’http://www.adhood.com/adserver/adclick.php?n=a48358ae’ target=’_blank’><img src=’http://www.adhood.com/adserver/adview.php?what=zone:89726&n=a48358ae’ border=’0′ alt=”></a>

Gökkuşağından Darağacı

Şimdi´nin bedeni yok, Yontuyor geçmiş bilgisiyle gelecek belki olur diye taşı, taşını kokluyor yontu dağılıyor… Şimdi´si yitik bundan boyuyor boyuyor evine aldığı ağacın üzerine tüneyip duvarını, tavanını, geçmişi ve geleceği ve her yanını; dal kırılıyor… Şimdi´si yitik diziyor diziyor notalarını, göğe ışık üzerine boncuklarını, ucuza getiriyor varlığını sonsuzun sessizliğiyle sonlunun gürültüsü arasında, O bitirince kıyısında gezindiği yol çöküyor… Şimdi´si yitik bundan yazıyor yazıyor enine boyuna içini ve dışını ve yeri ve göğü ve suyu, bindiği kadırga o inince batıyor  Nilgün Marmara

Üçüncü Şahsın Şiiri – Attilla İlhan

bir durgunluk var üzerimde. tanıyanlar “ne zaman hareketliydin” diyebilir ama bu kez biraz daha değişik. Hani ramazandandır diyorum, oruç falan. yok dün gecede öyleydi. uyjum var sanırım. oysa bütün günü/geceyi uyuyarak geçirdim. üç gündür aklımda Attila İlhan çok sevdiğim, saydığım çoğunlukla yaşadığım bir şiiri var eminim önceden de bloga yazmışımdır ama simdi yine yazayım… Üçüncü Şahsın Şiiri Gözlerin gözlerime değince Felaketim olurdu, ağlardım Beni sevmiyordun, bilirdim Bir sevdiğin vardı, duyardım Çöp gibi bir oğlan, ipince Hayırsızın biriydi fikrimce Ne vakit karşımda görsem Öldüreceğimden korkardım Felaketim olurdu, ağlardım Ne vakit Maçka’dan geçsem Limanda hep gemiler olurdu Ağaçlar kuş gibi gülerdi Sessizce bir cigara yakardın Parmaklarımın ucunu yakardın Kirpiklerini eğerdin, bakardın Üşürdüm, içim ürperirdi Felaketim olurdu, ağlardım Akşamlar bir roman gibi biterdi Jezabel kan içinde yatardı Limandan bir gemi giderdi Sen kalkıp ona giderdin Benzin mum gibi giderdin Sabaha kadar kalırdın Hayırsızın biriydi fikrimce Güldü mü cenazeye benzerdi Hele seni kollarına aldı …

resimdeki

varsın biliyorum bazen anlamsız cümlelerime karşılık veriyorsun bazen beklemediğim anda gülümsemeni betimliyorsun her şey soğuk bir rüzgarın titremesiyle kendime getiriyor beni her şey yalan doğal bir gülümseme suratımda sokak lambalarından yansıyan her şey sessiz kuyruğunu bacakları arasına sıkıştırmış bir it gibi her şey sakin cümleler sadece yalan kifayetsiz benliksiz…

aynanın dışında çok güzeldi oysa…

hayat, beni daha ne kadar dışlayabilirsin ne kadar itebilirsin, duvarlar arasına sessizliğini ne kadar salabilirsin üzerime ve bulutlar ne kadar yakın olabilir bana işte burada, bu kapının ardında beyaz seramiklerin üzerinde uzandığım yerde kuğularım al kanım, al canım, al içimdeki her şey ile nefret ile, hasret ile dokunduğum, dokunamadığım yada kesip atamadığım ve bitmiştir her şey hasret ile pencere camının ardında ve şimdi cinayetler saati katkısız bir huzurla…

Back to Top