bir anormallik var!!!

evet gerçekten. ellerim bir şeyler yazmaya uzanmıyor. yazamadığımdan değil yazmaya mecalim olmadığından belki… kelimeleri bir araya getirmek o kadar çok yoruyor ki beni… hayır aslında kelimeleri bir araya getirmekte değil… şu tuşlara basmak… bu bütün gün bilgisayar başında olmanın verdiği acı ızdraptan olsa gerek. çözebilmiş değilim. ancak gün gelecek… bunun farkındayım… gün geldiğinde belkide her şey bitmiş olacak… hemde düşündüklerim birbir hayata geçerken…

içsel sıkıntı…

hala akşamı edemedik. sabahtan beri oturur durumdayım. iş yok. aslında yapacak iş çok ama benim yapmaya pek niyetim de yok… en iyisi araştırmak dedim bilgi birikimimi arttırmak için. yok canım okumakla araştırmakla bir şey olmuyor. bozacaksın, bir yusuf yusuf edeceksin, bak nasıl araştırıyor, nasıl öğreniyor, nasıl artırıyorsun bilgi birikimini… her ne kadar stresli olsa da boş boş oturmaktan iyi… tabi şimdi bu bir şeyleri bozacağım anlamına gelmiyor. aslında bu sıkıntıyla bir kitap yazabilirim. kronikleşen sıkıntı kitap yazmayı da sıkıntı haline getirir kokusu ile yanına bile yanaşmıyorum. bakın şimdi okumakta aynı kefede… acaba dizi izlesem? akşama kadar bekleyeceğim. benim için akşam kavramı eve gitmekle orantılı. yani zaman diliminin pekte anlamı yok. zaten evde pek ışıkla da haşır neşir değilim. eve gitmekten bahsediyordum. eğer eve gittiğimde de bu sıkıntı benim yakamı bırakmazsa o zaman kesin bir sorun olduğunu yada olacağını söyleyebilirim… aptala malum olurmuş derler ya o türden işte… aslında aptal olmadığını da biliyorum. …

depresyonun dışa yansıması…

pazartesinden bu yana içimde oldukça biriken sıkkınlık gazlarının basıncı altındaydımç hal böyle olunca sessiz, sakin, sevimli (?) melek gibi ben(!) bütün çirkefliğimi dışarıya savurmaya başladım. umuyorum ki haftalık bir olaydır ve burada bu gün biter… hiç-bir-şey yapmak istemiyorum…herkese kızıyorum e haliyle sonra da üzülüyorum… aslında bu kadar kızgın olmama mı yakmalıyım insanlara bağırıp çağırmama mı? eh bitsin şu kusmacı sıkkınlık kızgınlık… yazık yahu!

süper kahraman olmak istiyorum…

gözlerim kanlandı. kelimeler alyuvarlarımda. hücrelerim esnemeyle dolu. bir bitkinlik tortusu kazınmayı bekliyor bedenimden. ah benliğim! sayısız düşünceler ardında perperişan. şifasız bir hastalığın kifayetsiz bir ömrün tükenişi. ne kadar uzaksınız ellerimdeki karıncalar, dizlerime bulaşmaya çalışan ortaklarınız. kaç kez susacak bilinmezliğe doğru… ev tanrı dedi ki, kimsenin duymadığı bir şekilde… salyangozun kiritlendiği, zarın titremediği anda… hurafeler esti kelimelerde ve inançsızlıkla dövüldü toprak… herşey yalan… bitkinlik, hastalık, varoluştan olak düşünceler… artık son kelimeyi yazmalıyım… ellerim yapışmış… gözlerimde siyah bir gözlük ve bir sıkkınlık midemi kelepçe gibi sarmakta… yiyemiyorum, içemiyorum… zaman dövmeye devam ettikçe bedenimi, donsuz kalmış çocuklar gibi üşüyorum… tutun şimdi her kimseniz her neyseniz yanınıza geliyorum… …

günlük

—Yaklaşık üç aydır zevk aldığım şeyleri yapmadığımı fark ettim. Bunlar; kitap okumak, sinemaya girmek ya da DVD film izlemek gibi şeyler. Son günlerde ise sadece bir şarkıya takılıp sürekli onu dinlemek gibi bir hastalıkla baş başayım. Bu bir hastalık mı bilmiyorum ama kendimden kurtulduğum anlarda aslında bu şarkıları da dinlemediğimi görüyorum. Başıma gelen bu gibi “karışık” olaylar, aslında buruşturup atılacak sayfaların varolacağına delalet. Neyse ki artık evimde dönüştürülebilir atıkların atıldığı yeşil bir çöp kutum var. Ağaçlar için acımamalıyım. —Bir hafta boyunca üzerinde ismim yazılı sayfalardan oluşan mavi kaplı defterime bir şeyler karaladım. Bir arkadaşımın yazım evresinde olduğumu söylemesi üzerine yaptığım bir girişimdi bu. Ona göre saçma sapanda olsa bir şeyler karalamalıydım, en sonunda güzel bir şeyler çıkacaktı ortaya. Aslında hiçte öyle olmadı, bir hafta sonunda yazdıklarıma baktığımda, çizmeyi bile beceremediğim birkaç resim, ve yazımın berbatlığından okuyamadığım birkaç karalama vardı ve o saatten sonra sırf yazım için aldığım sekiz renkten oluşan …

Sıkıntıdan bu hallere büründüm, uzadıkça daha da yolmaya başladığımı hissettim saçlarımı, uzadıkça daha fazla kaşınmaya başladığımı. En çok insanların yüzündeki ifadeyle birlikte kararsızlığıma üzüleceğim. kestirmek için bir ay düşünmüştüm…

Back to Top