The Hunger Games: Catching Fire

Başarılı bulmadığım devam filmleri arasında The Hunger Games: Catching Fire’da var. İlk film olan The Hunger Games‘te de bazı sorunlar olduğunu ve başarılı bir oyuarlama olmadığını belirtmiştim. Hikayede oldukça fazla eksiklikler vardı. Bu eksikliklerin üstüne The Hunger Games: Catching Fire’da bir şeyle inşa etmeye çalışmış ama bu inşa çalışmasında da bir çok havada şey var. Yani pek mantık yürüyemiyorsunuz.

Bu filmde de yönetmen değişikliği yaşanmış. İlk filmde hem senaryoya katkısı olan hemde yönetmenlik koltuğunda oturan Gary Rose bu filmde yok. Yerine Constantine ve I Am Legend gibi filmlerden tanıdığımız  oturmuş yönetmen koltuğuna. Bu iki filmde de gördüğümüz yönetim dağınıklığının The Hunger Games: Catching Fire’e de ekti ettiğini görüyoruz. Continue reading “The Hunger Games: Catching Fire”

127 Hours

Köşeye sıkışmış bir film 127 saat. Evet filmde de baş karakterimiz bir elini kayaya sıkıştırıyor, çaresiz debeleniyor. Yönetmen Danny Boyle de filmde böyle çaresizce çırpınmış. Film tek mekana sıkışınca izleyiciye filmi izletmek zorlaşıyor. Bu film eğer gerçek bir hikayeden uyarlanmış olmasa, bir çok izleyici için cazip bir film, sıkılmadan izlenmeyecek bir film olmazdı.

Durum böyle olunca film gerçek olmasının verdiği güven üzerine yükseliyor. Filmin ilk yarım saati, farklı mekanlar ve aksettirilen aksiyon insanı tam anlamıyla filmin içine alıyor. Bu kadar sıkı bir giriş yapan filmin, birden bire tempoyu düşürmesi, ister istemez insan üzerinde şok etkisi yaratıyor. Zaten adamın elinin de kayanın arasına sıkışması ve onu kurtarmaya çalışması da şok edici. Ancak bu şok edicilik filmden kaynaklı bir film değil, sadece gerçek olduğunun ve empati yapmanın verdiği acıdan kaynaklı.

Filmin gerçek olduğunu bir yana koyarsak, sahneler bana pek etkili gelmedi. Film, oyunculuk her ne kadar başarılı olsa da eksik gibiydi. Tabi burada filmi kurtaracak oyunculuk olabilirdi ancak bu da 127 saatin belirli bölümlerini vererek olabilirdi. Ancak biz filmde öncesini ve sonrasını izlediğimiz için bize kolun kalması ve kesilmesi kısımları etkisiz sıradan bir hikaye gibi geldi. Araya giren hayaller yada görülen halüsinasyonlar biraz yapıştırma gibi duruyordu.

Kısacası Danny Boyle kendinden beklediğim filmi çıkartmadı karşıma. Hatta kendisi için yaptığı en kötü uyarlama diyebilirim. Sadece gerçek olması üzerine inşa edilmiş film, mantık hataları, havadaki kurgusu ile can sıkıyor. Böyle usta bir yönetmenin filmin türü konusunda kargaşaya düşmüş olması, bizi macera dolu bir dramın içine itmesi gerekirken, yer yer ağırlıkla komediye itmesi hayal kırıklığına uğrattı beni.

Film benim için hayal kırıklıkları ile doluydu. Ancak yine de bir biyografi olarak izlenebilecek, bir film. Tatmin etmesi ise biraz zor… Bizi bu derin buhrandan müzikler kurtarıyor belirtmeden geçip hakkını yemeyeyim. Müzikler ise A. R. Rahman’a ait.. Bu arada ne yaparsanız yapın birine haber vermeden yapmayın…

Yönetmen: Danny Boyle

Senarist:

Danny Boyle
Simon Beaufoy
Aron Ralston (kitap)

Oyuncular:

James Franco Aron Ralston
Kate Mara Kristi
Amber Tamblyn Megan
Sean Bott Aronun arkadaşı

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt1542344/

http://www.foxsearchlight.com/127hours/

Slumdog Millionaire

Öncelikle şunu belirtmeliyim ki film boyunca bu senaryoyu Darren Aranofsky harmanlasaydı gözlerimizin önüne nasıl bir görsellik çıkardı diye düşünmeden edemedim. Requiem For A Dream‘daki o göz alıcı yarışma atmosferiyle gerçeğe dönüş arasında nasıl bağlantı kurmuştu izleyen bilir. Slumdog Millionaire’de bana Requiem!i hatırlatmadı değil… Ama bu sefer kamera arkasında Danny Boyle var.

Continue reading “Slumdog Millionaire”

Miss Pettigrew Lives for a Day

Miss Pettigrew Lives for a Day orta yaşlı bir İngiliz mürebbiyenin bir günluk hikayesini anlatmakta. Guinevere Pettigrew bir rahibin kızı olarak dünyaya gelmiş tutucu bir kadındır. Kendi doğrularını yanında çalıştığı aileye kabul ettirmeye çalıştığı anda kendini işsiz bulur. Bu kovulduğu ilk yerde değildir. Sosyal hizmetler sorumlusu bu durumu göz önünde bulundurarak bu kez ona iş vermek istemez. Bir fırsat anında Miss Pettigrew, sosyal hizmetlinin masasının üzeirnde bulunan bir kartviziti alır. Daha sonra kart vizitte yazılı adrese girer ve onu şirketin gönderdiğini söyler. Evine gittiği kişi Delysia Lafosse adında çok güzel ünlü bir şarkıcı ve oyuncudur. Delysia, Bayan Pettigrew’in kaldıramayacağı bir hayat sürmektedir. Ancak ilk anda yardım etmekten kendini alamaz. Daha sonra da Delysia’nın yoğun ısrarlarına kapılarak onun yardımcılığını üstlenir. Yapması gerken planlarını kontrol etmek ve Delysia’nın erkek arkadaşlarından kurtulmak için çözümler üretmektir. Miss Pettigrew’in bir gün içersinde tüm hayatı değişir.

Continue reading “Miss Pettigrew Lives for a Day”