Star Trek Into Darkness

Bu filmle aslında Holywood’un son dönem umutlarından olan J.J. Abrams‘ın da kof çıktığını öğrenmiş olduk. Gerçi kendisine ben hiç bir zaman umut bağlamadım. İnsan ne kadar çok destekle girerse işin içine o kadar çabuk batıyor. Zaten yapımcılık dışında Super 8 haricinde iyi bir film görmedim J.J. Abrams’tan. Star Trek Into Darkness’ta tamamen klişelerle dolu bize ekstra hiç bir şey vermeyen bir film. Peki filmde ne var? Aslında ekstra hiç bir şey yok. Kirk kendi kafasına göre takılan biri, Spock mantıklı ve Kutsallarla göre hareket eden biri. İki kişi karakterinden pek şaşmıyor. Gerçi arada Spock’un biraz duygulandığını görüyoruz ama film bundan ibaret. Bunun haricinde bol aksiyon efektler film tamamdır.

The Adventures of Tintin: The Secret of the Unicorn

The Adventures of Tintin için ne söylenebilir bir araya toparlamaya çalışıyorum. Filmin prodüktörleri arasında Peter Jackson‘ın yer alması, prodüksiyona ek olarakta yönetimde Steven Spielberg‘in yer alması zaten filmin gidişatını belli ediyor. Bunlara ek olarak senaristleri arasında Scott Pilgrim vs. the World‘ten Edgar Wright; Attack the Block‘tan Joe Cornish en önemlisi de Coupling gibi bir dizinin senaristlüğü ve yaratıcılığını yapmış Steven Moffat olunca ister istemez filmin göz doldurucu olacağı kesinleşiyor. Tabi böyle bir yazım kadrosu olunca hikeyenin de pek aslına sadık kalmasını düşünemiyoruz. Nitekim filmde bir kaç hikaye başarılı bir şekilde harmanlanarak bize sunulmuş. Aksiyon, şiddet düzeyi çocuk izleyiciler için biraz düşürülmüş. Aynı şekilde diyaloglarda biraz kırpılmış ancak bu kesinlikle rahatsız edici bir seviyede değil. Karşımızda hem senaryo hem kurgu bakımından başarılı bir film var. Film görsel olarak kesinlikle tatmin ediyor. Aslında tatminin de ötesinde bir durum var. Bu zamana kadar çekilmiş en iyi motion capture film diyebilirim The Adventures of Tintin: The Secret of the Unicorn için. En yakın rakiplerini bile sollayacak kapasitede. Animasyonlar oldukça başarılı. Her türlü …

Paul

Simon Pegg ve Nick Frost ismini gördüğünüzde zaten karşınıza nasıl bir film çıkacağını tahmin edebiliyorsunuz. Ancak bu filmde filmi götüren lokomotif Paul adında bir uzaylı. Paul’un bu kadar iyi karikatürize edilmesi filmin izlenmemesine yada bu kadar eğlenceli olmamasına sebep olurdu. Paul gördüğümüz yada görebileceğimiz en ağzı bozuk en dünyalı uzaylı. Paul, bir kaza üzerine dünyaya gelmiş ve insanlar tarafından yakalanmıştır. İnsanlar onu önce teknolojinin gelişmesi için kullanmışlardır. Teknolojinin günümüze gelmesinde Paul’un büyük bir etkisi vardır. Ancak insanların bu konuda Paul ile artık işi bitmiş ve onun fiziksel özelliklerini araştırmak istemektedirler. Tabi bu da Paul’un kesilip biçilmesi demektir. Paul, hastaları tedavi edip ölüleri canlandırabilmektedir. Aynı zamanda da görünmez olabilmektedir. Orada arkadaş edindiği bir ajan onun kaçmasına yardım eder. Paul yıllar sonra evine dönmek için bulunduğu üsten kaçar. Graeme ve Clive ise Comic-Con’a katılmak için ABD’ye gelmiş iki çizgi roman fanatiğidir. Bir karavan kiralayıp Amerika’daki tüm çizgi roman mekanlarını gezmeye başlarlar. Ancak yolda Paul’e rastlayınca kendilerini …

Star Trek

Star Trek serisini bilmeyen yoktur. Hani yaşı yetmeyenler bile adını duymuştur. Açıkşası filmi de izlerken aklıma Sadri Alışık gelmedi desem yalan olur. Onu da saygıyla anıyorum. “Mission: Impossible III”, “Lost” ve “Alias”ın yönetmenlik koltuğundan tanıdığımız, Transofners, Lost, Alias ve merakla beklediğimiz Super 8’in senaristi olan J.J. Abrams yönetmen koltuğunda. Öncelikle belirterek cümlelerime başlamalıyım, 1966 yılından itibaren dünyada tüm insanları ekrana bağlayan dizinin etinden sütünden herkes faydalandı, bu son faydalanma ise diğerlerinden biraz farklı. Eh tabi teknoloji gelişince oyuncakları, efektleri, görselliği daha bir ileriye giderek iyi yorumlanmak gibi bir özelliğe sahip. Bu açıklamaya da ilave etmek lazım ki, bu film öyle ortalardan değilde, tam baştan başlıyor. Yani bu filmi izlemek için, serinin ilk filmlerini izlemeye gerek yok. Bu film, Tüm ekibin ilk tanışma faslını anlatıyor. Film, Spock üzerine kurulmuş biraz da… Tabi filmin beklentisi insan üzerinde yüksek. Bunun sebebi ise son dönemlerin yükselen isimlerinden olan J.J. Abrams’ın az öncede belirttiğim gibi, yönetmen koltuğunda …

Free Jimmy

Norveç yapımı, yönetmenliğini ise Christopher Nielsen’in yaptığı güzel bir animasyon sunmak istiyorum size. Tabi sunmak derken kastım anlatmak. Bu animasyon +18 öncelikle onu belirtmeliyim. Filmde seks, şiddet, uyuşturucu, alkol, küfür, ne ararsanız var. Roy Arnie, Odd, Arnie, Gaz, Flea, Jimmy… Bunlar karakterlerden bir kaçı. Hikaye hayvan koruyucuların bir hayvan barınağına saldırarak tüm hayvanları serbest bırakmasıyla başlar. Film aslında günlük yaşantıya tam anlamıyla katıksız çanak tutmakta. Eylemleri yapan grupta iki kişi hayvanları düşünse de diğerleri sadece macera için bu işe katılmışlardır. Bir gün boş gezenin boş kalfası olan dört arkadaş bir araya gelir. Roy’un dediğine göre bir sirk vardır ve orada ufak ayak işleri yapacaklardır. Zor da olsa arkadaşlar bu işleri kabul ederler. Roy onlara fil Jimmy’nin barınağını temizlemek  ve onun ihtiyaçları karşılayıp onun ile ilgilenmek işlerini verir. Tabi bizim elemanlar elledikleri yeri batıran tipler olarak bu işi de batırırlar. Jimmy’e fazla hareketli olmaması için uyuşturucu hap vermeleri gerekmektedir. Ancak tam gösteri …

How To Lose Friends And Alienate People

Eskileri kurcalamaya başlamıştım dedim ya işte onlardan biri de How To Lose Friends And Alienate People. Araya sıkıştırmazsam uzak doğu filmlerine biraz ara vermek zorunda kalacağım belirtmek isterim. Sebebi belirsizdir ama film Türkiye’de Dost Kazığı adıyla gösterime girmiş. Zaten bazen bu çevirilere anlam veremediğim oluyor. Biri de budur. İzlediğim filmler arasında aslında özel bir yere sahip değil. Buna rağmen diğer filmlerden sıyrılan bir tarafı da var ki bu da filmin eleştirel boyutunun olması. Pardon eleştirel mi dedim, bire bir yansıtan olacaktı… Sidney Young kendi çabasıyla magazin dergisi çıkarmaktadır. Tek amacı doğruları yansıtmak olan Young tüm girişimlerinde başarısızlığa uğramaktadır. NewYork’un en prestijli dergilerinden biri olan Sharp bir gün ona kendisi ile çalışma teklifi gönderir. Young bu teklifi seve seve kabul eder ama gittiğinde karşılaştığı ortam onu biraz hayal kırıklığına uğratır. Tabi sürekli doğrulukla işi olduğu için Young kimse tarafından sevilmemektedir. Eh bir de sakarlığı buna tuz biber olmaktadır. Bir gün kendi …

Back to Top