Transformers: Age of Extinction

Serinin dördüncü filminin yönetmen koltuğunda ilk üç filmden de bildiğimiz Michael Bay var. Filmin senaristi ise yine diğer filmlerden de bildiğimiz Ehren Kruger. Filmde bu kadar ortak payda olunca ilk üç filmle de alakalı bir hikaye karşımıza çıkacak diye umutlandım ancak Age of Extinction ile karşıma çok farklı bir hikaye çıktı. Biraz da yadırgamadım değil. İlk üç hikaye Sam Witwicky karakterinin etrafında dönerken belli bir akış içerisinde ilerliyordu. Bu filmde ise ilk üç filmlerdeki karakterlerin adı bile geçmiyor en ufak göndermelerde bile bulunulmuyor.

The Hunger Games

Suzanne Collins‘in aynı isimli romanından uyarlama The Hunger Games. Kitabı okumadım ama filmin başarılı bir uyarlama olduğunu söyleyemeyeceğim. Hikayenin altyapısı oldukça boş bırakılmış. Olay ve kişilerin derinliklerine fazla inilmemiş. Bu sebepten dolayı film karşımıza sade aksiyon filmi gibi çıkıyor. Gençlerin bir bölgeye kapatılmamasından ve birbirlerini avlamalarından dolayı film bana “Battle Royale“ı anımsattı. Tabi zaman ve hikaye başka bir şekilde ilerliyor. Aslında film birbirlerini avlayan gençler teması üzerine kurulmuş olmasına rağmen çok fazla şiddet içermiyor. ben filmi aksiyon dozunu da biraz düşük buldum. Birbirimizi öldürmek zorundayız edasıyla başlayan film, karakterlerin kimseyi öldürmeyelim tavrıyla devam ediyor. Sonuçta birileri ölmek zorunda. Yönetmen böyle bir olayı dramatize etmeye çalışmış ancak bunda da etkili olamamış. Zaten hikayenin altını dolduramadıkları için bu etkiyi de pek vermiyor. Dramatik yön, iki karakterin aşkı ile ortaya çıkıyor birazda ama esas oğlanın platonik aşkı, esas kızın ise yarışmayı kazanalım tavrındaki aşık yaklaşımı dramatik bir etki bırakmıyor izleyici üzerinde. Tabi ondan sonra gerçekten mi aşık sorusu …

The Lovely Bones / Cennetimden Bakarken

Aynı zamanda Oscar’a aday olan bir film The Lovely Bones. Yönetmen sevdiğimiz saydığımız artık kötü iş yapmayacağını kabullendiğimiz Peter Jackson. Tabi yapımcılardan biri de Spielberg. Film Alice Sebold‘un aynı adlı kitabından uyarlanmış. Kitabı okumadım ama gerçekten başarılı bir uyarlama olduğu zaten izlerken kendini belli ediyor. Tabi film boyunca bana What Dreams May Come çağrışımı yaptı ama sonuçta hikaye aynı diyarlarda gezinince böyle çağrışımların olması gayet normal. Öncelikle belirtmeliyim ki hikayenin kurgulanışı ve oyunculuk gayet başarılı. Film durağan ilerlemesine rağmen görsellik ve işleyiş merak uyandırıyor. Hikaye başarılı bir şekilde gizlenmiş. Film 14 yaşındaki Susie Salmoon’un bize seslenmesi ile başlıyor ve anlıyoruz ki Susie ölmüş ve başından geçenleri anlatıyor. Yıl 1973, Susie okul dönüşü, bir katil tarafından kaçırılıyor ve öldürülüyor. Su tarihten sonra Susie’nin sesinin deldiği dünyayı da görmeye başlıyoruz. İki dünya arasına sıkışmış bir dünyadır bu anlaşılan o ki tamamlanmayan işini tamamlamaya çalışacaktır. Susie kendi dünyasından gerçek yaşamda olup biteni izler. …

Back to Top