Desperation

Yine bir başka Stephen King uyarlaması olan Desperation’ın yönetmen koltuğunda tekrar Mick Garris’i görüyoruz. Desperation 2006 yılında çekilmiş. Bu uyarlama içinde çok iyi bir uyarlama diyemeyeceğim. Bir yerlerde sıknıtı var. Diğer Mick Garris filmlerinde olduğu gibi bu filmde de en büyük sıkıntı kurgu. Tabi Stephen King’in karşık olay örgülü hikayelerini kurgulamak o dar da kolay değil ama sürekli King ederleri uyarlayan birinin de bu tarz hataları sürekli yapmasını da pek anlayamıyorum.

Riding the Bullet

Bir Stephen King uyarlaması da Riding the Bullet. Hikayenin bir özelliği ise ilk kez internette yayınlanması. Tabi biz Türkiye’de King’in e-kitapalarını bulamadığımız gibi bu hikayeyi de ben basılı olarak okumuştum. Hikayeyi King her ne kadar çok sevmemiş olsa da hikayenin anafikri ve işlenişi benim hoşuma gitmişti. Tabi bende merakla yine genelde King uyarlamalarından duyduğumuz Mick Garris‘in filmini izlemeye koyuldum.

Apt Pupil

Apt Pupil Stephen King‘in kısa hikayesinden Bryan Singer tarafından 1998 yılında uyarlanmış. Filmin yapıldığını birliyordum ama Bryan Singer tarafından çekildiğini bilmiyordum açıkçası. Geçtiğimiz günlerde yine Stephen King uyarlamaları izleyeyim diye heveslenince izlemediğim filmlerin bir listesini çıkardım ve izlemeye koyuldum. Bu film de onarın içindeydi. Tabi yönetmenin ismini görünce ilk bu filmi izleyerek başlayayım dedim.

Stephen King – Buick 8 (From a Buick)

Hazır vakit bulmuşken şöyle üç güne üç kitap sıkıştırayım dedim. Üç kitap birden serisi yaptım e hep film olmayacak ya. Zaten son dönem E-kitap okuma merakım biraz sekteye uğradı gibi. Bir kaç kitaba başladım ama devamını getiremedim ama inadım devam edecek o-kitap içine odaklanacağım. Üç kitap birden serisinin ilk kitabı olmazsa olmaz yazarım Stephen King’ti. Kitap ile Buick 8. Kitap ilk olarak 2012 yılında yayınlandı. Bu kitap için King’in en iyi kitabı diyemediğim  ancak yine de King’in o başarılı kurgusu karakterleri kendini hissettiriyor. Kitabın sonunda yazarın otunda belirttiği gibi bu kitap bir ilamla gelen değil, aslında zorlama ile çıkmış bir kitap. Aslında ben kitaptan bir sonuç bekliyordum ama bu sonuca nail olamadım. Bu da beni biraz hüsrana uğrattı diyebilirim. Ancak basit bir hikayenin de nasıl kurgulanıp bir destan haline geldiği bu şekilde gözlerime sokulmuş oldu. Bu da King’in ne kadar başarılı bir yazar olduğunun kanıtı. Hikaye biraz basit desem de …

Stephen King – Doktor Uyku (Dr. Sleep)

Bir kitapta okuduğunuz karakterler yaşamaya başlıyor ve sizde dışarıdan da olsa onların hayatına tanıklık ediyorsunuz. Peki bu karakterler kitap bittikten sonra o şekilde oldukları yerde kalıyorlar mı? Elbette hayır. Stephen King Doktor Uyku’da buna güzel de bir yanıt vermiş. King, Doktor Uyku ile birlikte çocukken bıraktığımız sevimli çocuk Danny Torrance’ın şu an ne durumda olduğunu ve neler yaptığını karşımıza getirmiş. Danny Torrance annesi ile sigortadan aldığı para ile bir süre şehir şehir dolaştıktan sonra para tükenince annesi çalışmaya başlamış. Nihayet büyüyüp çalışmaya başladığında ise güçleri onu daha fazla eline almasın diye, yaşadıklarını unutmak amacıyla da alkole başlamış. Tabi babasından da kaynaklı kısa süre içerisinde Dan alkolik olmuş. Her akşam kendisinde bulunan ışıltıyı bastırmak için içmeye başlamış. babası kadar kötü olmasa da her gün kendisine zarar veriyormuş. Dan işler sarpa sarınca sürekli yer değiştirmekte ve geçici işlerde çalışmaktadır. Yine bir gün yer değiştirir ve bir kasabada işe başlar. Bu kasaba ona …

Carrie

Son dönem Stephen King roman uyarlamalarının pek başarılı olmadığını belirtmiştim. Bu film de aslında aynı statüde. Ancak bu filmi aynı statüye sokmadan önce aslında 1976 yılında çekilen filmin yeniden yapımı diyebiliriz. Çünkü o yıllarda film kitaptan ne kadar budanarak kesilmişse, 2013 yılında çekilmiş bu filmde 1976 yapımı Carrie’den o kadar budanarak yapılmış. Tüm bunları söyleme sebebim de yeni çevrim olan Carrie filminde ilk filmin senaristi olan Lawrence D. Cohen ismine rastlamam. Tabi 1976 yılında çekilen Carrie hala korku sinema tarihinin en iyileri arasında yer alırken bu filmin yanında bu kadar sönük kalması beni hayal kırıklığına uğrattı. Gerçi yönetmen koltuğunda Kimberly Peirce olması sebebi ile ben pek beklentimi yüksek tutmamıştım. Lakin yönetmenin aşina olduğum ve beğendiğim tek filmi olan Boys Don’t Cry‘da biraz olsun meraklanmamı sağlamıştı. Ancak Carrie benim için oldukça düz sıradan bir filmdi.

Stephen King – Oyun (Gerald’s Game)

Stephen King’in 1992 yılınca piyasaya sürdüğü kitap biraz daha gerçeklik üzerine kurgulanmış. Gerilim ve korku açısından çok etkili diyemeyeceğim ancak anlattığı hikaye bakımından başarılı. Hikaye kurgusu, olayların gelişimi oldukça iyi. Ancak ben kitabı okurken sürekli aksiyon bekledim. Bunun sebebi belki de King’in her kitabında onlarca hatta yüzlerce karakterin olması. Bu kitapta ise karakter sayısı oldukça az. Bu da bir yerde aynı hikayenin dönüp durmasına sebep olmuş. Tabi King’in yazım sitili yaşanan bu tekrarların aklımızda iyice yer etmesine olanak vermiş. Jessie Burlingame ve kocası Gerald Maine’deki yazlık evlerine romantik bir kaçamak yaparlar. Gerald yarım gün çalışmıştır ve geri kalan tarım gün ise ayrı bir düşüncesi vardır: aldığı kelepçeler yardımıyla Jessie ile bir seks fantezisi yapmak. İkili her şeyi hazırlar. Gerald, Jessie’yi kollarından yatağa kelepçeler. Gerald oyun oynamaya başlar. Ancak bir süre sonra Jessie bu oyunu devam ettirmek istemez. Ancak Gerald bunu karısı nazlanıyor olarak algılar ve üzerine düşer. Jessie ise ona şiddetle karşılık verir ve …

Back to Top