Under The Dome

Stephen King‘in aynı isimli romanından uyarlama diziyi aylardır bekliyordum. Kitap yorumu da burada.) Dizi yayınlandı ve geçtiğimiz haftalarda sezon finali yaptı. Aslında tek sezon olarak düşünülmüş bir diziydi ancak bilirsiniz ki reyting nelere kadir, filmin ikinci sezonunun da çekilmesi kararı çıkmış ve aslını söylemek gerekirse dizi de çığırından çıkmıştır. Şu an için kitapla tek ortak noktası kubbe kalmıştır. Arada değinilen pembe yıldızlar gibi ufak tefek şeyleri saymazsak. Tabi dizinin kitaptan bağımsız ilerlemesi benim biraz canımı sıktı. İlk bölümlerde karakterlere ve olaylara alışmak bana oldukça zor geldi. Kubbenin inmesinden sonra anlatılan o muhteşem kazalar dizide oldukça sönük kalmıştı. Merakla beklediğim dizi benim için hayal kırıklığından başka bir şeye dönmemişti doğrusunu söylemek gerekirse. Ama Stephen King‘in hatrı için çiğ tavuk bile yenir. Bu sebepten dolayı diziyi izlemeye devam ettim. Tabi kendimi kitaptan soyutlayarak.

Stephen King – 22/11/63

Okunacaklar listesinin başlarında aylardır duruyordu kitap. Başlamıştım ama tatildi, işti, seyahatti derken kitabı ilerletmeye fırsat bulamamıştım. Eh öyle elde taşınıp okunacak türden de bir kitap değil. Malumunuz 816 sayfa kadarcık. Ancak her zamanki gibi hikayenin akıcılığı var. İlk yüz sayfa içerisinde es verdikten sonra geri kalanını üç günde rahat rahat bitirdim. Tabi birde hikayenin okuyucuyu merak ettirmesi var. King artık yazma ustası olduğunu iyiden iyiye kanıtladı. Son dönem kitaplarının tamamı yüksek sayfalı ve aslında hikayeye baktığımızda basit düşünceler görüyoruz kelimelerle oynaması, karakterler, ortam tasvirleri kesinlikle mükemmel. Dediğim gibi aslında hikaye basit ve bilinir hatta yeryüzünde bütün insanların düşündüğü bir şey. Bunu ustaca işleyende Stephen King. King bu kez eğer John F. Kennedy ölmeseydi Amerika’nın, dünyanın hali ne olurdu diye sorgulamış. Aslında kitabı elime aldığımda bende bunu sorguladığını düşünüyordum ama pek öyle değil. Kitaptan aklımda kalan şey “geçmişin inatçı olduğu ve değişmek istememesi” Kitap JFK suikasti çevresinde geçiyor. King ustaca reel karakterlerle …

Stephen King – Maça Kızı (Hearts in Atlantis)

Biraz uzun süreli okudum bu kitabı. Hikaye pek istediğim gibi gitmedi başlarda belkide onlardan. Kitabın adının da Maça Kızı olaması sürekli bir şeye bağlamam gerekiyormuş gibi bir his yarattı üzerimde. Belkide kitaba başlamak için zamanlamam hataydı, belkide çeviri o kadar akıcı değildi. Ancak finale doğru kitaba odaklandığımı ve aslında iyi bir kitap olduğunu anladım. Kitap 1960 – 1999 yılları arasında geçiyor. Hikaye Bobby adına küçük bir çocuğun evine Ted adında yaşlı bir adamın taşınmasıyla başlıyor. Ted bazı kötü adamlar tarafından aranmakta ve aslında o bir uzaylı. Aslında hikayenin gizemli kısmı burada bitiyor. Daha sonraki bölümler ise Amerika’nın Vietnam’a girmesi hak arasındaki farklı görüşlerle geçiyor. Bobby’nin arkadaşları Carol ve Sully’nin etrafında geçiyor. Burada derin bir savaş eleştirisi görüyoruz. Her ne kadar King her yönden hikayeyi anlatsa da savaş karşıtlığı biraz daha ağır basmış. Kitaptan beğendiğim bir bölümü paylaşmak istiyorum. …”Görelim şimdi. Süper Mario Kardeşler’i, ATV’yi, lazerli güdümlü mermi sistemlerini ve krak kokaini icat eden …

Stephen King – Mahşer / The Stand (sansürsüz tam metin)

Kitabı uzun süredir raflarda görüyordum Almak konusunda tereddütteydim. Bunun sebebi kitabın yeni bir pazarlama taktiği olduğunu düşünmemdi. Bir yanım da Türkiye’deki sansür olayına aklım takıldıkça “acaba bizdeki sansür mü” diyordu. Bu merak doğrultusunda kitaba bir elim giderken diğeri gitmiyordu. King’in Bir Aşk Hikayesi kitabının yazısında kitabın cildi ile ilgili bir olaydan bahsetmiştim. Bu kitapta bu soruna karşı Altın Kitaplar’da hediye olarak gelmişti. Elimdeki kitapları bitirdikten sonra okumaya başladım. Eski kitaba baktım da Türkiye de ki ilk baskısı elimdeymiş. Kitap 400 sayfa ancak bu elime aldığım kitap ise 1216 sayfa. Üç katı kadar kalın bir kitapla karşı karşıyayım. Acaba neler fazladır neler eksiktir diye düşünmeye başladım. Bir yanda da King oturmuş bunu yeniden mi yazmış diye düşünüyordum. Ancak açıklamalar yine King’den geldi. Kitabın aslında bu şekilde olduğunu farklı bir şey beklememizi eskisi ile arasında sadece daha çok karakter ve olay olduğunu söylüyordu. Kitap maliyetten dolayı editörlerin hışmına uğramış. Kitabı yıllar önce okumama rağmen, yeni …

Stephen King – Bir Aşk Hikayesi / Lisey’s Story

Kitap biteli uzun zaman oldu ama yazmaya bir türlü fırsat bulamadım. Kısmet bu güneymiş. Yazmak vakit alıyor okumakta bir o kadar. Ben şurada iki satırı bir araya getirmeye çalışırken haftalar, aylar geçiyor Stephen King ise her sene en az 500 sayfalık kitap çıkartıyor. Sanıyorum artık otomatiğe bağladı. Hikayeye bulaşmadan önce kitap yani basım hakkında bir kaç şey söylemek istiyorum. Kitap tüm Stephen King kitaplarında olduğu gibi Altın Kitaplar’dan çıkmış. Aldığım kitap 2007 – 3.Baskıydı. Ancak kitabı okurken 100. sayfada kapak ayrıldı. 300. sayfada üç parça oldu. Durumu Altın Kitap’a bildirdim. Bunun bir hata olduğunu bilgilerimi gönderdiğimde yenisini göndereceklerini söylediler. Ben sadece bilgilendirme yaptığımı yeni kitap istemediğimi söylememe rağmen ısrarla benden iletişim bilgilerimi istediler ve kitabı yanında hediyesi olan Stephen King’in sansürsüz Mahşer’i ile birlikte gönderdiler. Öncelikle bu durum için Altın Kitaplara çok teşekkür ediyorum. Aklıma takılan bir soru ise bir kitabın yarısından fazlası sansürlenir mi yahu? 400 sayfa zamanında okuduğum kitap 1200 sayfa …

Children of the Corn

Stephen King‘in kısa hikayesinin olan Children of the Corn 1984 yılında sinemaya uyarlanmıştı (Nedense ben bu uyarlamayı yazmamışım). Bu uyarlamanın yeni çevrimi ise 2009 yılında, Donald P. Borchers‘dan geliyor. Saygı değer film sitesi IMDB ise bu uyarlama için TV filmi demiş. Zaten film, TV filminin ötesine geçemeyecek bir film. Filmi 1984 yapımı rakibi ile kıyaslamaya çalışırsak, tüm o teknolojisizliğe rağmen, 1984 yapımı filmin daha iyi olduğunu söyleyebilirim. 1984 yapımı filmde Issac karakteri gerçekten insanı gerip sinirlendirirken, 2009 yapımında bundan eser yok. Film hikayenin ve bir önceki filmin verdiği gerilimi tam anlamıyla verememiş. Tabi 1984 yapımı film için de çok iyi bir uyarlama diyemeyeceğim ancak oyunculuk, atmosfer ve çekimlerle insanı filmin içine çekiyor ve meraklandırıyordu. Ancak bu filmde, 1984 yılında çekilen filmdeki saydığım özellikler pek yok. Oyunculuklar oldukça basit. Her iki filmde orijinal hikayeye sağdık kalmışlar. Bu sebeptendir ki, iki filmin de kurguları birbir aynı. Sanki yönetmen, hazır çekilmiş bir filmin, kamera açıları mekanlar da dahil olurmuş …

Back to Top