Etiket arşivi: Steve Coogan

Minions

Despicable Me serisinde Minyonlar gönlüme taht kurmuş, hiç oyunlarla alakası olmayan ben Minions oyununu indirmiş oynamaya başlamıştım. Tabi oynamak derken sadece karakterlere bakıyor, garip sesler çıkarışlarına da gülüyordum. Minyonları izlemek benim için ayrı bir keyifti. Bu filmi de aynı keyfi almak için izledim. Keyif aldım mı, evet aldım ama nedense Despicable Me serisindeki kadar keyif vermedi Minyonlar.

Bunun başlıca sebeplerinden biri sayılarının fazla olmasından çok aslında üç minyonun ekipten ayrılmasıydı. Filmin başında da her birinin ayrı özelliklerinden bahsederken içlerinden birilerini ayırıp onları ayrı bir maceraya atmak bence çok mantıklı bir işi değildi. Lakin yapmışlar. Bende izledim. Okumaya devam et

Night at the Museum: Secret of the Tomb

Serinin üçüncü ve son filmi olduğunu düşünüyorum Night at the Museum: Secret of the Tomb. Bu film aynı zamanda ‘ın da son filmi. Vay be Robin Williams da öldü. Hiç beklemezdim. Yani düzgün nezih bir adamdı. İntihar etmesi çok ilginç geldi bana. Beklemediğim insanlardan biriydi. Bu vesile ile de anmış oldum kendisini. Ben filme döneyim.

Night at the Museum serisini daha önce yazmamışım. Muhtemelen oturup param parça bir şekilde televizyonda izlemişimdir ve gerek duymamışımdır. Geçtiğimiz günlerde sıkılırken çok kafa yormayacak bir şey ararken gözüme çarptı ve izleyeyim dedim. Öyle çok eğlendim, kahkahalara boğuldum mu, hayır ama vakit bir şekilde geçti işte.

Okumaya devam et

Philomena / Umudun Peşinde

Philomena bu senin Oscar ödüllerine de dört dalda aday olmuş ve ancak eli boş dönmüş. Ancak Bafta ve Venedik Film festivallerinden ise en iyi senaryo ödülü ile geri dönmüş. Hikaye etkileyici ve sürükleyici ve Martin Sixsmith‘in The Lost Child of Philomena Lee’nin kitabından uyarlanmış. Tabi kitapta gerçek bir hikayeyi anlatıyor. Yazar Martin Sixsmith, Philomena Lee’nin kayıp oğlunu aramaya başlamasını ve bu esnada başından geçenleri kaleme almış aynı şekilde filmde bunu anlatıyor.

Film 1952’de İrlanda’da Philomena adında genç bir kız aşık olur ve hamile kalır. Ancak bundan sonra kendisine yöneltilen bakışlar değişir ve cezasını çekmek için bir manastıra gönderilir. Burada sürekli çalıştırılan genç kız çocuğunu doğurur. Belli zamanlar haricinde çocuğunu görmesi yasaktır. Günün birinde çocuğu evlatlık verilir. Philomena günümüze kadar çocuğunu arar ancak bir türlü ona ulaşamaz. Okumaya devam et

Percy Jackson & The Olympians: The Lightning Thief

İlk film olan Percy Jackson & The Olympians: The Lightning Thief’i izlediğimden adım gibi eminken blogda bulamamam beni resmen hayal kırıklığına uğrattı demek ki arada izleyip yazmak için kaçırdıklarım oluyormuş ne diyeyim. Tabi ikinci filmi izlemişken ve yazacakken de ilk filmden bahsetmemek olmaz. Çünkü ilk film daha iyiydi diyebilirim. Okumaya devam et

The Look of Love / Ateşli Bakışlar

Festival ön yazısı için tıklayınız

9 Songs filminden tanıdığımız ‘un son filmi The Look of Love / Ateşli Bakışlar. Tabi yönetmen arada film çekmiş ancak ben izlemeye fırsat bulamadım. Şimdi yakınmaya başlayayım mı o kadar yönetmen o kadar, film varken nasıl hepsini izleyeyim diye. Sonuçta benim hobim bu.

Neden birden böyle yakınma işine girdim bilmiyorum ama yönetmen  son filmi olan The Look of Love / Ateşli Bakışlar’da biyografi işine soyunmuş. Seçtiği kişi ise,  erotik dergiler ve striptiz kulüpleri sayesinde “porno kralı” olarak ünlenmiş ve zengin olmuş Paul Raymond’un hayat hikayesinin bir kesimini anlatmakta. Okumaya devam et