t1-8 ek 1 (Taslak)

Eğer hayatımı seçme şansım oldaydı, şimdikinden farklı bir hayat seçeceğimi düşünmüyorum. İyi bir işim var, iyi de bir evim. Çoğul mutluluklara inanmam. İnsan için çoğulluk, beyin kemiren küçük böceklerden farksız. Bu şekilde mutluyum. Yalnız. En azından yaptığım şeyler için başkalarına hesap vermiyorum. Birinin olması demek, kabullenmek demek ve kabullenmek özgürlüğün yitirlmesi anlamına geliyor. Üstlenmiş olduğum bu görev yalnızlığımın bir mükafatı olarak bana verildi. Büyük işler yapanlar hep yalnız insanlardır. Kendimi banyoya nasıl attığımı bilmiyorum, hatırladığım elimle bastırdığım dudaklarımı iyice sıkmış olduğumdu ve elimi kaldırdığımda kocaman bir kırmızılık klozetin içini kapladı ve içinde yüzen et parçacıkları. Yaklaşık yarım saat boyunca içimde ne varsa çıkarmaya çalıştım. Bütün vücudum ağrıyordu. Sol ellimle zorda olsa taaret musluğunu açtım, uzantısından akan su önce kırmızıya boyanmış tişörtümün üzerine daha sonrada suratıma çarptı. Yüzümü yıkadım, daha sonra ağzımı birkaç kez çalkaladım. Ağzımın içindeki kırmızı sıvının ve midemdeki parçaların tamamen bittiğini düşündüğüm anda ayağa kalktım. Başım dönüyordu. Ciğerlerime …

t1-8 (Taslak) (t7 ekstra)

Rüzgar sessizliğe bir bıçak sokmuştu. Şiddetle gözlerimi yere indirdim. Yerde uçuşan toz toprak ayaklarımın arasında dolaşıyordu. Sahi, ayaklarım çıplaktı ve çıplak olduğunu tekrar algıladığım anda içime bir titreme belirdi. Birden bire üzerimden boşanan ter, sırtımdan süzülerek omuriliğimi yol belleyip, kuyruk sokumuma gelerek baksırın kumaşına karıştı. Rüzgardan olsa gerek bütün vücudumdaki hareketleri hissedebiliyordum. Tüylerim diken diken olmuş, rüzgarın akışına flama açmış bekler durumdaydı. Tekerlek sesleri yaklaşmıştı. Sokak hala gözünündeki tek tük yıldızın ve bir kısmı bulutların ardında kalmış ayın ışığı ile aydınlanıyordu. Ellerimi kaldırdım. Gözlerimin hizasına. Nedense onları bile görmekte zorluk çekiyordum. Peki direğin tepesinde onu “babamı” nasıl görmüştüm? Bir yanılsama olduğunu güdüşündüm. O öleli yıllar olmuştu ve bir direğin tepesinde ne işi vardı? İleriye doğru bir iki adım attım. Geri dönüp direğe dikkatle bakmakta kararsızdım. İçimde nedense babama karşı bir ürperti belirmişti. Aslında ondan hiç bir zaman korkmamıştım. Çünkü korkulmayacak kadar neşeli bir insandı ama şimdi nedense şimdi de bir …

t1-7 (Taslak) (bu bölümü çıkardım)

1986 akşamı. Güneş henüz batmaya başlamış. Esen hafif rüzgar, yeni dökülmeye başlamış ağaç yapraklarını küçük daireler şeklinde döndürerek kendince eğlenceli bir oyun oynama çabasına girişmiş. Ben ise evin balkonundan karşıdaki elektrik direğine çıkmış adamı izlemekle meşgulüm. Benim gibi diğer çocuklar da balkonda. Sokakta bir sessizlik hakim. Akşam üstlerinin verdiği huzur. Burası küçük bir sokak. Çoğu kez sessizlik ve sakinlik isteyenlerin toplandığı bir yer. Zaten şehir olarak yüz ölçümü büyük olduğundan, dağınık yerleşimi sebebiyle, böyle küçük, az evli sokakları bulmak mümkün. Aslında şehrin geneline bakıldığında az evli de değil. Sadece belli noktalarda yapılan yapılaşmadan kaynaklanan bir kalabalık. Adam emniyet kemerini iyice direğe dolayarak son kancasını da kemerine taktı. Biraz daha yukarı ya tırmanarak, sokak aydınlatması için kullanılan florasan lambalarının koruma kapağına uzanmaya çalıştı ancak beceremedi. Biraz daha yukarı çıktı. Sol eliyle bu kez kapağa ulaşabiliyordu. Koruma kapağını kaldırdı. Çeşitli malzemelerinde asılı olduğu, kemerin bir köşesine tutuşturdu. Florasan koruma kapağı şimdi aşağıya …

t1-6 (Taslak)

Apartman kapısından sokağa çıktığımda sanki soğuk bir buz kütlesinin içine dalmış gibi vücudumun irkildiğini hissettim. Yavaş yavaş vücudumda soğumaya başlıyordu. Bu soğukluk ayaklarımdan vücudumun geri kalanına doğru yayılıyordu. Ayaklarıma baktım. Çıplaktı. Kendimi dışarıya nasıl attığımı hatırlamıyorum. Üzerimde bir baksır ve beyaz bir tişört vardı. Birden içeriye girip üzerime bir şeyler giyme isteği duysam da aklım hareket eden gölgelerde kalmıştı. Bir adım daha attım. Ayağımı yere koyduğum anda sokak karanlığa büründü. Karanlığın içinde tek görünen sanki üzerimdeki beyaz tişörttü. Kendimi bir an için hedef tahtasıymış gibi hissettim. Hızlı adımlarla sokağa doğru koşmaya başladım. Bulunduğum sokağı aydınlatan tek şey gökyüzünün açık maviliğiydi. Elektriklerin gitmesiyle birlikte doğa daha sesli konuşmaya başlamış, sokaktaki farelerin ayak seslerine varıncaya dek tüm sesler, kulağıma ayrıntılı olarak geliyordu. Birden aklım evimde bulunan eski 45 lik plaklara gitti. İki tanesinin içinde kanarya sesi bulunmaktaydı. Birtanesinin içinde ise su sesi. İnsanlar bunları neden dinlemek isteyebilirdi ki? Rüzgar hızlanmıştı. Bacaklarımın arasından …

t1-5 (Taslak)

Karanlık iyice çökmüştü. Evin arka bahçesindeki üç aydınlatma direğinin verdiği ışık birbirimizi görmemize zor yetiyordu. Bacak bacak üstüne atmış, sol dizinin üzerindeki ayağını yavaşça sallıyordu. Parmakların yarısını örtmüştü uzun, açık mavi renkli, örme hırkası; iki eliyle kahve fincanını sıkı sıkıya tutmuş dudaklarının çevresinde gezdirirken, düşünceli bir şekilde sabit tek bir noktaya bakıyordu. Bakışları donuktu, vücudunun hareketleri de. Dalgalı saçları hafif esen rüzgarda dalgalanıyordu. O kadar rahatsız edici değildi, belki dalgalanan saçlarını farketmiyordu bile. Allaşmış elmacık kemikleri, siyah kocaman gözleriyle ilgi çekiciydi. Birden ilkilerek, gözlerime baktı. Kollarındaki ince tüylerin dikendiken olduğunu hissedebiliyordum. “Beni öldürecek misin?” Beklediğim sözler bunlar değildi. Şaşırmıştım, söyleyeceklerimi hızlıca aklımdan geçirdim. Ama ne söyleyebilirdim ki? “Eğer istersen.” Yutkundu, iri gözlerini üzerimden çekti. Biran olsun içime düşen tereddüt, gözlerini üzerimden çekmesiyle yavaş yavaş son buldu. Sakin ve derin soluk alışverişleri, sanki rüzgarın kaynağıydı. Burnuma nane şekeri kokusu gelmeye başlamıştı. Sanki her yer sessizleşmiş ve birden bire aydınlanmıştı. Hissedebildiğim sadece …

t1-4 (Taslak)

Diğer cinayetlerle bu cinayetin ortak bir tarafı varsa o da makdülün tecavüze uğramasıdır. Ancak diğer olanlardan farklı olarak bu kez ceset uzuvları gövdeden ayrılacak şekilde parçalanmış ve her bir uzuvda katilin spermlerine rastlanmakta. Adli tıp parmak izi ve DNA testlerine başladı. Katilin belli bir kurban profili çizdiğini düşünmüyoruz. Bu herhangi biri olabilir. Elbetteki teşkilatımız bu konu seri cinayetler hakkında kapsamlı bir araştırma yapmakta. Ancak bir görgü tanığının olmaması işlerin yavaş ilerlemesinde bire bir etken. Açıkça şunu da söylemeliyim ki bu tarz bir olayla bu zamana kadar teşkilatımız karşılaşmış değil. Ancak karşılaşmamız bu konular hakkında bilgi eksikliği olduğu anlamına gelmemekte. Olay kısa zaman içerisinde çözülecektir. Gerekirse diğer ülkelerdeki meslektaşlarımızdan yardım bile alabiliriz. Kimim ben? Bu aynadaki? Ben miyim? Sıkıştığımı hissediyorum. Nefessiz kaldığımı. İçiden birşeyler açığa çıkmak istiyor. Bedenim kurdeşenlere yenik düşmüş. Vücudumda hareketlerini hissedebiliyorum. Hamam böceği büyüklüğünde. İnce bir çığlıkla vücudumda dolaşıyorlar. Damarlarımın birer birer şiştiğini görüyorum. Acı bir kaşıntı vücudumda. …

t1-3 (Taslak)

Saat ikiyi beş geçiyordu. Kırmızının egemen olduğu yatak odası sade bir şekilde döşenmişti. Yerler maun renginde parke, yatağın bazası ve ona ait makyaj masası ve sandalyesinin rengi de mauna yakındı. Yalnız odanın kapıdan sol tarafında bulunan küçük giysi dolabının kemik rengi olması kendini bu kırmızı oda da belli ediyordu. Duvarların rengi de mat kırmızıydı. Kapı odanın tam ortasına açılıyordu ve yatak hemen kapının karşısındaydı. Yataktan direkt baktığınızda holün sonundaki duvarı rahatlıkla görüyordunuz. Bu size evin diğer odalarında giren çıkanları kontrol hakimiyeti sağlıyordu. Oda sadece yatağın iki ucunda bulunan duvara asılı kemik renkli abajurdan çıkan kırmızı renkli ışıkla aydınlanıyordu. Oda kendisini ne saklıyor ne de teşhir ediyordu. Güzel olduğunu söyleyebilirim. Yatağın ucunda bir süre bekleyip odayı süzdüm. Onun hakkında bilgi edinecek hiç bir şey yoktu. Sanki bu ev sadece tek günlük sevgilileri için hazırlanmış gibiydi. Hafifçe kıpırdandı. Kırmızı yorganın altından dizinin bir kısmı ve ayağı gözüktü. Beyaz teni bu kendini çok …

Back to Top