Etiket arşivi: Tadanobu Asano

buralarda yokken izlediklerim

Love, Simon (2018)

love, simonKeyifli, eğlenceli, sürükleyici bir film olmuş Love, Simon. Her şeyden biraz var filmde. Gizemi yerinde, dramı yerinde… Süresi bana biraz uzun gibi geldi ama sıkmadan izlettirdi. Filmin dozajı iyi ayarlanmış. Film aslında bir gençlik filmi bu çerçevede hareket ederken ana karakterin içinde bulunduğu durumu açıklaması ve kendisine karşı toplumun tepkisi klasik ama bilinçli bir şekilde aktarılmış.

Ana karakterin içinde bulunduğu durum dedim ana karakteri gay olarak tanımlayıp bunu bir gay filmi olarak lanse etmek istemedim. İçinde yaşanan tüm duygular aslında her heteroseksüelin yaşayabileceği şeyleri yaşaması. Tabi buna internetten yüzünü bile görmediği birine aşık olması dahil. Film Simon ile birlikte yaşanan merak duygusunu da izleyiciye geçiriyor. Aslında konuyu özetlemek gerekirse, Hikaye, gay bir lise öğrencisi olan Simon’ın bu tercihini ailesine ve diğerlerine açıklamasını ve karşılaştığı zorlukları anlatıyor. Filmde abartıdan çok oldukça doğal olabilecek her şey anlatılmış. Filmin en sevdiğim kısmı da buydu.

Yazı giderek uzuyor. Yönetim açısından filmde bir ekstra görmedim. Kurgusu iyi, oyunculuklar oldukça başarılı. Belirttiğim gibi aslında süresi biraz daha kısa olabilirmiş. Evet, film gaylerin o ilk anda kendilerini açıkladıktan sonraki durumlarını, arkadaşlık ilişkilerini anlatmış ama bunu dramatize etmeden eğlenceli bir şekilde yapmış. Film bu konu ile ilgili bir kaynak olamaz ama keyifle izlenebilir. */ Yönetmen: Greg Berlanti Senaryo:  Elizabeth BergerIsaac Aptaker Oyuncular: Nick RobinsonJennifer GarnerJosh Duhamel https://www.imdb.com/title/tt5164432/

Ittefaq (2017)

ittefaqBaşarılı bir Hint gizem – suç filmi Ittefaq. Muhtemelen Türkçeye çevirirsek filmin adını “ittifak” olarak çeviririz. Zaten aynı anlamı taşıyor. Film kendini başarılı bir şekilde izlettiriyor ve kurgusu ile birlikte merak içinde de kalıyorsunuz. Arada klasik Hint danslarında olmaması hikayeye dikkatinizi daha fazla vermenizi sağlıyor. Finalde ise hadi bir ter köşe daha yapalım demişler. Bu olmalı mıydı biraz tereddütte kaldım. Yine de akıcı kendini izlettiren bir filmdi.

Filmin kurgusu oldukça iyiydi zaten gizemi bu şekilde ayakta tutuyordu. İkili sorgulama sahneleri, sorgular arasındaki geçişler ve farklı bakış açıları aslında başkalarının hikayelerini tek taraflı dinlediğimizde nasıl yanılgıya düşebileceğimizi gösteriyordu bize. Bu açıdan da filmi başarılı bulduğumu söylemeliyim.

Başarılı bir yazar eve geldiğinde karısını ölü bulur ve polise haber verir. Polis geldiğinde yazara baskı kurar ve onu cinayeti işlemekle itham eder. Baskı karşısında yazar kaçar ve polis kovalamaya başlar. Yazar sonunda bir apartmana girer ve burada bir kadından yardım ister. Burada bayılır kendine geldiğinde ise polisler evdedir ve bir de ceset vardır. Cesette kadının kocasıdır. Kadın yazarı kocasını öldürmekle suçlar ve her ikisi olayı anlatmaya başlar. Tabi hikaye içinde hikayeler vardır.

İzlenebilecek başarılı bir film. **** Yönetmen – Senaryo: Abhay Chopra Oyuncular: Sidharth MalhotraSonakshi SinhaAkshaye Khanna https://www.imdb.com/title/tt6692354/

The Outsider (2018)

the outsiderFilm kendini izlettiriyor izletmesine de çok fazlada tatmin etmiyor. Jared Leto‘ya bu rol oturmuş mu onda da emin değilim. Evet iyi oynamış, iyi iş çıkarmış ama daha sert yüz ifadeli birisi sanki daha iyi olurdu. Neyse Leto’ta her şeyiyle oynamış ana karakteri ancak karakterde biraz sorun vardı. Evet karakter zaten sorunlu bir karakter ama hakkında en ufak bir şey bile bilmeyişimiz karakteri anlamakta zorlanmamı hatta anlayamamamı sağladı. Yani amacı ne bir türlü çıkaramadım.

Bu bağlamda filmde bir amaç bulamadı. Zaten dışarıdan gelen yakuza, samuray filmi çok izlemişken bu filme gerek var mıydı tartışılır. Her şey bir oyun muydu, Amerikalı abimiz ne ayaktı anlayamadım. Gelen olarak yavaş giden, çekim olarakta pek haz etmediğim film oldu. Kısaca filmin özeti şu şekilde:

İkinci Dünya savaşı sonrası Amerikalı Nick bir Japon hapishanesinde yatmaktadır. Buradaki tek yabancıdır. Neden yatar, suçu nedir bilmeyiz. Bu esnada beraber kaldığı mahkumlardan biri intihara teşebbüs eder ve Nick onu kurtarır. Sonra diğer mahkumla bir anlaşma yapar. Adam harakiri yapacak, Nick onun ölmesine izin vermeyecek, adam hastaneye çıkınca adamları onu kaçıracaktır. Bunun karşılığında da Nick’i içeriden kısa sürede çıkaracaktır. Planlanan olur bir süre sonra Nick kendini yakuzaların içinde bulur hatta kendisi de bir yakuza olur. Tabi onların içine girme hikayesi girdikten sonraki karmaşa hepsi anlatılır. Tabi Nick’e nasıl bu kadar güvendiler de en üst kademeye  kadar çıkardılar o ayrı bir konu. Buna pek anlam veremedim.

Neyse hızla akmayan, son dönem çokta iyi olmayan Netflix yapımlarından biri. Çok boşunuz varsa izleyebilirsiniz. *** Yönetmen: Martin Zandvliet Senaryo: Andrew Baldwin Oyuncular: Jared LetoTadanobu AsanoKippei Shîna https://www.imdb.com/title/tt2011311/

Ghost Stories (2017)

ghost storiesSon dönem izlediğim filmler arasında başarılı bulduğum bir film Ghost Stories. En azından beni biraz olsun şaşırtmayı, bir iki sahnesi ile de germeyi başardı diyebilirim. Ancak ne bir korku filmi olarak korkutucu, ne de bir gerilim filmi kadar geriyor. Biraz dramı fazla diyebiliriz filmin.

Aslında filmin tanıtımından mıdır nedir üç ayrı hikaye izleyeceğimi düşünüyordum filmin başına oturduğumda evet izledim de ama hiç bir hikayenin sonu yoktu. Bu gariplik beni biraz daha filme bağladı. Nihayet final aslında o kısa hikayelerin birbirine nasıl tutturulduğunun açıklaması oldu.

Hayaletlerin varlığını araştıran bir yazar bu işe bulaşmasını sağlayan ve aniden ortadan kaybolan bir yapımcıdan mesaj alır ve onla görüşmeye gider. Adam ona araştırması için üç hikaye verir. Bu şekilde gerekten hayaletler var mıdır görecektir. Bu hikayeleri de biz izlemeye başlarız.

Filmin renkleri, ışıkları, oyunculukları oldukça güzeldi. Bilhassa ışık ve renkleri çok beğendim. Hikaye sevdiğim türdendi ama çok yeni bir şey katmıyordu izleyene. Yine de keyifle izlenebilir. Tavsiye ederim. */ Yönetmen – Senaryo: Jeremy DysonAndy Nyman Oyuncular: Andy NymanMartin FreemanPaul Whitehouse https://www.imdb.com/title/tt5516328/

Early Man (2018)

early manGarip bir Türkçe çeviri örneği var karşımızda yine. Ne alakaysa Early Man, Türkçeye çevrilirken, “Taş Devri Firarda” olarak çevrilmiş. Hadi “taş devri”ni anladım “firarda” ne ya. Filmin konusunda bile firar ile ilgili bir şey yok. Neyse, animasyon da günümüze atıflar çok ama sadece animasyon olduğu için izlenimi keyifli. Yoksa çok başarılı olduğunu söyleyemeyeceğim. Tabi birde ben filmin konusunu direkt Cem Yılmaz’ın AROG filmine benzettim. Onda da geçmişe döndüğü sahnelerde yapılması gerekenler hatta karakterler bile bu filmdekilere benziyordu. Aslında bu şekilde filmi de özetlemiş oldum.

Taş devrinde bir kabile yaşamaktadır. Bir gün bulundukları yerlere garip yaratıklar tarafından saldırı olur. Sonra öğrenirler ki bu saldırı Bronz Çağına geçmiş insanlar tarafından yapılmıştır ve onları topraklarından ederler. Topraklarını geri almak içinse atalarının duvarlara yazdığı ama onların anlam veremediği bir oyun oynamaya karar verirler. Bu oyun futboldur. Ancak ne acıdır ki Bronz çağındakiler futbol konusunda çok iyilerdir. Ancak evlerini geri almak için başka seçenekleri yoktur.

Animasyon tekniği açısından değişik bir şey yoktu filmde. Göndermeler yerindeydi ama çocuklara futbol sevdirelimin ötesine geçmiyordu film. **/* Yönetmen: Nick Park Senaryo:  Mark Burton James Higginson Seslendirenler: Eddie RedmayneTom HiddlestonMaisie Williams https://www.imdb.com/title/tt4701724/

Gon-ji-am (2018)

gonjiamDefalarca izlediğimiz bir konunun Güney Koreliler tarafından tekrarı var karşımızda. Her ne kadar korkutup ürkütmese de fena bir izlenim sunmuyor. Filmde yeni hiç bir şey yok. Yönetim, senaryo, sahneler her biri aslında türdeş filmleri ile aynı. Tek fark ise Korece olması.

YouTube üzerinden yayın yapan bir korku kanalı için yeni bir bölüm hazırlıkları yaparlar. Grubun kurucusu ve beraber çalıştığı üç kişi, internetten izleyicileri olan üç kişi yada alır ve uzun yıllar önce terk edilmiş olan bir akıl hastanesine giderler. Burası için klasik hayalet hikayeleri vardır. Amaçları ise burada canlı yayında bir gece geçirmek ve bir milyon izleyici sayısına ulaşmaktır. Hazırlıklar başlar, herkes toparlanır ve binaya girerler. Her katı gezerek hikayesini anlatmaya başlarlar. Burada bir ruh çağırma seansı da gerçekleştirirler. Daha sonra garip olaylar olmaya başlar. Aslında bu olayların bazıları planlıdır ama bunu sadece ana ekip bilir derken olaylar ciddileşince ortalıkta bir can pazarı başlar.

Çok fazla şey vermeyen oyunculukları iyi klasik bir film var karşımızda. **/* Yönetmen – Senaryo: Beom-sik Jeong Oyuncular:  Seung-Wook LeeYe-Won MunJi-Hyun Park https://www.imdb.com/title/tt8119752/

Deadpool 2 (2018)

deadpoolMarvel’in en sevdiğim ve artık beklediklerini başında gelen bir kahraman Deadpool. İkinci filmini de keyifle izledim. Sanıyorum artık boka saran ve tat vermeyen süper kahramanlar evrenine Deadpool ilaç gibi geliyor. Bilhassa Marvel evreninin ve hayatın öz eleştirisini yapması, seksenlere olan göndermeleri benim filmi keyifle izlemeniz sağlıyor.

Tabi süper kahraman filmi olunca film aksiyonsuz da olmuyor. Her ne kadar aksiyon artık alıştığımız klasik aksiyon olsa da araya sıkışan espriler aksiyonu da izlenebilir kılıyor. Bu sebepten dolayı artık alışılagelmiş aksiyon sahneleri bile keyif veriyor.
Wade mutlu mesut sevgilisi ile yaşarken saldırıya uğrar ve sevgilisini kaybeder. Bunun depresyonu içindeyken birden gelecekten Cable diye biri gelir ve gelecekte azılı bir suçlu olacak bir çocuğu öldürmeye çalışır. Wade Cable’ı yakalamak için bir grup toplar ve işe koyulur. Bu şekilde macera başlar.

Oldukça keyifli bir film Deadpool 2. Tabiki görsel ve senaryo açısından çok bir yenilik içermiyor bazı sahnelerde hata genel bağlamda kopukluklar da yok değil. Yine de kendiyle bile dalga geçen bir film için göz ardı edilebilecek bir durum bu. İzleyin derim. **** Yönetmen: David Leitch Senaryo: Rhett ReesePaul Wernick Oyuncular:  Ryan ReynoldsJosh BrolinMorena Baccarin https://www.imdb.com/title/tt5463162/

Jurassic World: Fallen Kingdom (2018)

jurassic world fallen kingdomBir önceki filmin devam niteliğinde çekilmiş ama onun kadar bekleneni vermemiş bir film. Hikaye diğer filmin enkazından ortaya çıkmış. Toparlanmaya çalışırken de mantıksızlıklar almış başını gitmiş. Tam bir temele oturmayan, basit bir konu etrafında adından nasılsa para kazandırır amacıyla yapılmış bir film olmuş.

Eski parkta dinozorlar hayatlarına devam etmektedir ama parkın bulunduğu bölgedeki yanardağ faaliyete geçmiştir. Bu da oradaki tüm türlerin yok olması anlamına gelecektir. Eski park müdiremiz ise dinozorları koruma derneğinin başındadır. Günün birinde bir teklif alır ve eski dinozorları bakıcısını da yanına alarak parka dinozorları kurtarmaya gider. Ancak orada öğrenirler ki dinozorları korumak için değil satmak için istemektedirler. Tabi bunu öğrenen ekibimiz bunun karşısında durur. Bu esnada bu işi yüklenen şirket askerlerin kontrol edebileceği bir dinozorları üzerinde çalışmaktadırlar. Bunun karşısında duracak olanlarda bizim kahramanlarımızdır. Tabi burada bir diğer hususta devreye girer. Genetik çalışmalar sadece dinozorları üzerinde yapılmamış insanlar üzerinde de yapılmıştır.

Bir sonraki bölüm için ise dinozorları dünyada serbest bırakıldı bu şekilde yeni bölümün nasıl şekilleneceğini gömüş olduk. Muhtemelen insanlar ve dinozorla arasındaki bir savaş olası diğer bölümde.

Nedendir bilmiyorum ama bana film daha çok genç nesil için yapılmış izlenimi verdi. Belki eski Jurassic Parkları aradığımdandır ama World serisinde de bence beklenen etkiyi vermemiş.
Aksiyonu bol ve dinozorları seviyorsanız izleyiniz yoksa genel olarak tatmin eden bir film değil. *** Yönetmen: J.A. Bayona Senaryo: Derek ConnollyColin Trevorrow Oyuncular: Chris PrattBryce Dallas HowardRafe Spall https://www.imdb.com/title/tt4881806/

House of Wax (2005)

house of waxHadi vakit geçsin derken izlediğim bir filmdi House of Wax. Gerçi izleyebildim mi çok emin değilim. Boş boş bakmış olabilirimde. Yani o kadar sarmadı film beni. İşin şaşırtıcı tarafı ise filmde Paris Hilton’un oynamış olması. Oynamış demeli miyim bilmiyorum sanırım on dakika gözükmedi film boyunca. Film 1953 yılında yapılmış aynı isimli filmin yeniden çekimi. İlki ile ilgili bir yorum yapamayacağım ama eminim ki bundan iyidir.

Bir kaç arkadaş tatile çıkarlar derken bir kasabaya varırlar. Kasaba yaşayan bir yer gibi gözükür ama kimse de yoktur ortalıkta. Derken adamın birini görürler. O gençlere yardımcı olmaya çalışır ama aslında anlarlar ki o adam da bir katildir ve kovalamaca başlar. Aslında bir başkası daha vardır o da insanları yakalar ve canlı canlı bal mumuna batırır. Aslında şehrin tüm sakinleri bu haldedir. Bizim gençlerde kendi paçalarını kurtarmaya çalışırlar.

Korkutmaya bunun yanında artı vermeyen boş bir filmdi. Amacı ve nereye gideceği belli değildi. Filmin sonunda bak devamını da getiririz karesi de getirilmiş ama umarım gelmez. Yönetim ve oyunculuklarda pek işe yaramazdı. * Yönetmen: Jaume Collet-Serra Senaryo:  Charles BeldenChad Hayes Oyuncular: Chad Michael MurrayParis HiltonElisha Cuthbert https://www.imdb.com/title/tt0397065/

47 Ronin

Bir Jopon efsanesinden uyarlanmış film 47 Ronin. Filmin yönetmen koltuğunda Carl Rinsch var. Bu yönetmenin ilk filmi. İlk film için fena iş çıkarmamış diyebiliriz. Filmin baş rolünde son dönem Uzak Doğu merakı artan Keanu Reeves var. Aslında film için ne diyeceğimi bilmiyorum. Tamamen gişe için yapılmış aksiyonu bol bir film. Ben tüm oyuncuların Japon olduğu bir filmde ki tarihi bir filmde herkesin İngilizce konuşmasını yadırgadım açıkçası. Tamam olay Amerika’da geçer konuşsun, yada hikayenin kurgusu İngilizceyi içerir konuşursun anladım da bu filme pek oturmamış. Okumaya devam et

Battleship

Filmi anlatmaya nereden başlasam bilmiyorum. Aslında filmi izleme sebeplerimden biride baş rolerden birinde de Rihanna‘nın oynaması. Ama kızcağıza o  kadar yüklenmişler ki, koskoca donanmanın yükü üstünde. Her yerde var, ne askeri olduğu belli değil, ne iş olursa yaparım modunda. Tam tam Türk askeri modunda anlayacağınız. Bir güverteye çıkıp temizlemediği kalıyor. Aslında kadın eliyle onu da başarılı bir şekilde yapabilirmiş.

Battleship bildiğiniz Amerikan milliyetçiliği unsurlarının hepsini içeriyor. Fazlası var eksiği yok. Düşman bu kez, uzaylılar. Amerika dünyayı kurtarma görevini de başarıyla yerine getiriyor. Ancak filmi izlerken sanki bizim Çanakkale Muhaberesinden etkilendiklerini gördüm. Koca top mermisini omuzlarında taşıyorlar. Tabi biz tek kişi taşıyoruz, Amerikalılar beş altı kişi en büyük fark bu.

Hikayede eksikler oldukça fazla. Görselliğe dayanalım, hikayeyi boş verelim modunda yaklaşmışlar filme. Aksiyon olsun süre dolsun. Ancak aksiyonda bildiğimiz gördüğümüz aksiyonun dışında bize bir yenilik vermiyor. Top sakallı uzaylılarımız teknolojinin dibine vurmuşlar ancak hal hareket ve tavırları da bir o kadar aptalca. O teknoloji ile dünyaya inerken uyduya çarpmaları hadi uzayda da bir patlama olsun mantığıyla yapılmış anlaşılan. Hadi bunlar biraz daha bilim kurgu fantezi olabilir diyelim. Nerede görülmüş, Yirmi küsür yaşında askeriyeye katılıp birden bire yüzbaşı olmak. İşte bu filmde var.

Film görselliğe yüklense de aslında bu da pek tatmin edici değil. Çoğu yerde bilgisayar oyunundaymışız tadı verdi bana. Gemi içerisinde, dar alandaki aksiyon sahneleri oldukça mantıksızdı. Tabi biz filmde sadece cesur Amerikan askerini değil, cesur Amerikan vatandaşını da görüyoruz filmde. Olmazsa olmaz iki öğe.

Lieutenant Alex Hopper kendi burnunun dikine giden biridir. Son olayından sonra abisi Stone Hopper onu da kendisi ile birlikte donanmaya yazdırır. Biden zaman atlar. Terfiler üst üste gelmiş, Amerikan Donanması ile Japon Donanması geleneksek tatbikatlarını gerçekleştirmek üzeredir. Tabi burada Alex ile Japon yüzbaşı Yugi Nagata birbirlerine girerler. Komutanalrı Alex’i ordudan uzaklaştırmak için karar alır. Ancak bu iş tatbikat dönüşünde olacaktır. Tatbikat başlar. Bu sırada tatbikatın bulunduğu bölgeye ve dünyada bazı merkezlere uzaylılar inmeye başlar. Bilim adamları uzayın en uzak köşesine bir mesaj yollamışlardır ve uzaylılar da bu mesaja istineden gelmiştir.

Tatbikatın ortasında ortaya çıkan bu uzaylıları gemi personelleri tatbikatın bir parçası olduğunu sanırlar ama aslında bir istilanın ortasında olduklarını öğrenirler. Uzaylılar bulundukları bölgeyi manyetik bir alanla ablukaya almışlardır ve kimse dışarı ve içeri girip çıkamamaktadırlar. Abluka içerisindeki gemiler ise uzaylılarla savaşmaya başlar.

Filmin kalanı patlama aksiyon. Sonuç zaten ortada. Amerikan askerleri dünyadan bu çok gelişmiş uzaylıları yenerek kovarlar. Yenme kısmı biraz ilginç. Ellerinde gemi kalmayınca sahildeki, yıllardır sefer yapmamış, müze olarak kullanılan gemiyi uzaylılarla savaşma için kullanır. Gerçi müze olarak kullanılan bir geminin içerisinde o kadar mühimmatın olmasına pek anlam verdiğimi söyleyemeyeceğim ama sonuçta Amerikalı bunlar, silaha, topa, tüfeğe hayranlar. Ancak müze gemisinde bizim fırkateylerden daha çok mermi olduğu kesin.

Özetlemek gerekirse film konu olarak tatmin etmiyor. Yok aksiyon olsun, iki üç bomba patlasın, gürültü yapsın, mantık, düzgünlük benim için önemli değil diyorsanız filmi buyurun izleyin derim. Aksi halde yanına yaklaşılmayacak bir film. Tabi böyle filmlerde olan alakasız aşk hikayeleri de bu filmde var ve oldukça gereksiz.

Oyunculuklar sıradandı yani çok bir şey beklemediğim için beklentimi karşıladı. Rihanna’yı sorarsanız bu işi becermiş derim. Ancak kafasında sürekli şapka ve asker kıyafeti ile pek ilgimi çekmedi doğrusu. İnsan bu gibi filmlere aşk koyarken biraz da erotizm koyar değil mi yani? Neyse sonuç olarak gereksiz bir film diyebilirim.

Yönetmen: Peter Berg

Senaryo: Jon HoeberErich Hoeber

Oyuncular:

Taylor Kitsch
Lieutenant Alex Hopper
Alexander Skarsgård
Commander Stone Hopper
Rihanna
Petty Officer Cora ‘Weps’ Raikes
Brooklyn Decker
Sam
Tadanobu Asano
Captain Yugi Nagata
Hamish Linklater
Cal Zapata
Liam Neeson
Admiral Shane

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt1440129/

Ranpo jigoku

 

 

İfade etmesi zor bir film Ranpo jigoku. Bırakın benim ifade etmemi, kendini izleyiciye anlatması bile zor filmin. Herkese hitap etmeyecek cidden zor bir J-Korku var karşımızda. Aslında bu türe korku yakıştırmasını yapmak doğru değilmiş gibi geliyor bana. Uç sinemanın örneklerinden biri Ranpo jigoku. Başarılı bir örnek hemde.

 

Film ayrı yönetmenlerin elinden çıkmış, dört hikayeye dört ayrı yönetmen eşlik etmiş. Ancak bu dört hikaye birbirinden çokta farklı değil her hikaye birbiri ile iniltili. Hikaye ayrımlarında geçmeden filme biraz teknik açıdan bakmakta fayda var. Film görsel olarak oldukça başarılı. Her bir kare hesaplanmış özenilerek çekilmiş. Her bir hikayenin görüntü yönetmeni aynı mıdır emin değilim ama, her biri başarılı.

 

 

Kamera açıları bildiklerimizden aykırı. Köşelere yerleştirilmiş ve sadece belli bir kısmı gösteren görüntü kullanımı filmin gizemine uygun etki bırakıyor izleyicide. Gizemin dozunu biraz daha arttırıyor. Müzikler ve kullanım yerleri de aynı şekilde başarılı. Hikayelerin yönetmenleri farklı olmasına rağmen farklı elden çıkmış etkisi yaratmıyor insanın üstünde.

 

Filmin en etkileyici kısmı ise konusu. Japon Gore sinemasının etkilerini görüyoruz filmde. Bu vesile ile aslında hikayeleri yazan kişilerin ne kadar hastalıklı (!) oldukları konusu da kapımızı çalıyor. Dört hikayenin, dördünün de oldukça başarılı olduğunu söyleyebilirim ancak benim en sevdiğim hikaye son hikaye olan Kasei no unga.

 

 

Aslında filmin tüm hikayelerine baktığımızda anlatılan bir aşk var. Buna bir aşk filmi demek sorun olmaz. Filmde aşkın varlığını sürekli hissediyoruz. İlk giriş sekansından bitişine kadar. Zaten girişten filmin zor bir film olduğu kendini gösteriyor. İlk hikaye Kagami jigoku’da sevgilisi ile yaşadığı tartışma sonunda dozu biraz kaçırılıp öldürülmesi, Mushi’de kadınların güzellik düşkünlüğü ve  mükemmele ulaşmaya çalışan bir erkeğin onlar üzerindeki testleri, Imomushi’de ise savaştan gazi olarak dönen kocasının ellerini kollarını keserek yanından ayrılmaması için onu bir tırtıla çevirme hikayesi, son bölümde Kasei no unga’da ise asosyal bir kişiliğin aşkı anlatılmış.

 

Tüm hikayeler aşkı anlatırken yeniden doğma konusuna da ışık tutmuş. Her bir karakterimiz aslında diğer karakterleri yok ederken yada onların ölümü sayesinde beslenirken yeniden doğmaya çalışıyorlar.  Imomushi’de kocasının tırtıldan kelebeğe döneceğini düşünmesi, Kasei no unga’da ise sevdiği kadını öldürdükten sonra ona hayat vermesi gibi. Diğer iki hikayede başarılı ayna yapan adamın ermiş olduğunun hissettirilmesi gibi…

 

 

Kısaca özetlemek gerekirse, film görsellik, müzikler, kamera kullanımı, anlatım, kurgu ve hikaye açısından oldukça başarılı. Filme tahammül edip bazı sahnelerde midenizin bulanmadığı taktirde oldukça başarılı izlenebilecek bir film. Hatta bu film böyle bir aşk filmi olabileceğinin de kanıtı. Yani hayatta hiç bir şey güllük gülistanlık değil… Kesinlikle tavsiye ederim.

 

Yönetmen:

Akio Jissoji Kagami jigoku
Atsushi Kaneko Mushi
Hisayasu Sato Imomushi
Suguru Takeuchi Kasei no unga

 

Senaryo:

Rampo Edogawa
Atsushi Kaneko Mushi
Akio Satsukawa Kagami jigoku
Suguru Takeuchi Kasei no unga
Shirô Yumeno Imomushi

 

Oyuncular:

Tadanobu Asano Kogorô Akechi; Masaki,
Yûko Daike
Chisako Hara
Masami Horiuchi
Mikako Ichikawa

 

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt0423034/

 

Vital

2004 yılında bir çok büyük festivalde gösterilmiş ve ödül almış bir film Vital. Yönetmen koltuğunda,Tetsuo‘dan da tanıdığımız usta yönetmen Shinya Tsukamoto var. Ancak Shinya Tsukamoto bu kez demir parçaları, mekanik karmaşalardan farklı olarak insan vücuduna, et ve kemiğe değinmiş bu kezde. Aslında film için bir dram diyebiliriz. Shinya Tsukamoto ve dram ikilisi kulağa çok garip gelse de film sonunda bir hüzün bulutu üstünüzü ister istemez kaplıyor.

Filmin vermek istediği aslında insanın hatıraları olmadığında, insan olmaktan çıktığı yönünde. Bu konuda da oldukça başarılı. Ölüm ve aşk üzerine dönen bir hikayede, duygular ve duyguların yoksunluğuna çok güzel değinilmiş.

Hiroshi Takagi bir trafik kazasında bilincini kaybetmiştir. Yanında bulunan kız arkadaşı, Ryôko Ooyama ise ölmüştür. Bu ikilinin ilginçte bir ilişkisi vardır. Hiroshi Takagi geçmişe ait hiç birşey hatırlamamaktadır. Sadece arada sırada, Ryôko ile ilgili rüyalar görmektedir. Ryôko’nun ailesi ise arabayı kullanan, Hiroshi’yi suçlamaktadır.

Hiroshi  geçmişe ait bir şeyler araştırırken tıpa olan merakını keşfeder. Burada pek ayrıntılı olarak anlamadığım nokta Hiroshi zaten tıp öğrencisi midir, yoksa tıpa yeni mi başlar. Sonuçta Hiroshi tıp okumaya başlar / devam eder. Derste gruplara ayrılarak her bir gruba otopsi yapmaları ve organları incelemeleri için, ceset verirler. Hiroshi ve ekibine de bir kadın cesedi düşer. Hiroshi zamanla anlar ki bu ceset, Ryôko’nun cesedidir.

Hiroshi geçmişi hatırlamamaktadır ama, Ryôko’ya karşı hisleri karmaşık hale gelmiştir. Kendisinden başkasının onun cesedine dokunmasını istemez ve kızın ailesi ile biraz daha da yaklaşarak onun hakkında daha fazla şey öğrenmeye çalışır.

Filmi kısaca bu şekilde özelteyebiliriz ancak anlatmak istediklerini kelimelere dökmez zor. İnsan olmak, aşk, ölüm gibi bir çok önemli noktaya başarılı bir şekilde değinmiş.

Oyuncuklar oldukça başarılı. Görüntüler ve çekimlerde aynı derecede. Müziklerde filmle o kadar bağdaşmış ki var mı yok mu anlamıyorsunuz bile. Japon sinemasının izlenmesi gerekenler arasında. Shinya Tsukamoto‘nun bir dramını görmekse ayrı bir zevk.

Yönetmen – Senarist: Shinya Tsukamoto

Oyuncular:

Tadanobu Asano
Hiroshi Takagi
Nami Tsukamoto
Ryôko Ooyama
Kiki
Ikumi

Linkler:

http://genovaninja.blogspot.com/2011/03/vital.html

http://www.imdb.com/title/tt0417243/

http://en.wikipedia.org/wiki/Vital_(film)