Etiket arşivi: Taraji P. Henson

The Karate Kid

Eski Karate Kid fanlarından biri olarak bu yeni Karate Kid bize ne vermiş sormak istiyorum. Hayır aslında bize bir şey vermemiş. Yani Bay Miyazaki’nin yerini kesinlikle dolduramaz. Bu karate Kid kesinlikler yeni nesil için yapılmış bir film.

Gerçek şu ki filmin bire bir uyarlama görmediğim için sevinçliyim. Karakterlerin isimlerin aynı olması direkt eski Karate Kid ile kıyaslama yapmamı sağlayacaktı ancak karakterlerin farklı olması benim bu filmi kıyaslama dışında tutmama sebep oldu. Ancak diyaloglar üzerinde fazla durmuş olmalarına rağmen senaryo üzerinde o kadar da durmadıklarını belirtmek isterim.

Yeni Karate Kid olan 12 yaşındaki çocuğumuz Dre Parker annesinin işi sebebi ile Detroit’ten Çin’e taşınmak zorunda kalır. Tabi bu bir çocuk için alışılması zor bir durumdur. Dre daha Çin’deki ilk gününde bir çocukla tartışır ve çok pis dayak yer. Tabi genç çocuk bunu kendine yediremez ve televizyondan karate dersleri takip ederek öğrenmeye çabalar.

Bu arada belirtmem lazım ki filmin adında bir tereddüt içerisindeyim.Sanıyorum yapımcılar, senaristler ve yönetmenler, önceki filmleri başarısından da pay kazanmak için filmin adını Karate Kid yapmışlar. Bildiğiniz üzre Karate Japon savunma sanatı olup, Çin ile bir alakası yoktur. Filmde de Bay Han, zaten çocuğumuza Kung-Fu öğretmektedir. Yani isim pazarlama taktiğinden aşka bir şey değildir.

Bir tekrar dönelim filmimize. Dre daha ilk geldiği gün başını belaya sokar ve bir ton dayak yer demiştim. Bunun sebebi, Meiying adında yaşıtı bir kızdır. O da zengin bir ailenin kızı ve keman çalmaktadır. Ailesi onu bu o konuda o kadar sıkmaktadır ki, küçük kız ne yapacağını bilemez. Dre ise onunla arkadaş olmaya çalışmaktadır. Bu arada belalılarını gördüğünde direkt yolunu değiştirir onlara bulaşmaz.

Ancak günün birinde anlamadığımız bir sebepten dolayı Dre onları ıslatır. Yarım düzine çocuk Dre’nin peşine takılır. Dre evine kadar kaçar ancak sığınacak birini bulamaz. Tamir işleri ile uğraşan, Bay Han’da ortada yoktur. Tam temiz bir dayak yerken, Bay Han çıkar ortaya. Çocukları bir güzel pataklar. Aslında bunu kendisi de yapmaz birbirlerine dövdürtür kendilerini. Bay Han bu olayı savuşturduktan sonra Dre ona ders vermesi için Bay Han’a baskı yapar. Bay Han dövüşerek bir şey çözülmeyeceğini onlarla konuşup rahat bırakmamalarını söyler.

Dre ve Bay Han çocukların eğitildiği Kung-Fu kursuna giderler. Bay Han, astık, kestik, gözünün yaşına bakmam tarzı eğitim veren kurs hocasıyla konuşur ancak uzlaşamazlar. Bay Han son çare olarak Kung-Fu turnuvasında, kapışmalarını o zamana kadar Dre’yi rahat bırakmalarını isterler. Bu şart kabul edilir. Bay Han bu saatten sonra Dre’ye Kung-Fu öğretmeye başlar. Tabi pek bilindik yollardan değil. Lakin o eğitime Dre’nin başarısını takdir etmek lazım. Hani ben olsam beceremezdim.

Eğlenceli bir film Karate Kid. Film boyunca sizi sıkmıyor. Kamera açıları güzel kullanılmış. Görüntüler insanı sıkmıyor. Biraz da Kung-Gu felsefesine yer verilmiş. Hayatından vazgeçen Bay Han’ın Dre sayesinde hayata bakış açısının değişmesi işin dramatik yönünü körüklemiş. Sonuçta bu bir eğlence filmi, bu konu üzerinde pek kalmamışlar.

Filmin devamının geleceği aşikar. Çok fazla felsefeye dalmadan -ki Jackie Chan‘den bunu beklemem hiç bir zaman- eğlenceli anlar geçirtip, sıkmayacak bir film. Oyunculuklar fena değil. Jackie Chan beklediğmizin dışında oturaklı bir karakter sergilemiş. Dre rolündeki Jaden Smith ise oldukça başarılı. Bu Karate Kid bize global bir  Karate Kid sunuyor…

Yönetmen: Harald Zwart

Senarist: Christopher Murphey, Robert Mark Kamen

Oyuncular:

Jaden Smith Dre Parker
Jackie Chan Bay Han
Taraji P. Henson Sherry Parker

Wenwen Han Meiying

Rongguang Yu Master Li

Linkler:

www.karatekid-themovie.com

http://www.imdb.com/title/tt1155076/

The Curious Case of Benjamin Button

Hazır bu gün Oscar ödülülleri de dağıtılacakken, bir çok dalda ödül alacağını düşündüğüm bir film olan The Curious Case of Benjamin Button‘ı araya sıkıştırmak istedim. David Fincher‘ın Panic Room‘da bana yaşattığı hezimet, Zodiac‘la yerini yeni umutlara bağlamıştı. Şimdi ise  The Curious Case of Benjamin Button yine gözümde yükselişinin bir basamağıdır. Tek sorun son iki filmin de çok uzun olması. 
The Curious Case of Benjamin Button‘u herkes duymuştur. Özellikle hikayeyi anlatamya gerek yok. Film F. Scott Fitzgerald‘ın kısa hikayesinden uyarlanmış. Forrest Gump, Munich gibi filmlerin senaryolarına imza atmış usta isim Eric Roth senaryoya imza atmış Ancak bu kadar usta bir ismin senaryoda hata yapması beni üzemedi değil. anlamadığım bir şey ise nedense son zaman Fincher filmlerinde bilhassa Panic Room’dan sonra bariz senaryo hataları görmüyor değilim. Son dönem filmlerin uzunluğundan kaynaklanan bir gözden kaçmamı bunlar bilmiyorum ama milyon dolarlık senaryoların ve ekibin böyle hatalar yapması biraz canımı sıkmıyor değil. Hadi Amerikan sineması ne beklersiniz diyeceğim ama Fincher abimizin bunu yapması beni gerçekten üzüyor. 
Film yaklaşık üç saat boyunca Diasy karakterinin ölüm döşeğindeyken kızından sakladığı gerçekleri bir günlükten okutmasıyla geçiyor. Nedense kızı annesi hakkında bir çok şeyi bilmemektedir. Mesela annesinin önceden bir balerin olduğunu ve zamanında bir bale okulu olduğunu ve annesinin resimlerini görünce şaşırmasından anlıyoruz. Hatta annesine bunları bana neden anlatmadın diye serzenişte bulunuyor. Ancak ilerleyen sahnelerde görüyoruz ki kız annesinin bale okulunda bale dersi bile alıyor ve oraya gelen gençleşmekte olan babası Benjamin’i görüyor. Hatta hikayeyi anlatırken bunu hatırladığını annesine bile söylüyor. Burada biraz aklım karıştı.
Tabi küçük hatalarına alıştığımız Fincher’a bu konuda birşey demiyorum ama usta isim Eric Roth‘un bunu yapması yadsınamaz…
Film ne filmidir anlayamadım. İzlediğimiz bir aşk filmi mi, yoksa içinde gizem barındıran fantastik bir film mi? Eğer aşk filmi dersek ben aşk filmi statüsünde birşey göremedim. Film biraz “ben imkansız aşklar için yaratılmışım” tribinde ilerliyor. Bu duruma Benjamin’in içinde bulunduğu şartları göz önünde bulundurarak, Diasy’den kaçmasını izliyoruz. Ancak filmde hissetiğimiz kadarıyla Diasy, Benjamin için bir sevgiliden çok bir dost kıvamında. Hatta Benjamin’in ilk seferde Diasy’i neden reddettiğini de anlamış değilim. 
Filmin suratımıza çaptığı bir gerçekte, “evet kardeşim dış görünüş önemlidir” gerçeğidir. Hep deriz ya “şu kafayla şu yaşta” olacaktım diye buyrun burada bir boka yaramadığını görüyoruz.
Şimdi biraz daha toparlamak gerekirse filmi hikaye Benjamin’in başından geçenleri özetleyerek anlatıyor. Yani Benjamin’in duygularına yer verilmemiş. Filmi birazda havada bırakan sebeplerden biri de bu olsa gerek. Kör saatçinin hikayesi, kaptan mike, yedi defa üstüne yıldırım düşmüş adam filme gülümseme getiren detaylar. İzlenesi ve arşivlenesi bir film. En azından benim Fincher arşivine eklemem gerken bir film. Brad Pitt ve Cate Blanchett oyunculuk olarak çok sıkı bir performans göstermemişler. Her ikisi de bildiğimiz klasik güzel oyunculuklarını sergilemiş. En iyi erkek ve kadın oyuncu dalında ödül alabileceklerini düşünmüyorum ama listeye baktığımda tek favorim Brad Pitt. Senaryodan da bir puan kırmıştım. Uyarlama senaryo ödülünüde alamaz sanırım. En iyi film de biraz zor…  İzlemedim ama Slumdog Millionaire bana bu ödüle daha yakın gözüküyor… Yardımcı kadın oyuncu ödülünü Taraji P. Henson‘un almasını beklerim. En iyi yönetmeni de alabilir ama rakipleri kuvvetli… Geri kalanları ise bence süpürür. Ne kaldı ki? 🙂
Oyuncular:
Linkler: