Artık nefes almakta zorluk çekiyorduk. İçimize çektiğimiz hava daha fazla boğuyordu bizi. Çoğu insan rahat nefes alma düşüncesi ile oksijen tüplerine yönelmişti. Bu konuda sektör iyiden iyiye gelişmeye başlamıştı. Artık soğutulmuş hava bile satan vardı. Sıcak insanları evine kapatmış enerji tüketimi hat safhadaydı. Bunu en etkin sebeplerinden biri ise yaramaz bir çocuk gibi rahat durmayan güneşti. Dönemsel yaşanan patlamalar dünyanın düzenini de bozmuştu. En şiddetlisinin ise 2013’te yaşanacağını söylüyordu bilim adamları. Elbette yeni doğumlar, yaşanılan bu değişimlere ayak uyduruyordu. Onların yapıları daha çabuk ayak uyduruyordu yeni dünyaya… Ancak kendim için aynı şeyi söyleyemeyeceğim… Henüz tüplerden kullanmaya başlamış değilim. Her ne kadar kafanın sürekli güzel olma duygusu beni dürtse de deneyeceğimi düşünmüyorum. Nedense kuru maddelerden kafayı bulmak bana biraz tuhaf geliyor. Bu sabah bana yataktan kalkmak zor geliyor. Gözümü her kapadığımdaysa rüyalar içerisinde boğuluyor  buluyorum kendimi. Onlarca olay yaşamama rağmen, zaman bir türlü geçmiyor.

yy. (2)

Akşam karanlığı iyice çökmüştü. Gökyüzü karanlık bulutları hapsetmiş, hararetli bir şekilde oradan oraya savuruyordu. Rüzgar sertleşmeye başlamıştı. Montumun yakalarını havaya kaldırdım, atkımı birazda sıktım. Sıkışan boğazımı rahatlatmak amacı ile yutkunduğumda sıcak bir kütle boğazımdan aşağıya indi. Beni karşılayacak görevliler henüz gelmemişti. Rüzgar bütün sessizliği kendi safına çevirmiş, ağaç yaprakları ile birlikte kıpırdamıyordu sanki. duyduğum derin rüzgardan başkası değildi. İneli beş dakika olmuş beni karşılayacak kişi henüz gelmemişti. Otobüsten ineli sokaktan henüz bir tane bile taşıt gelmemişti. Rüzgarın uzaktan getirdi konuşma sesleri dışında burada insan olduğundan bile şüpheliydim. Sağıma ve soluma yol boyunca baktığımda görüş mesafesinin giderek düştüğünü fark edebiliyordum. Sağ tarafımda tam da eski mezarlığın ortasında bulunan bir sokak lambası yanıp yanıp sönüyordu. Bunun sadece sokak lambalarına özgü bir şey olduğunu düşünüyorum. Yıllardır evimde hiçbir lamba bu şekilde bozulmamıştı… Sağ tarafımda mezarlık olduğu fikri aklıma geldiğinde bedenimi bir titreme sardı. Bunun o an esen sert rüzgarın ürünü olabileceğini düşünerek kendimi …

yy. (1)

Tüm hayatımı iyi bir yazar olmayı düşleyerek geçirdim. Hayran olduğum yazarlar yerine kendimi koymak sanki ayrı dünyaların kapısını açıyordu bana. Aldığım en büyük zevk ise onların hikayelere girişlerini okuyarak yazacağım yeni hikayenin sonunu kurgulamak oluyordu… Mesela bu şöyle bir giriş olabilirdi: “Adam iri gözlerini kadının üzerinde gezdirdi…” Bu girişin bir başı olmalıydı. Neden gezdirdi? Gözlerinin iri olduğu neden belirtilmişti? İşte bu sorulara yanıt ararken yeni bir hikayenin eşiğinde bulurdum kendimi. Evet basit sorular ama bilinç altını tetiklemek için yeterli… Ancak yazmak için gerekli olanlardan biri de zaman. Aslında çalışmak sizi sadece düşünmekten kurtarıyor, az düşündükçe de sosyal ihtiyaçlarınızın sayısı artıyor, çünkü artık gerekli yada gereksizi düşünmek zorunda kalmıyor sizin için düşünenlerin istediği şeyleri yapmaya başlıyorsunuz. Bu sebeple ben de işten uzaklaşmaya karar verdim. Onu terk edecek kadar lüksüm yoktu ama zor da olsa bir ara verebilirdim ve kışın ortasında izin isteyen biri bir patron için bulunmaz bir nimet olsa gerek… …

?? 1

Gözlerimi kapadığım anda beynimdeki tüm sinir hücrelerinin tek bir amaç için savaş verdiklerini biliyorum. Rüya görmek. Çoğu zaman kabuslardan farkı olmayan rüyaların içinde kayboluyorum. Aslında tek amacım kendimi huzurlu hissedebileceğim bir rüya görmek. Belki cennette olmasa da ona benzer bir yerde fikren bir saat geçirmek ve başımı herhangi bir yere yasladığımdaki o yorucu karmaşa… Gözlerim kapanıyor. Nerede olduğumu bilmiyorum. Ansızın geçen karelerin algılanmasıyla meşkul beynim. Vücudumu hissetmiyorum. Ellerimi, kollarımı, ağırlaşmaya başlamış ayaklarım yavaş yavaş kendini bırakıyor. Etrafımda dönen şekiller… Derin bir uğuldamayla, boşluğa düşmüş ruhumun korku ve ilkilmesiyle uyanıyorum, ardından aynı uğultuya karışan bir müzik, uğultunun kaynağının çep telefonum olduğunu çağrıştırıyor bana. “La La” (Cortney Tidwell)yarı nakaratına kadar çalıyor. Ben açmak istemediçe, o da susmaya pek niyeli gözükmüyor. Müzik neyse de şu titreşimin korkunç gürültüsü… “Efendim.” “Merhaba, n’aber? Uyandırdım mı?” Uzaktan gelen kadının sesi, algılarım dahilindeki bir ses tonuna benzemiyordu. “İyiym sen? Evet uyuyordum.” “Bu saatte uyunur mu canım? Bak …

“Kimler geldi?” diye sorarsanız pek bir bilgim yok. Zaten insanların çoğunu tanımakta zorlanıyorum. İlk kez gördüğüm bir insan sanki ikinci kez gördüğümde yüz değiştirmiş gibi geliyor bana. Bunun üzerinde çok düşündüm. Hafızamın kötü olduğunu söyleyemem. Hatta fotoğrafik hafızayım diye övünürüm etrafta ancak bir yüzü ikinci kez gördüğümde hatırlayamamak tüm övünç kaynağımı bir utanç kaynağına çeviriyor. Bu benim ne kadar çelişkili bir insan olduğumun ilk kanıtı olabilir. Elbette büyümeyen küçük yalanlardan ibarette olabilir bu. Büyüme ihtimalini göze alırsak belkide kendimin bile inanacağı bir yalan. Ama insanlar zaten kendilerini korumak için yalan söylemeler mi? Yalan ikinci kişiye taşınca aslında yalan olur… Şimdi anlatacaklarımın doğru olmasına rağmen yalan sayılacak şeylerden. Bir şeyin doğru olduğunu kanıtlamak için herkesin hemfikir mi olması gerekiyor? Evet bunlar doğru, şimdi anlatacaklarım… Belki de gerçeklerin ortaya çıkmaması için söylenen yalan doğrulardan… Ne kadar kafa karıştırıcı… Kışın sonlarına yaklaşmıştık. İş değişikliği, yoğun tempo, hafta sonu kursları derken bedenimin yavaş yavaş, …

birbirimizi ne kadar sevebiliriz daha ne kadar kandırabiliriz bakışlarımızla her şey bizi ölüme götüren (çıkmaza sokan) bir bataklığa dönmüşken

kendimi sana yakın hissediyorum. bazen bir parçanmış gibi. genelde uydurulan hikayelere inanmam yada dilek savuran o elektronik postalara ama içimden geçenlerden biri şu satırların milyonlara ulaşması yönünde.  kimden geldiği belirsiz bir oyunun parçası olsunlar. umutlarımı yitirdiğim anda karşıma çıkacak şekilde.  boşa konuşuyorum. umutsuzluk dilime vurmuş durumda. çoğu zaman koskoca bünyemle ayakta sağlam durduğum sanılsa da, soğuk bir rüzgara bıraktığım gözyaşlarım, ruhumun erimesinin tek sebebi. eğer beden ve ruh bir bütün olarak beni oluşturuyorsa, ruhunu seninle kaybetmiş benin vücudunun hantallaşmamasını bekleyemezsin.  elimizde çok şey vardı. karanlık boyunca sessizce sırasını bekleyen hayaller, büyük bir gürültüyle üzerimize yağdırdığımız umutlarımız. hatırlandıkça iç burkan kitap aralarında ve yansıman zifiri karanlığın çöktüğü yerde yokluklardan ibaret…

Back to Top