The Conjuring

Saw, Insidious ile hayatımıza giren James Wan başka bir korku filmi var karşımızda. Ancak bu film için Insidious’u baz alırsam (çünkü Saw bu iki film arasında farklı bir yerde) bu film biraz daha ciddi olmuş. Insidious’tan B-Movie kıvamı yakaladığımı zaten bahsetmiştim. Bu ciddiyet filmin başarısını da beraberinde getirmiş. Film ile ilgili bir çok yorum korkutucu olduğu yönünde. Tabi ben bu değerlendirmenin dışında tutacağım kendimi. Evet film yer yer korkutuyor olsa da bunu belli klişelerini altında yapıyor. Bu da nasıl olsa olanı biteni tahmin edeceğiz hissi yaratıyor insanda. İster istemez filme bir başka açıyla bakmamı sağladı bu durum.

Source Code

Moon ile gönlümüzde yer aralayan Duncan Jones ikinci filminde de gönlümüzdeki yerinde sabit kalmaya devam ediyor. Adam gibi bilim kurgunun pek fazla ortalıkta dönmediği sinemalarda bir nebze olsun Duncan Jones yaptığı filmlerle gönlümüze su serpiyor. Filmi izlediğimde benim aklıma, Koci Suzuki’nin Ring serisinin son kitabı olan Doğum Günü geldi aklıma. Şimdi okuyucu ne alaka diyecektir ancak kitapta da bir bilgisayar programında yaşama dair şeyler anlatılmakta. Neyse konumuz bu değil… Filmin bir çok filme benzediği konusunda yorumlar var. Tabi konu paralel evren olunca bir çok filmle benzerlik içeriyor. Ancak film teknik açıdan oldukça iyi. Sahne devamlılıkları, kurgu bir çok rakibi filme taş çıkartır. Film finali çok mu sıradan oldum diye düşündüm ancak paralel evren ile ilgili bir film yapıyor ve paralel evrenin varlığına inanıyorsanız filmin bu şekilde bitmesi pek normal. Ancak bir paralel evrenin varlığını keşfetmek için, sürekli aynı olaylarla mı karşılaşmamız lazım o da ayrı bir konu… Colter Stevens bir gün uyandığında kendini bir …

Back to Top