Evil Angel

Erotik bir film gibi başlayıp korkuya göz kırpmaya çalışırken onuda veremeyen erotikte olmayan bir film Evil Angel. Hangi türe sokak hangi film, türüne ait desek bilemedim. Klasik bir konu olmasına rağmen vasatın altında senaryosu, oyunculuğu ve çekimleriyle sadece emeğe saygı için hadi izleyelim filmi diyoruz.

Film bir kadının çırılçıplak bir şekilde kendisi ile sevişmesiyle başlıyor. Bu konuya açıklık getirebilmiş değilim lakin bu kendini okşama seansı sonunda bir erkek olarak konuşayım ekrana yavşamışken, kadının görünmeyen yüzü birden dönüyor, kadıncağız gri bir yaratık haline dönüyor ve bağırıyor. Bu arada adamın birini kaçarken görüyoruz. adam kadınları bu derisi kül gibi görünen kadınlardan görüyor. En son bir hastahanenin çatısına çıkar ve oradan düşer. Polis olayı araştırmaya başlar.

Bu arada 911’e göz atarız. Bıçaklanan insanlar, ölenler, doğum yapanlar derken, birden acil serviste gözü açarız. Tabi olaylar o kadar karışıktır ki, bir an takip etmekte zorlanırız. Acil servise gittiğimizde bir kadının yoğun bakımdan kalktığını görürüz. kalkar ve bir şey olmamış gibi gider. Tabi, bu şahıs böyle iyileştiğinden güzellik olsun diye kalkalar kalkmaz birini öldürür ve kıyafetlerini alır gider. Burada bariz anlarız ki ruh yer değiştirmiş ve intikam almak için ortaya çıkmıştır. Tabi sebebini bilmiyoruz.

Neden öldürdüğünü ne olduğunu bilmiyoruz. Biz intikam diye düşünüyoruz ama olay intikama göz kırpsa da öyle gözükmemekte. Film olaylar hakkında bize bilgi vermediği gibi karışık bir kurguya sahip. Bir an olsun odaklanma problemi yaşayabiliyorsunuz. Acil serviste hikayenin kahramanlarından olduğunu gördüğümüz, bir görevlinin başından geçenlere odaklanırız. Karısı ile sorunlar yaşayan biridir bu. Karısı sürekli onu aldatmasına rağmen, sürekli intihar etmesi, onu adına bağlayan sebeptir. Acil servise getirdiği ama ölen bir kızla da arasında elektriklenme olmuştur. Karısı yine intihar eder ve bu kez ölmeyi başarır.

Bu arada canlanan hayaletimiz, başkalarını öldürürken kendi hayatıda sonlanır.  Bu arada ölen bizim sağlık görevlisinin karısının bedenine geçer ruhu. Adam karısının dönmediğini fark eder ama yanında can veren kızın ruhunun geçtiğini düşünerek, onunla birlikte olmaya başlar. Bu arada olayları takip eden rahip, dedektif gibi biri de bu kadının peşinden gider.

Kadın önüne çıkan herkesi halleder. Bizim Sağlıkçı çocuk kalır tek. Onunla da ateşkes imzalar gibi olur. Kadının insanları neden öldürdüğüne dair bir bilgimiz film boyunca yoktur. Ancak kadının ilk halini biliriz, fahişelik yapmakta ve çok kötü biridir. Öldükten sonra bu kötülüklere devam eder. Ama bu cinayetlerle bedenini mi besler yoksa ne olur bilmiyoruz.

Korku filmi olmasına rağmen korkutmayan bir film. Bir iki sahne dışında mide bulandığınıda söyleyemem ki onlarda sıradan. Lilith’in efsanesine bir bakış atmaya çalışmış. Ancak çalışmış o kadar. İyi bir konu çıkabilecekken bu çıkmış karşımıza. Görsel olarakta filmde görebileceğimiz tüm şeyler daha seksenleri korku filmlerinde klişe olmuş sahneler. Biraz daha erotik olsaydı izlenebilir miydi diye soruyorum kendime. Ancak bence vaktim kıymetli diyenler es geçebilir filmi.

Senaryo ve Yönetmen :Richard Dutcher

Oyuncular:

Ving Rhames Carruthers
Ava Gaudet Carla

Kristopher Shepard Marcus

Richard Dutcher Martineau
Marie Westbrook Jenny

Jontille Gerard Josie

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt0892051/

Piranha 3-D

Şu filmden çıktıktan sonra, bizim toplumumuzun hangi kesimden olursa olsun cinsel öğeleri / objeleri /organları gördükten sonra gülmeye başladıklarını düşünmeye başladım. Tabi bu sadece tek filmle vardığım bir kanı değil. Tabi merakta ediyorum kişilerin cinsel yaşamı nasıl oluyor diye, sanıyorum baya bir kahkahalıdır. Neden böyle bir giriş yaptım? Bu tür bir görüntü geldiğinde herkesin kahkaha ile gülmesinden. Kızların gölde çıplak yüzmeleri, yada adamın penisinin kopması çok mu komik? Ah akabindeki sahne için bir şey diyemem…

Filmimize dönelim. Yönetmen Alexandre Aja‘yı The Hills Have EyesMirrors filmlerinden tanıyoruz. Bu filmde de yönetmenin, vasat olmayan işler başardığına şahit olmuştuk. Prihana için de aynı şeyi söyleyeceğim. Vasat olmayan bir film Pirhana. Filmin en büyük özelliği ise 3D olması. Ancak burada biraz duraksayacağım. sanıyorum film sonradan dijital ortamda boyutlandırıldığından olsa gerek, diğer sanal boyutlandırmalarda gördüğüm sorunu bunda da gördüm.  Filmde üçüncü boyut, dışa doğru değil içe doğru. Yani bir çerçevenin içinde olan biteni izliyormuşsunuz gibi. Tabi bu size o beklediğiniz hissi vermiyor.

Filme geri döndüğümüzde, filmde gitmeden önce yorumlara bakmış ve büyük bir çoğunluğun, filmin pornografik ve erotik öğelerden ibaret olduğunu duymuştum. Tabi erotik yada pornografik 3D’de izlemek ayrı bir deneyim olacaktır deyip biraz daha hevesli sinemanın yolunu tutum. Açıkça söylemek gerekir ki, beklediğimi bulamadım. Klasik Amerikan korku filmlerinde karşılaştığımız, erotikliğin bir adım önüne çıkmıyor film. Eğer bir yaz filmi çekiyorsanız da bu hep vardır.

Film Victoria gölünde meydana gelen bir deprem sonucu, yer altında bulunan bir gölün, yeryüzündeki gölle birleşmesini anlatıyor. Tabi gölün birleşmesi ile birlikte, yüzlerce prehistorik pirana gölde cirit atmaya başlar. Bizim izlediğimiz hikaye ise bu piranaların orada bulunan halka yaşattığı dehşet. Filmimiz oldukça basit bir senaryoya sahip ve o kadar çok mantı hatası mevcut ki senaryo ve kurgu olarak hiç bir şey vermiyor.

Sadece dersleri ve ailesi ile alakalı gibi görünen kasaba şerifinin oğlu Jake, kasaba sahilinde dönen büyük eğlencelere bir türlü gidemez çünkü sürekli küçük kardeşlerine bakmak zorundadır. Hoşlandığı ve söyleyemediği bir kız vardır ayrıca, hatta kız da ondan hoşlanmaktadır. Bir gün Jake, kız kardeşini kurstan almaya gidinde hayatının fırsatı ile karşılaşır.  Meşhur bir porno / erotik film yapımcısı ona bu gölü gezdirmeleri için para önerir. E işin sonunda para ve kızlar olunca ki bu zaten kendi içine kapanmış, Jake için geri tepilmeyecek bir fırsat olur. İşi kabul eder, tek sorun ise, çocukları evde yalnız bırakmaktır.

Kardeşleri ile pazarlık yapar, onlara para öder ve evden ayrılmamalarını tembihler. Tabi çocuklar onu dinler mi balık tutmak için göle açılır karşıda kayalıklara gittikleri zaman ise kayıklarını iyi bağlayamaz ve orada mahsur kalırlar… Gördüğünüz gibi gayet sıradan bir hikaye ilerler durumda. Bu arada Jake’in annesi şerif Julie ise, bu sismik hareketleri inceleyen bir ekip ile olayın kaynağına iner. Araştırmacılar bu dev yer altı gölünü görür ancak felaketlerin de anlaşılmasına sebep olurlar. Artık polisin olaydan haberi vardır. Bunun üzerine gök kenarındaki halkı uyarmak için harekete geçerler. Ancak halk nasıl oluyorsa polisi pek sallamaz. Tabi felaketler başlar. Tabi alkol ve erotizmin dibine vurulduğu sahilde elinde tabela ile Tanrının onları cezalandıracağından bahseden bir gurupta görürüz. Filmimiz bu saatten sonra, “siz azdınız Tanrı da sizi cezalandırıyor” akışı alır. Filmin aksiyon sahneleri arasında ben bu ellerinde tabelalı kişileri görmedim sanıyorum onlar iman gücü ile kurtarıldı.

Polisi takmayan halk piranaların saldırısına uğrayınca neye uğradıklarını şaşırır ve hepsi can havliyle kaçmaya çalışırlar. Tabi piranalardan kaçış yoktur büyük bir kıyım başlar. Burada aslında es geçilmeyecek bir konuya da yer verilmiş. İnsan panik haldeyken, başka insanların yaşamasını pekte sallamıyor, bunu görüyoruz. Film de dikkatimi çeken bir konu ise polisin o balıklara, o kargaşa da silahla ateş etmesiydi. Tamam bir nebze onları anlıyorum ancak karaman Amerikan polisinin, bir kayık motorunu söküp onlarla piranaları doğrayıp daha sonra piranalara yem olmasına ne demeliydi. Burada çıkarıyoruz ki Amerikan polisi her daim kahraman…

Sahilde böyle can pazarı yaşanırken Jake açıklarda teknede eğlencenin dibine vurmaktadır. Tabi işin tek kötü tarafı, o hoşlandığı ancak inkar ettiği kızında kendisine inat tekneye binmiş olmasıydı. Bunun haricinde her şey çok mu çok güzeldi. Alkol, kadınlar, daha ne olsun ki… Aslında burada takılmamız gereken bir konu da artık porno /erotik sektörünün ne kadar ayaklara kadar düştüğü. yani artık rahatlıkla her yerde her şekilde bu işin yapılabildiği. Her ne kadar insanlara bu kısımlar “aaa ayıp” şeklinde gelse de yönetmenin gönderme yapmaktan çekinmediği bir nokta.

Her şey güzelce giderken Jake uçan memeliyi kayda alırken birden o adacıkta kalan kardeşlerini görür. Onları kurtarmak için gitmeleri gerektiğini söyler. Ancak yönetmen kişisi onu biraz hırpalayacak derken, Jake annesinin şerif olduğunu söylemesi ile işler değişir ve çocukları almaya giderler. Bu arada kayalıklara takılan tekne baymaya başlar. Suya inememektedirler piranalar cirit atmaktadır. Jake annesini arar ve durumlarını izah eder. Annesi onlara yardıma gelir.

Aslında filmin en absürt sahneleri burada başlar. Gelen küçük bot neden batan yata çok yaklaşamaz. Uzatılan ipe neden herkes aynı anda biner, korkuluk kırılınca başka korkuluğa takılan ipi insanlar hala üzerindeyken Jake neden tutmaz… Bunları da es geçiyorum, Jake içeride kalan kızı sadece suyun altından girerek kurtarabileceğini söyler. İpi beline bağlar ve yatın üstünden aşağıya iner ancak ön taraftan değil yan taraftan. Yani ip önce korkuluklardan geçer yatın üstüne gelir, sonra yan korkulukların arasından geçerek aşağıya iner. Su kayağı yapmak için kullanılan bir ipin bu kadar uzun olması ise ayrı bir konu. Velhasıl Jake kızı kurtarır ve iple çekilmeye başlar. Ancak  yatın üzerinden değil, direk altından çekilmiştir ip. Onu da geçtim, kayalıklar yüzünden yaklaşamayan bot onları çekerken, bizim elemanlar hiç kayalıklara denk gelmemiştir. Hiç bir yerleri yaralanmamıştır.

Filmin beni gülümseten kısmı ise birden karşımda Christopher Lloyd‘u görmem. Kendisi bir akvaryum işletmecisi olarak çıkıyor karşımıza. Bu arada o kadar su darbesine aldırmayan telsizler ile haberleşmelerini es geçmeyeyim. Film bitti bitecek derken, akvaryum işletmecisi, piranaların aslında daha yavru olduklarını söylemesi ile büyükleri nasıl sorusuna hemen gelen cevap oha dedirtiyor insana. Tabi bu son filmin devamına da göz kırpıyor.

parçalanma sahneleri oldukça başarılı bir film. yeni piranaları sevdiğimi söyleyebilirim. Oldukça güzel özenle çizilmiş. Ancak film 3D diye özellikle sinemaya gitmeye gerek yok, pekala normal bir şekilde de izlenebilir. Ancak sinemaya gerek var mı evde izlesek ne olur sorusuna da çekimser kalırım. Hiç bir artısı olmadığını belirtmek isterim. Bol kanlı parçalamalı, sıkmayan yaz filmi…

Yönetmen: Alexandre Aja

Senaryo: Pete Goldfinger, Josh Stolberg

Oyuncular:

Richard Dreyfuss Matt Hooper
Ving Rhames Deputy Fallon
Elisabeth Shue Julie Forester
Christopher Lloyd Mr. Goodman
Eli Roth Wet T-Shirt Host
Jerry O’Connell Derrick Jones

Steven R. McQueen Jake Forester
Jessica Szohr Kelly
Kelly Brook Danni

Linkler:

http://piranha-3d.com/

http://www.imdb.com/title/tt0464154/