The Hunger Games: Mockingjay – Part 1

İkinci filmde de bir düşüşün olduğunu beni pek tatmin etmediğini belirtmiştim. Aynı tatminsizlik bu filmde de beni sardı. Zaten finali ikiye bölmenin tek mantığı bunun üzerinden daha fazla para kazanırızdan başka bir şey değil. Diğer izleyiciler de benimle aynı düşünüyor olacak ki her bölümde filmin IMDB puanı düşmüş. Açıkçası filmi bir kaç hafta önce izlememe rağmen aklımda film ile ilgili bir şey kalmadı. Ama daha eski izlediğim filmleri hatırlıyorum. Demek ki bu film hakikatten olmamış bir film. İlk iki film oyunlar üzerinden dönerken bu kez hikaye gerçeğe, bir ayaklanmaya tanık oluyoruz. Yada bu ayaklanmanın şekillenmesine. Belirttiğim gibi bu film sadece arayı uzatalım filmi olmuş. Jennifer Lawrence iyi oyuncu ama ben filmler arasında kıyaslarsam bu filmden o diğer iki filmden izlediğim oyun zevkini alamadım. Performansı bence düşmüştü. Tabi asıl savaş sahnelerinin filmin ikinci bölümünde olacağı söyleniyor ama karşımıza nasıl çıkar bilmem ama bu bölüm sıradan bir dizinin herhangi bir bölümü gibiydi.

The Hunger Games: Catching Fire

Başarılı bulmadığım devam filmleri arasında The Hunger Games: Catching Fire’da var. İlk film olan The Hunger Games‘te de bazı sorunlar olduğunu ve başarılı bir oyuarlama olmadığını belirtmiştim. Hikayede oldukça fazla eksiklikler vardı. Bu eksikliklerin üstüne The Hunger Games: Catching Fire’da bir şeyle inşa etmeye çalışmış ama bu inşa çalışmasında da bir çok havada şey var. Yani pek mantık yürüyemiyorsunuz. Bu filmde de yönetmen değişikliği yaşanmış. İlk filmde hem senaryoya katkısı olan hemde yönetmenlik koltuğunda oturan Gary Rose bu filmde yok. Yerine Constantine ve I Am Legend gibi filmlerden tanıdığımız Francis Lawrence oturmuş yönetmen koltuğuna. Bu iki filmde de gördüğümüz yönetim dağınıklığının The Hunger Games: Catching Fire’e de ekti ettiğini görüyoruz.

Now You See Me

Transporter 2, The Incredible Hulk, Clash of the Titans gibi filmlerden tanıdığımız yönetmen Louis Leterrier‘in son filmi Now You See Me. Film Türkiye’de “Sihirbazlar Çetesi” adıyla gösterime girmiş. Şöyle arkanıza yaslanıp sorgusuz sualsiz bir film izleyeyim diyorsanız bu film son dönem yapılan filmler içerisinde birebir. Ancak çını da belirtmeliyim ki film her ne kadar akıcı ve soru işretleri uyandırarak gitse de kafa yorduğunuz zaman bol bol soru işaretleri bırakıyor arkasında. Ancak nasıl olsa filmdeki karakterler sihirbaz/ilizyonist deyip pek kafa yormuyorsunuz. Bunu bilen yönetmenler de işin bu kısmına odaklanmışlar. Cümlelere başlamadan önce belirtmek lazım ki filmde sağlam bir kadro var. Sırf bu kadro için zaten film izlenir. Bu açıdan oyunculuklar konusunda pek bir sıkıntı yok. Bir iki karakter oturmamış sadece. Hikaye de iyi ama kurgu o kadar karışık yapılmış ki bazen takip etmekte zorlanıyorsunuz. Tabi yapılan şovları, kullanılan malzemeleri ve efekleri gördüğünüzde karakterlerin bunları nasıl yaptığı soru işareti sürekli aklınızda dolaşıyor.

Seven Psychopaths / 7 Psikopat

Oldukça eğlenceli bir izlenim ve kurguya sahip bir film Seven Psychopaths. Eğlenceli dediysem de komedi değil elbette. Bildiğiniz düşündüğünüz psikopatlar filmde mevcut. !f İstanbul’da Galalar arsında karşımıza çıktı ve aslında Türkiye’ye çok geç geldiğini düşünüyorum. Şu ana kadar izlediğim en iyi festival filmi diyebilirim Seven Psychopaths için. Yazar, yönetmen, senarist Martin McDonagh‘in ellerinden çıkmış bu işte. Kurgusu sık dokunmuş başarılı bir film. Öncelikle filmin adının beni yanılttığını söyleyebilirim. Beklediğim yedi psikopat beni tam olarak tatmin etmedi. Filmin ilk yarım saatinde de zaten aksiyon ve psikopatlılık hat safhadayken film iyi yolda beklediğim gibi gidiyor derken birden beni yanıltmaya başladı. Tabi bu yanılma aklımda kurguladığım filmi suya düşürürken karıma apayrı izlenimi zevkli bir film çıkarttı karşıma. İyi kide böyle olmuş demedim desem yalan olur.

Zombieland

İnsan Zombieland ismini görünce ister istemez kendini bir korku filmi ile karşılaşacak diye şartlandırıyor. Film hakkında pek bir araştırma yapmamışsanız korku filmi olarak izlemeye başladığınız film bekleneni vermeyince size gülmeye de pek adapte olamıyorsunuz. Ben filmi izlerken komedi faktörünü bilerek izledim ancak ne yalan söyleyeyim öyle sinema sitelerindeki gibi, çok yüksek seviyede komedi unsuruna rastlamadım. Filmin ilk on beş – yirmi dakikası oldukça eğlenceli ve aksiyonu yüksek geçiyor. Ancak sonrasında aksiyon yer yer artsa da ilk dakikalardaki dozajı tutamıyor. Devam eden sahneler ise bilindik Amerikan esprileri üzerine kurulmuş. Görselden çok diyalog olarak karşımıza çıkıyor bu espriler. Filmin sonrası ise ailesini bulma umuduyla yola koyulan gencin hayatta kalma ve yolda edindikleri arkadaşlarını anlatmakta. Tabi yolda arıza birini ve kendine sevgili olacak güzel bir kızı bulur. Yol boyunca ekipteki kişilerin geçmiş hikayelerini görürüz. Bunların içinde en iyisi yine Columbus adlı baş kahramanımızın başından geçen olaydır. Kızlar tarafından şans yüzüne gülmeyen Colombus güzel bir …

Management

Bugün size Amerikan sinemasının romantik komedi diye yutturduğu bir filmden bahsetmek istiyorum size… Ben filmde ne romantik bir yan ne de komik bir yan görebildim. İzlerken sadece boş boş ekrana bakmam “ee n’oluyoruz” demem cabası. Filmin baş rolünde Jennifer Aniston oynuyor. Fİlmin mantığı ise bu yönde ilerliyor. Biz Jennifer Aniston‘ı filmde oynatalım nasıl olursa izlenir. Bu mantıkla yola çıkarak,zaten senarist olan yönetmen, senaryo ve çekim olarak kendini hiç kasmamış. Ne ilginç bir olay ne de, çok güzel anlatılan bir aşk hikayesi var ortada. Üstüne üstlük oyunculukta berbat… Göze batantek oyuncu ise her rolün altından kalkmayı başaran, joker insan Woody Harrelson. Filmde Woody Harrelson ve iki köpeğinden başka izlenecek bir şey yok… Sue sanat eserleri satan bir satış elemanıdır. İşi gereği sürekli gezmektedir.  Bir gün gittiği küçük bir kasabanın birinde konaklamak için bir motele gider. Motelde kendi yaşlarında anne ve babası ile yaşayan otel sorumlusu Mike ile tanışır. Mike ilk görüşte …

Defendor

Filmi izlerken aslında biraz da Syoo-peo-maen-i-sseo-deon Sa-na-i gelmedi desem aklıma yalan olur. Ancak film onun kadar etkileyici ve komik değil ama vermek istediği mesajı da yerine ulaştırmış. Tabi kıyaslamaya girmemek lazım, filmler sadece ana fikir olarak birbirlerine benziyor. Filmde biraz tür karmaşası mevcut. Filmin gişe amaçlı yapılmadığı belli. Toplumsal bir olayı irdeliyor. Karakterler olsun oyunculuk olsun oldukça başarılı. Ne yazık ki filmdeki bir eksik olayların çok yavaş ve sıkıcı ilerlemesi… Hatta filmin başlarında bu nasıl bir saçma film diye aklınızdan geçiriyorsunuz. İlerleyen dakikalarda ise film sizi kendine çekiyor. Filmde Woody Harrelson başarılı bir oyunculuk çıkarmış. Arthur bir fahişenin oğludur. Annesi bir gün gider ve bir daha geri dönmez. Arthur dedesi tarafından büyütülür. Yıllar sonra tek başına  ve kimsesiz kalmıştır. Küçüklükten beri okuduğu çizgi romanların etkisinde kalmıştırda. Annesinin kaptan endüstri tarafından öldürüldüğünü düşünmektedir. Bu sebepten dolayı, gündüz yol işçisi gece ise azılı suçlularla savaşan Defendor adında bir süper kahraman olur. Tabi …

Back to Top